Seyfullah Koyuncu
Seyfullah Koyuncu

Dik duramayanlara, pısırıklara, korkaklara…

Bugün yazımın giriş satırlarını ben yazmayacağım. Manisa’da Felsefe Öğretmeni Ramazan Avuşmak’ı “Atatürk’e hakaret etti” iftirasıyla tutuklatan müdür yardımcısına ithafen sosyal medyada adeta bir manifesto olan bu satırlar, konunun özünün anlaşılması için çok doyurucu biçimde kaleme alınmış…

Önce Eğitim Bir-Sen için yazılan bu satırları size aktarıyorum…

Eğitim Bir-Sen'e önemli çağrımızdır!

Bu paylaşım, Ramazan Hoca zulmünü sosyal medyadan takip edip klavye başında milleti suhulete davet eden Eğitim Bir Sen isimli sendikaya yardımcı olmak amacıyla yapılmaktadır!

Manisa’da 10 kız öğrenciyi organize edip Felsefe Öğretmeni Ramazan Avuşmak’ı “Atatürk’e hakaret etti” iftirasıyla tutuklattığı iddia edilen müdür yardımcısını yakından tanıyın;

Okuldaki Ramazan ayı etkinliklerine öfke kusan, azılı İslam Karşıtı, İsrail ve CHP propagandacısı, LGBT savunucusu, azılı Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AK Parti düşmanı, takıntılı feminist olarak çevresince bilinen ve sosyal medyada paylaşılan Aynur İstanbul isimli şahsı araştırın ve olayın peşine düşün!

5816 zırhını kuşanarak mütedeyyinlere zulüm ve zorbalık yapan bu ve bunun türevi sözde eğitimcilerin daha fazla "28 Şubat"vari zulümler yapmalarını önüne geçin ve bu gibi varlıklarla mücadele edin, beklemeyin hemen şimdi harekete geçin!

Sendikacılık sadece aidat toplamak ve pankart sallamak değildir! Halka size işini öğretmesine müsaade etmeyin!

Valla ne yalan söyleyeyim; bu satırları yazan arkadaşlar çok kibar ve sakin bir şekilde tepki göstermiş. Oysa benim içimden Eğitim Bir Sen’e dair neler neler demek geçiyor da kendimi tutuyorum!

Ramazan Avuşmak günlerdir tutuklu bir şekilde içeride yatarken, Ramazan Bayramı zehir olmuşken, pısırık bir şekilde köşeye çekilip, kendisi hakkında tutuksuz yargılama kararı verildikten sonra ancak cesaretini toplayıp, suya sabuna dokunmayan bir açıklama yapma cesaretini gösteren Eğitim Bir Sen’e dair diyecek çok şey var.

Beni yakından tanıyanlar bilir, bu konuda diyecek inanın çok sözüm vardır ama ahirete bıraktım…

Hele bir de Ramazan Hoca'nın oğlunun ifadesini okuyun, olayın arka planını anlamanız açısından önemli:

Babam okulda Ramazan etkinlikleri yapmak istedi. Ancak okul müdür yardımcısı, ‘Okulda İslam’la, Ramazan’la alakalı şeylerin ne işi var?’ diyerek buna karşı çıktı. Asıl kavganın sebebi de buydu.

Babam, Sanat Felsefesi dersinde öğrencilerden sanatla alakalı özlü söz söylemelerini istemişti.

Ardından tahtaya, ‘Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır.’ sözünü yazdı.

Öğrencilerden biri, ‘Hocam, bu Atatürk’ün sözü değil mi?’ diye sordu. Babam da, ‘Hayır, bu söz Atatürk’ün değil. Atatürk’ün sanat felsefesiyle ne alakası var, o askerdir.’ dedi. Bunun üzerine öğrenciler, ‘Siz Atatürk’ü sevmiyor musunuz?’ diye sordu.

Ardından bazı öğrenciler müdür yardımcısına giderek derste yaşananları anlattı. Müdür yardımcısı da bunu fırsata çevirip çocuklara baskı yaparak dilekçe yazdırdı.

Yazdırılan dilekçelerin hepsi birbirinin aynısıydı, adeta tek elden çıkmış gibiydi. Çünkü hepsi tek bir kişinin yönlendirmesi ve baskısıyla yazdırıldı.

Dilekçe yazan öğrencilerin 10 tanesi kız, 1 tanesi erkek. Müdür yardımcısı kızların üzerinde daha kolay baskı kurabileceğini düşündüğü için onları kullandı.

Birkaç öğrenci ifadesini geri çekmek istese de Müdür yardımcısı yalan beyanda bulunmaktan suçlu bulunacaklarını söyleyerek öğrenci velilerini korkuttu.

Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, 5816 şemsiyesinin altına sığınarak, şerefli bir öğretmene zulüm yapılmasına ortam hazırlayan bir durum mevcut.

Ramazan Hoca'nın bu yaşında eline kelepçe takılması, çocuklarından ayrı kalması, vicdanları yaralamadı mı? Hem de Ramazan arifesinde…

Eğer Ramazan hoca için bir avukat ordusu toplayamıyorsa, bu işe gözü kara bir şekilde dalamıyorsa, sosyal medyadaki bir kaç duyarlı insan kadar cesaretli davranamıyorsa, Eğitim Bir Sen’e de gerek yok bence. Kapatalım gitsin…

Pısırıklara, korkaklara, dik duramayanlara, cesaretsizlere, birilerine yaranmaya çalışanlara diyecek çok söz var ama ben yazımın sonunda Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya Türküsü şiirini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Belki bir anlam ifade eder…

İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakarya’m, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda ne rütbe var ne de mal,
Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşiyle ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Seyfullah Koyuncu Arşivi