• Konya9 °C

Alev Ayyıldız

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Yumurtanın Sosyolojik Hikmeti

23 Aralık 2011 12:56

Bireyin kendine en çok güvendiği, egosunun tavan yaptığı yıllar üniversiteye ilk başladığı dönemlerdir. Geçmişten bir parçası getirilen mütevazilik, bu süreçte dibe vurur. Her ne kadar son senede iş telaşı ve ne yapacağım korkusu sarsa da insanı, hayallerle ve uçuk hedeflerle dolu üç yıl zaman vardır.

İlk yıllarda öğrencilerin egolarının yükselmesi geçmiş yılların etkisinden kaynaklanır. Üniversiteyi kazanma maratonu, dershane rantı ve her yıl değişen sınav sistem yüzünden bu denli abartılınca, sınavı kazanmak dahi başlı başına büyük bir başarı olarak görülür. Ne de olsa milyonlarca kişinin arasından çıkıp buralara gelmek her yiğidin harcı değildir(?)

Hal böyle olunca, ilk günlerdeki yabancılık çekme birkaç ay sonra yerini gizli bir kibre bırakır. Kişi tüm çevresini  ona hizmet için yaratılmış olarak görür. Hele birde aileler sürekli çocuklarının üniversiteyi kazanmasıyla övünüyorsa, abartılı gururu haklı bile kabul edilir.

Eğitim sohbetleri ve kazanmak için harcanılan emek o denli dillendirilir ki üniversite okumak, ülkemizde yapılan en önemli uğraş haline gelir.

Ne iş yapıyorsun sorularına,  yüksünmeden okuyorum cevabı verilir. Öğrencilik başlı başına bir “İŞ” olarak görüldüğü için, yirmili yaşların ortalarında dahi aileye madden yük olmak normal algılanır.

Koca koca insanların hele ki erkeklerin her ay ailesinden para istemesini anlayamam. Halbuki küçükte olsa bir iş bulmak, hem ekonomik olarak rahatlatır hem de üretmenin, topluma faydalı olmanın hazzına varılır.

Ama buna gerek yoktur. Aile gerekirse ceketini satar, çocuğunun kimi zaman şımarıklığa varan para istemelerini teşvik ederek, elinde avucunda ne varsa gönderir. Özellikle sosyal bölümlerde derslerin biraz daha kolay olması, para probleminin halledilmesiyle birlikte öğrenciyi boşluğa sürükler. Okeye dördüncü aramak ve sevgili bunalımlarına girerek boşluğu doldurmaya çalışır.

Daha bilinçli talebelerde vardır. Ders çalışma dışında sosyal aktivite olarak, derneklere üye olup, sertifika alıp, kurslara gitme gibi sevimli zararsız hobiler edinirler. Bir kısma ise bu meşguliyetler yetmez. Hedef büyütülür, siyasetle uğraşılıp ülke kurtarılır.

Öğrencilik yıllarında kendi çapında vatan kurtaran(?) biri olarak söyleyebilirim ki, söylemleriniz hatta davranışlarınız ne denli ateşli olursa olsun, bir arpa boyu yol gitmeniz mümkün değildir.

Çünkü trajik komik bir gerçek var ki ailesi göndermese ekmek dahi alamayacak bir insan, kendine faydalı olamazken  ülkeyi nasıl kurtarır?. Muhakkak ki toplumdaki siyaset dahil hiçbir konuya yabancı kalınmamalıdır ama işi sovenistliğe dökmek hem absürt hem de boş bir uğraştır.

Son dönemlerde üniversitelerde siyasilere gösterilen tavrı bu düşünceler eşliğinde izledim. Sırf asi gençlik imajına bürünmek için saygısızlığı hak aramayla çoktan karıştırmış bir kitle gördüm karşımda.

Yalnız, yumurta silahını kuşanmış bu arkadaşlar bilmelidir ki devlete saygı, devlet büyüğüne hürmet, edepten gelir. Okulunuza gelecek, sizinle deneyimlerini paylaşacak bir siyasiye, düşüncesi ne olursa olsun saygı göstermek, insan olmanın gereğidir.

Edepsizlik ölçüsünde protesto etmek, insana hele ki öğrenciye yakışmaz. Burhan Kuzuya atılan yumurtalarla başlayan, Taner Yıldız, Egemen Bağış ve Yusuf Ziya Özcan’a gösterilen gereksiz protestolar, herhangi bir sorun çözmekten öte hala nasıl bir zihniyetin eğitildiğinin açık kanıtıdır.

Üzücü diğer bir tarafta bu yapılan çirkin eylemlerin Türkiye’nin en saygın üniversitelerinde gerçekleşmesidir.

Bilimsel projelerden ziyade eylemlerle adını duyurmaya başlayan ODTÜ gibi bir okulun talebeleri okulunda protest gençlik imajı çizmek istiyorlarsa bunu siyasi kovalamakla, yada yumurta atmakla yapmasınlar. Kendi okullarının öğrencisi olan ASELSAN’lı mühendislerin haklarını aramakla işe başlamalıdır.

Türkiye için oldukça önemli projeler gerçekleştirilen ODTÜ’lü mühendislerin intihar komedisi adı altında öldürülmelerini protesto etsinler. Her türlü komploya karşı olan yumurtacı arkadaşlar, devlet kurumlarını bu denli araştırmayı seviyorlarsa mühendislerle ilgili açıklamaların birbirini neden tutmadığını sorgulasınlar.

CHP’nin gözdesi Canan Arıtman’ın eşinin İzmir bölgesindeki önemli masonlardan biri olması, ASELSAN’daki masonik lobilerin etkisi ve bu konuyla olan bağlantıları araştırıp sorumluları protesto etsinler.

Yani “Polis defol üniversiteler bizim” deyip özellikle AK Partili siyasetçileri hedef alarak bir yere varmaya çalışmasınlar. Çünkü hiçbir sonuca ulaşamazlar, en fazla bilmeden ya da bilerek hizmet ettikleri ülke düşmanı yapılanmalara piyon olmaya devam ederler.

Bu arada CHP uşak milletvekili Dilek Hanım’ı tüm yüreğimle kutlamak istiyorum. Kendisi konuyla ilgili meclise gensoru verdi. Araştırmadan bir şey çıkacağına dair gerideki derin bağlantıları düşününce pek umudum yok. Ama kim olursa olsun bu konuyu dillendiren, mühendislerin kayıplarına hala üzülebilen ve onlar için gözyaşı döken birilerinin olduğunu bilmek güzel.

Selamın ve duaların en güzeli, ülkesi için, inancı için ve insanlık için mücadele eden tüm bilim insanlarına olsun

Selam ve dua ile

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • Hakim, boşanma kararını otoparkta verdi
  • "FETÖ, eğitimdeki zafiyetlerden yararlandı"
  • 'FETÖ, futbol ile ciddi şekilde ilgilendi'
  • Genç öğretmenlerin mezuniyet coşkusu
  • Ilgın'da ramazan pidesine zam yapılmadı

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA