• Konya17 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye demokratik istikrarı sağlamıştır
11 Kasım 2014 Salı 18:06

"Türkiye demokratik istikrarı sağlamıştır"

Başbakan Davutoğlu, "Türkiye demokratik istikrarı sağlamış bir ülkedir. Önemli olan istikrarın demokrasiyle sağlanmış olmasıdır" dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Çevremiz siyasi istikrarsızlıklar içinde, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olabilir ama bu çevre ülkelerin halkları bizim kardeş halklarımızdır ve onların ekonomik alanda ihtiyaçlarını karşılama gücüne de kudretine de sahip olan yegane devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Burada önemli olan Türkiye'deki siyasi istikrarın muhafazasıdır" dedi.

Davutoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Geçen haftayı önemli hamlelerle doldurduklarını belirten Davutoğlu, ekonomide yapısal dönüşüm stratejini açıkladıklarını hatırlattı. Türkiye'nin son 12 yıl içinde olağanüstü bir ekonomik performans sergilediğinin altını çizen Davutoğlu, bu performansı "Yeni Türkiye" anlayışı ile reel sektör odaklı olarak güçlendirme kararlılığında olduklarını söyledi.

Hükümetlerinin kurulmasının ilk günlerinde ilgili bakanlıklara reel sektörü canlandıracak, Türk ekonomisinde gelecek perspektifini somut eylem planları ile tanımlayacak geniş kapsamlı bir reform paketi hazırlanması talimatı verdiğini aktaran Davutoğlu, bu çerçevede iş dünyasında da büyük kabul gören, yapısal dönüşüm programını ilan ettiklerini anlattı. Programın ilk 9 sektörünü reel sektör ağırlıklı olarak ve 457 eylem planı ile kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Davutoğlu, buradaki temel amacın Türkiye'nin ekonomik kalkınmasında ana odağı oluşturacak olan üretim kapasitesinin artmasını sağlamak, ARGE ve inovasyon programları ile Türkiye'deki emek yoğun sektörlerden teknoloji yoğun sektörlere geçiş çalışmasını yürütmek ve öncelikli programlar çerçevesinde ülkenin ekonomisindeki altyapı gücünü daha da kuvvetlendirmek olduğuna işaret etti.

Programda daha önce açıklanan öncelikli alanlar hakkında bilgi veren Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Enerji, sağlık, havacılık, uzay, otomotiv, raylı sistemler gibi çok değişik alanlarda ciddi bir hamle dönemini başlatmış bulunuyoruz. 12 yıldır ülkemizin ekonomik alanda katettiği mesafe ve başarı hikayesi herkesçe malumdur. Şimdi buna reel sektörü canlandıran bu hamle ile yeni boyutlar kazandırıyoruz. G-20 zirvesi'nden sonra döndüğümüzde inşallah makro ekonomik dönüşüm programlarından ibaret olan 8 madde, sektörel dönüşüm programını ve sosyal boyut ağırlıklı ayrıca 8 sektörel dönüşüm programı ile aslında bu paketin bir bütünlük içinde 2023 Türkiye'sine gidişin ana unsurlarını tespit etmiş olacağız."

Davutoğlu, planın G-20 ülkeleri arasında daha önce alınmış kararlar çerçevesinde gerçekleştirilen ilk örnek yapısal dönüşüm stratejisi olması bakımından da bütün dünyanın dikkatini çektiğini söyledi.

İşadamlarının programı benimsemesi beni memnun etti

Başbakan Davutoğlu, hafta içinde Bursa'da Sanayi ve Ticaret Odası üyeleriyle bir araya geldiğini, haftasonu da Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun yeni yönetim kurulu ile görüştüğünü hatırlattı. Dolayısıyla açıklanan programı işadamlarıyla da kapsamlı bir şekilde paylaşma imkanı bulduğunu belirten Davutoğlu, "Gerek Bursa gibi gerçekten sanayi alanında Türkiye'nin öncü şehirlerinden biri olması hasebiyle Bursa gibi son derece önemli, bu program açısından önemli, ilimizde gördüğümüz canlılık ve bu programları sahiplenme, gerekse Dış Ekonomik Kurul'un bir bütün olarak bu programı benimsemesi beni ziyadesiyle memnun etti" diye konuştu.  

Bir ülkenin, devletin ve hükümetin makro stratejik planlaması ile şirketlerin kendilerine özel planlamalarında bir bütünlük olduğunda ekonomik hamlelerin başarıyla gerçekleşeceğini vurgulayan Davutoğlu, "Ama devletin makro stratejik, makro ekonomik programları ile şirketlerin yapıları arasında uyumsuzluk olduğunda Ankara'da alınan kararların hayata geçirilmesi imkanı kalmaz" dedi.

AB ile ekonomik ilişkilerimize çok boyutlu bir nitelik kazandırmak zorundayız

Küresel ekonomik krizden sonra bütün dünyada bir taraftan son derece dikkatli bir süreç takibi yaşandığını diğer taraftan da Türkiye gibi vizyon sahibi ülkelerin kriz sonrasına hazırlanma çabasında olduğunu ifade eden Davutoğlu, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun geçen aylarda yeniden yapılandırıldığını ve bu yeniden yapılandırma çerçevesinde de makro ekonomik stratejik hedefler konusunda istişare imkanı bulduklarını söyledi. Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Kendilerine de ifade ettiğim gibi Türkiye'nin önümüzdeki dönemde dış ekonomik ilişkilerinde üç ana boyut çok ciddi bir sıçrama yapma zarureti var. Birincisi, Avrupa Birliği sathında özellikle Avrupa'da yaşanan kriz sonrasında ortaya çıkan yeni tabloyu değerlendirerek, AB ile ekonomik ilişkilerimize çok boyutlu bir nitelik kazandırmak zorundayız. Şirketlerimizin Avrupa'daki her bir gelişmeyi takip ederek orada etkin bir rol üstlenmeleri bizim için önemlidir.

Yine yakın havzalardaki şirketlerimizin geçmişte, özel sektörümüzün, girişimcilerimizin, ciddi iş potansiyeli bulduğu alanlardaki siyasi sarsıntıları da istişarelerde değerlendirdik. Bu siyasi sarsıntıların ötesinde bütün girişimcilerimize, işdünyasına buradan bir kez daha sesleniyorum; Türkiye'deki yeni üretim hamlesinin önemli pazarları yakın havzalardır. Bu siyasi sarsıntıları istikrara kavuşması durumunda ortaya çıkacak yeni konjonktürü de en iyi değerlendirecek olan Türk girişim dünyasıdır. Bu çerçevede kendilerine de söylediğim gibi; çevre havzalarda, Ortadoğu'da, Balkanlar'da, Kafkasya, Orta Asya'da siyasi istikrarsızlıklar ne boyutta olursa olsun, buradaki ekonomik çıkarlarımızı koruyacak bir perspektifi sürdürecek ve buralarda kesinlikle Türk ekonomisi ile bu havzaların bütünleşmesi yönündeki çabalarımızı güçlendireceğiz."

Irak'a ziyaret düşünüyorum

Davutoğlu, bu kapsamda bu ay içinde Irak'a bir ziyaret düşündüğünü, ardından da Irak ile Yüksek Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyi'ni tekrar canlandırmak üzere Irak Başbakanı'nın da Türkiye'ye geleceğini aktardı. Aralık başında Atina'da Yunanistan ile Yüksek Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyi toplantısı yapacaklarını ifade eden ve "Aynı şekilde Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin de Aralık başında Türkiye'ye gelecek" diyen Davutoğlu, Azerbaycan ile olan ilişkilerin de güçlü bir eksene oturduğuna dikkati çekti.

Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Çevremiz siyasi istikrarsızlıklar içinde, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalmış olabilir ama bu çevre ülkelerin halkları bizim kardeş halklarımızdır ve onların ekonomik alanda ihtiyaçlarını karşılama gücüne de kudretine de sahip olan yegane devlet Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Burada önemli olan Türkiye'deki siyasi istikrarın muhafazasıdır.

İşadamlarımızla, özel sektörle geçtiğimiz hafta yürüttüğüm temaslarda kendilerini bir hususu bir kez daha vurguladım; Türkiye son derece kritik iki seçim süreci yaşadı, önümüzde de 2015 seçimi var. Ama girişimcilerimize buradan bir kez daha ifade ediyorum; Türkiye'deki siyasi istikrarı bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. 30 Mart seçimleri öncesinde 'Türkiye acaba bir türbülans girer mi?' diye frene basan yabancı çevreler ya da yatırımcılar ya da Türkiye'de iş dünyasındaki, belki bazı kaygılarla ortaya çıkan tereddütlere mahal yoktur. Türkiye demokratik istikrarı sağlamış bir ülkedir. İstikrar eğer otoriter yapılarla sağlanırsa ekonomi orada hayat alanı bulamaz. Önemli olan istikrarın demokrasi ile sağlanmış olmasıdır. Gerek 30 Mart mahalli seçimleri gerekse 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve daha sonra yaşadığımız gelişmeler gösterdi ki Türkiye'de demokrasi kökleşmiştir ve demokratik istikrar sağlam zeminlere oturmuştur. Bu demokratik istikrarın da garantörü AK Parti'dir. AK Parti'nin denklemde olmadığı bir Türk siyasi hayatının istikrara kavuşması mümkün değil." 

Davutoğlu, hükümet olarak 2015 seçimlerine giderken kısa dönemli popülist uygulamalar içinde olmayacaklarını belirterek, hiç bir zaman da böyle bir yaklaşım içinde olmadıklarını söyledi. "AK Parti hiçbir zaman kısa dönemli hesap yapmamıştır, hiçbir zaman seçim kazancı üzerine ekonomik politika yürütmemiştir" diyen Davutoğlu, kent ekonomileri bazında gerçekleştirdikleri programların bile uzun vadeli olduğuna işaret etti.  

İş dünyamızın önünü açmaya çalışıyoruz

Ekonomik ilişkiler konusunda AB ve komşu havzaların yanında üçüncü alan olarak Afrika, Latin Amerika ve Doğu Asya açılımlarını seçtiklerini kaydeden Davutoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Afrika açılımımızı, daralan Avrupa piyasasının, sıkıntılar içine girmiş Ortadoğu ve yakın havzalardaki piyasaların getirdiği problemleri aşmak için son derece öngörülü bir şekilde yeni bir ekonomik havzası olarak tanımladık. ve kesinlikle Afrika'da geçici değiliz, kalıcı olacağız. Latin Amerika'daki, Doğu Asya'daki ilişkiler onlar da kalıcı olacaktır. Biz hükümet olarak iş dünyamızın önünü açmaya çalışıyoruz. Önlerindeki tabiri caizse vize gibi, ticaret, gümrük kısıtlamaları gibi mayınları temizleyerek çok güvendiğimiz dinamizmini, Türkiye'nin dinamizmin olarak gördüğümüz işdünyamızın küresel ekonomik alana daha rahat bir şekilde girmesi çabası içindeyiz" diye konuştu. 

Davutoğlu, verilerin ekonominin çarklarının güçlü şekilde döndüğünü gösterdiğini belirterek, ihracatçılara ve sanayicilere teşekkür etti.

Başbakan Davutoğlu, hafta içinde Bursa'da 21 yeni eseri halkın hizmetine sunduklarını, İstanbul'da da Aksaray-Yenikapı metro hattının açılışını yaptıklarını belirterek, özellikle bu hattın ulaşımdaki önemini vurguladı. İstanbul'un yeraltında da Avrupa ve Asya'yı birbirine bağladığını ifade eden Davutoğlu, bu hizmetlerle gurur duyduklarını söyledi. Davutoğlu, "Bizim dönemimizde İstanbul'da 141 kilometre metro hattı, raylı sistem hattı yapıldı. 2019'a kadar 466 kilometreye çıkacak. 2023'e kadar 779 kilometreye çıkacak" değerlendirmesinde bulundu. Davutoğlu, bu hizmetler yapılırken İstanbul'un tarihi dokusunun da korunduğuna dikkati çekti.

"Hiç kimsenin bu topraklarda ayrımı körüklemesine izin vermeyeceğiz"

Hacıbektaş'ta Aşure gününe katıldığını anımsatan Davutoğlu, "İkrar vermeye, destur almaya gittim" diye konuştu.

Davutoğlu, Başbakan olduktan sonra Hz. Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran'ın mekanını ziyaret ettiğini söyledi. Davutoğlu, "Emir Sultan, Ebu Eyyub El Ensari, Ertuğrul Gazi, Şeyh Edebali, Seyyid Burhaneddin Veli...Hepsi ortak bir mirası bize taşıyan erenlerdir. Horasan erenleridir. Biz ortak miras içinde herhangi bir mezhep ve meşrep ayrımını esas alan bir politikayı temelden reddederiz" şeklinde konuştu.

İki ay içerisinde  ziyaret ettiği her mekanda tarihten beslenen bu güçlü mesajı, o mekanlarda duymanın, hissetmenin kendisine büyük bir azim ve kararlılık verdiğini vurgulayan Davutoğlu, şöyle devam etti:

"Tarih de millet de şahit olsun ki bu topraklarda bu iman tohumunu eken, bu medeniyet tohumunu eken bütün bu erenlerin  mirasına sahip çıkmak en ulvi görevimizdir. Hacıbektaş'taki, Nevşehir'deki bütün vatandaşlarımıza, kardeşlerimize, dostlara, canlara, erenlere beni bağırlarına baktıkları için bir kez daha selam ediyorum.

Bizim için Hacı Bektaş-ı Veli ile Hz. Mevlana arasında bir fark yoktur. İkisi aynı güzel kaynaktan beslenen muhabbet pınarlarıdır. Hz. Mevlana'ya Konya'da gösterdiğimiz muhabbetle Hacı Bektaş-ı Veli'ye Hacıbektaş'ta gösterdiğimiz muhabbet aynı hissiyatın ürünüdür. İlk defa bir Aşure günü vesilesiyle Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmak bana büyük bir gurur vermiştir.

Bizim AK Parti olarak takip ettiğimiz 12 yıllık siyasetin temeli, bütün vatandaşlarımız arasındaki muhabbet bağlarını güçlendirmek, devletimiz ile vatandaşlarımız arasındaki aidiyet bağını tahkim etmektir. Bir devlet iki şeyle kaim olur. Vatandaşları arasındaki ortak kültür bağı, manevi bağ, tarihdaşlık ve vatandaşlarının bütünüyle devlet arasındaki ortak vatandaşlık, eşit vatandaşlık bilincidir. Bu aidiyetler zayıfladı mı ülkeler çözülmeye, dağılmaya başlarlar. İşte Irak işte Suriye. Biz bir taraftan çözüm sürecini bir barış projesi, bir daimi kalıcı kardeşlik projesi olarak hakim kılmaya çalışırken diğer taraftan Sünni, Alevi ayrımı üzerine hesap yapanların da hesaplarını bozmaya kararlıyız. Hiç kimsenin bu topraklarda etnik ve mezhep temelli bir ayrımı körüklemesine izin vermeyeceğiz."

"Sadece huşu ile o mekanlara girecekler"

Davutoğlu, Alevi-Bektaşi geleneğinin iki ana damarı bulunduğunu belirterek, her yerde bu damara atıfla kültürel geleneğin sürdürüldüğünü söyledi. Davutoğlu, şunları kaydetti:

"Bir, 12 İmam geleneği ve Hz. Peygamber'e kadar giden o köklü mübarek silsile. Bu en önemli referans noktasıdır. Hacı Bektaş-ı Veli'de de diğer birçok Alevi Bektaşi, Horasan ereninde de bu atıfı görürsünüz. İkinci kaynak Horasan erenleri ile ta Hoca Ahmet Yesevi'ye kadar giden kaynaktır ki bu iki kaynak Anadolu'da birleşmiş ve İslam kültürünün Anadolu'daki bir rengi, bir güzel çeşnisi olarak kökleşmiş, yerleşmiştir. Şimdi bizim bütün Alevi vatandaşlarımıza hem eşit vatandaşlık haklarından istifade etmek konusunda yardımcı olacağız hem de Alevilik'in bu özgün karakterinin korunması için ne gerekiyorsa onlara destekte bulunmaya devam edeceğiz."

Davutoğlu, bu çerçevede Hacıbektaş'a ziyareti öncesinde Bakanlar Kurulu'nda aldıkları kararla hem Hacı Bektaş-ı Veli hem de Hz. Mevlana'nın türbelerini ziyaret edenlerden artık ücret alınmayacağını bildirdi. Oranın feyzinden istifade etmek isteyenlerden ücret alınmasının yanlış bir uygulama olduğuna işaret eden Davutoğlu, bunları tümüyle düzenleyeceklerini kaydetti.

Hz. Mevlana ve Hacı Bektaş-ı Veli'yi ziyaret ederek, onların  feyzinden istifade etmek isteyenlerin dünyevi bir hesap ile o mekanlara gitmeyeceklerinin altını çizen Davutoğlu, "Sadece huşu ile edep ile erkan ile o mekanlara girecekler ve o mekanlardan feyz alacaklar" dedi.

"Neden modern din dışı ideolojiler çerçevesinde Aleviliği kökünden koparmaya çalışıyoruz"

Bu ziyaretlerinin, orada Alevi vatandaşlarla kucaklaşma ve verdikleri mesajların  bazı siyasi partilerde rahatsızlığa sebebiyet verdiğini ifade eden Davutoğlu, şunları söyledi:

"Öncelikle CHP, benim ziyaretimden bir gün önce bir Alevi paketi açıklama ihtiyacı hissetti. Eğer ziyaretim olmasaydı açıklar mıydı bilemiyorum. Ama dikkat ediniz o pakette hep AK Parti hükümetleri döneminde yapılan çalıştaylara atıf var. Bizim iktidarımıza gelene kadar Alevi meselesi ve Alevi vatandaşlarımızın sorunları hiçbir zaman açık yüreklilikle tartışılmadı. Bunun ilk defa açık yüreklilikle tartışılması AK Parti iktidarı döneminde o zaman sayın Başbakanımızın verdiği talimatla AK Parti'li bakanların yürüttüğü çalışmalarla gerçekleşti. Bu çalıştaylarla hem değişik Alevi kesimin temsilcileriyle bir iletişim imkanı oldu hem de neler yapılacağı açık bir şekilde ele alındı. Ama CHP'nin açıkladığı bu pakete baktığınızda hep 'istemezük' şeyini görürsünüz. Din dersi kalksın, din ibaresi kalksın. Benim Hacı Bektaş-ı Veli'de gördüğüm, bütün o ulu erenlerde gördüğüm temel hususiyet İslam kültür ve medeniyeti sembolleriyle olan irtibattır. Beni karşılarken 'Ali ihman' diyerek karşıladılar, 'ihman Ali' diyerek karşıladılar. Misafiri, her gelen misafiri Hz. Ali gibi gören bir gelenekten bahsediyoruz. Atıf yaptıkları şahıslar Hz. Peygamber'in torunlarıdır, evlatlarıdır. Hz. Ali'dir, Hz. Hasan'dır, Hz. Hüseyin'dir, Hz. Zeynel Abidin'dir, Hz. Cafer-i Sadık'tır, İmam El Askeri'dir, Musa Kazım'dır, İmam El Taki'dir, İmam El Naki'dir, İmam Muhammed Mehdi'dir. Bütün bu seyyid silsilesine bakınız. Hepsi bugün Aleviliğin İslam dışı bir gelenek olduğunu ispat etmeye çalışanların kullandıkları ibarelerin tam tersidir. Hepsi seyiddir, hepsi imamdır, hepsi Peygamber torunudur.

Bu nasıl bir anlayıştır ki hem '12 İmam' diyeceksiniz hem de Alevi, Bektaşi geleneğini, bütün bu çizgi içinde gelişmiş olan geleneği İslam ile irtibatı olmayan bir gelenek gibi takdim edeceksiniz. Eminim bütün Alevi vatandaşlarımız, samimiyetle Aleviliği benimseyen kardeşlerimiz bu tartışmaları kendi içlerinde özgün bir şekilde yaparlar. Ben Alevi vatandaşlarıma, bütün Alevi aydınlarına bu yılı, önümüzdeki ayları Hacı Bektaş-ı Veli'nin Makalat'ını okuma ayları olarak ilan etmeye davet ediyorum. Gerçek Alevi-Bektaşi geleneği hangi değerlere dayanıyor onu görmek için. Gülbang bütün tasavvuf geleneğinde aynı güzel sözlerle başlar. 'Vakitler hayrola, hayırlar feth ola, şerler defola, 12 imam himmeti üzerimize hazıru nazır ola.' Osmanlı'da Bektaşi geleneğine girmiş olan bu güzel ifadeler, 'vakit hayır, şerrin defolması, hayırların feth olması', tabirlerinden hangisi Sünni gelenekte yok ya da hangi Sünni gelenekte olan tabir Alevi gelenekte yok? Neden bir karşıtlık üzerine dini bir Alevilik inşa etmeye çalışıyoruz? Neden modern din dışı ideolojiler çerçevesinde Aleviliği kökünden koparmaya çalışıyoruz? AK Parti, Alevi Bektaşi geleneğine saygılıdır ve onun kökünün klasiklerini muhafaza etmesi konusunda da her türlü desteği vermeye hazırdır."

"Birileri zulüm yapmışsa onun karşısında bu zulmü dile getirmekten hiç çekinmeyiz"

Bahçeli'nin kendisini "Türk milletini yezitlikle benzetmekle itham ettiğini" belirten Davutoğlu, "Nasıl bir Türkçe ile benim söylediğimde bunu çıkarmış, anlayamadım. Hangi Türkçe ile bu yorumu yapmış onu da anlayamadım. Ben böyle bir ithamı kendisine iade ederim. Aziz Türk milletini de Dersim cinayetiyle özdeşleştirmeyi de şiddetle men ederim. Bizim milletimiz bu tür cinayetlerden, bu tür katliamlardan, bu tür yanlış uygulamalardan beridir, beri olmaya devam edecektir. Birileri zulüm yapmışsa onun karşısında da bu zulmü dile getirmekten de hiç çekinmeyiz. Aramızdaki devlet anlayışı farkı bu. O diyor ki 'devlet adına birisi cinayet işlemişse dokunmayın.' Biz de diyoruz ki devletin bekası, devletin vatandaşlarıyla, vatandaşların bütün kesimleriyle buluşması ve aidiyet ilişkisi kurmasıyla irtibatlıdır. Devlet ancak böyle baki olur. Şu veya bu toplum kesimi, şu veya bu mezhebi öne çıkararak değil" diye konuştu.

Şeyh Edebali'nin "insanı yaşat ki devlet yaşasın" yüce mesajının kulaklarında olduğunu belirten Davutoğlu, Şeyh Edebali'nin "kayı boyunu yaşat ki devlet yaşasın, oğuz boylarını yaşatın ki devlet yaşasın' demiyor. Ben de Oğuz boylarındanım. 'Türkleri yaşatın, Sünnileri, Alevileri yaşatın ki  devlet yaşasın' demiyor. İnsanı yaşatın ki devlet yaşasın' diyor. İnsan, insan, insan..." dedi.

Gerek bu toprakların çocuğu, gerekse sorumluluğu üzerine almış bir siyasetçi, Başbakan olarak bir vatandaşı gördüğünde önce insanı gördüklerini, arkasındaki kimliği araştırmadan önce bağırlarına bastıklarını,  muhabbetle kucakladıklarını, sadece o aşkla ve muhabbetle onunla ilişki kurduklarını anlatan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Devletimizin bekası da 77 milyonu yaşatmakla mümkün olacaktır. Devletimizin bekası da bu vatandaşlarımızın her sbir kesimiyle çağdaş, demokratik, insan haklarına uygun bir vatandaşlık aidiyet bağı kurmakla olacaktır. Sayın Bahçeli hiç merak etmesin; Türkiye Cumhuriyeti devleti çok köklü geleneğiyle, bütün bu farklılıkları bünyesinde korumaya devam edecek.  Her bir farklılığa saygı gösterecek ve istikbale doğru da 77 milyonu tek bir vücut gibi geleceğe taşıyacak. Buradaki ortak özellik ne biliyor musunuz? Zulümde seçicilik... Gerek Klıçdaroğlu, gerek Bahçeli, gerekse Demirtaş ve HDP, hep zulümde seçicilik yapıyorlar. Hep bize yakın olanların zulmü zulüm de olsa sessizlikle karşılanmalı' diyorlar. 'Bize yakın olanlar mazlumsa onlara sahip çıkalım' diyorlar. Bu liderlerin hepsi birer sınav halinde. Kobani konusunda hepimiz hassasiyet gösterdik. Ben bu kürsüde ve kamuoyuna bir çok vesileyle Suriye'de, Halep'te, Dara'da, Şam'da yapılan zulme nasıl karşı çıkmışsak, Kobani'deki zulme de karşı çıkacağımızı vurguladık ve bu konuda da elimizden gelen her türlü desteği verik.

Peki bir haftadır Esad'ın uçakları Halep'i bombalıyor, Halep'te büyük bir kıyım yaşanıyor ve bütün çabamızla Halep'teki kardeşlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Kılçdaroğlu'ndan bir ses duydunuz mu? Hani Kobani'ye, 'Suriye'de bir şehir' diyen Kılıçdaroğlu'na Halep'i sorsalar, 'Halep nerede?' deseler, 'O da Suriye'de bir şehir' diyecektir. Başka bir ilgisini gördünüz mü? Halep'te yaşayanlar insan değil mi? Halep'i bombalayan ve sivilleri katleden Esed, aynı Kobani'yi topa tutan ve Kobani'ye saldıran IŞİD kadar zalim değil mi? Ama sesi çıkmaz Kılıçdaroğlu'nun. O'na dönüp bir şey söylemez. Çünkü her zaman söylüyorum; Esad Arap Baası, CHP Türk Baası'dır.  Bu yüzden akrabalar birbirine laf edemiyorlar. Aynı şekilde Devlet Bahçeli'den güçlü bir ses duyduğunuz mu? Hani her yerde Türkmenlerin hakkını savunduğunu iddia ederken, Bayırbucak'ta, Halep'te Türkmenler bu baskılarla karşı karşıya kaldığında gür bir  sesle Halep'e dönük bir seda da bulunduğunu, 'Halep'e yardım edelim' diye çağrıda bulunduğunu duydunuz mu? Ya da HDP...Kobani için Türkiye'yi yakmaya kalkışan bu vandallar, Halep'teki Kürtler için-çünkü Halep'te Arap da var, Türmen de var, Kürt de var, hepsi bu zulme maruz kalıyor-sesini yükselttiğini duydunuz mu? Çünkü onlar zalim ile mazlum arasında seçici bir tavır sergilerler. Biz ise zalime zalim deriz, mazlumun da yanında dururuz, hiçbir fark gözetmeden."

"Sakın ola ki..."

Kudüs'te Mescid-i Aksa'da son bir haftadır yaşanan zulme karşı, Mescid-i Aksa'yı kirleten İsrail askerine karşı en yüksek gür sedanın Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nden çıktığın ve çıkmaya devam edeceğini belirten Davutoğlu, "Buradan bir kez daha İsrail' e ve İsrail'in zalim yöneticilerine sesleniyorum; sakın ola ki Suriye'de bir zalim kendi halkına zulmediyor diye ya da islam dünyasında iç karışıklıklar gerilimler sebebiyle bir takım problemler yaşanıyor diye bunu fırsat bilip Kudüs'e ve Mescidi Aksa'ya yönelttiğin bu saldırıları devam ettirmeyi düşünme. Herkes  sussa, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti sessiz kalmayacaktır" dedi.

Kudüs ve Mescid-i Aksa'ya yönelik menfur saldır söz konusu olduğunda BM'de gerekli girişimlerde bulunduklarını, bütün dünyada dış temsilciliklerin ülkeler nezdinde girişimlerde bulunduğunu anlatan Davutoğlu, "TİKA Başkanımız olayların hemen sonrasında süratle Mescid-i Aksa'ya intikal etti, orada yapılan tahribatı nasıl gidereceğimiz hususundaki çalışmalara derhal başladık. Gerek Sayın Cumhurbaşkanımız gerek ben Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ve Hamas Lideri Halid Meşal ile görüşmeler gerçekleştirdik, bundan sonra bu meselinin takipçisi olacağız. Her şeyden önce şunu bir kez daha vurgularım ki Mescid-i Aksa da Kudüs de bize tarihin emanetidir. Hz. Ömer'in, Kudüs'ü o güzel duvarlarla çevreleyen Kanuni Sultan Süleyman'ın, Kudüs'ü fetheden Yavuz sultan Selim'in, Kudüs ve Filistin için 'gerekirse alırken ödediğimiz bedeli ödemeye hazırız' diyen Sultan Abdülhamid'in bize emanetidir ve bu emanete sahip çıkmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

"Ülkeyi terk etmesi gerekenler artık terk etmesi, silahları bırakmaya başlamalı"

İlçe kongrelerini başlatmanın coşkusunu yaşadıklarını, İstanbul'da Küçükçekmece, Ankara'da ise Mamak ve Altındağ kongrelerine katıldığını hatırlatan Davutoğlu, diğer partiler iç gerilimlerle uğraşırken kendilerinin hem parti içindeki yapılanmayı tamamladıklarını hem de Hükümet'in yeni perspektifle 2023 yolunda programlarını açıkladığını ve kongreleri başlattıklarını anlattı.

Davutoğlu, şu ana kadar 200'ü aşkın ilçede kongreleri tamamladıklarını, kongrelerin uyum ve coşku içinde geçtiğini, her yerde demokrasi şöleni olduğunu söyledi. "Sanki iki seçimi yeni tamamlamış teşkilat değil, yeni bir seçime doğru kararlı şekilde yürüyen teşkilat var karşımızda ve bu 2015 seçimlerine mutlaka yansıyacaktır" diyen Davutoğlu, Türkiye'nin her köşesinde gelecek aylarda AK Parti coşkusu yaşanacağını, kongrelerin yapılacağını,daha sonra da seçim startı vereceklerini, ülkenin bütün meydanlarına demokrasi şölenini yayacaklarını ifade etti. 

Elinden geldiği kadar il ve ilçe kongrelerine katılacağını kaydeden Davutoğlu, bu ay içinde Tunceli, Tatvan, Patnos ve Erzincan'a giderek kongrelere katılacağını söyledi.

Çözüm Süreci'ne işaret eden Davutoğlu, şunları ifade etti:

"Bu kararlılığımız sürecek. Bir hususu da tekrar vurgulamak istiyorum; Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekası, vatandaşlarının aidiyet bağıyla kaimdir. Onun için Çözüm Süreci, bizim açımızdan bir milli kardeşlik projesidir, kararlılıkla sürdürülecektir. Son zamanlarda Çözüm Süreci'ne yönelik provokasyonlara karşı da dik durmaya devam edeceğiz. Bir kez daha söylüyorum; Çözüm Süreci ile kamu düzeni birbirinin alternatifi değildir. Kamu düzenini sağlamak için gerekli her türlü tedbiri aldık, almaya devam edeceğiz. Hiç kimsenin bundan tereddüdü olmasın. Kimse Çözüm Süreci'ni bahane ederek Türkiye kamu düzeninde bir asayiş problemi çıkarmaya kalkmasın. HDP'ye ve Çözüm Süreci'nin bütün taraflarına sesleniyorum; Eğer Çözüm Süreci'ni kararlılıkla devam ettirmek hususunda iyi niyetliyseniz, bu iyi niyetinizi gösterin. Çıkın ve Çözüm Süreci'ni sabote eden bu şiddet sarmalına, vandalizme karşı olduğunuzu açık yüreklilikle ifade edin, hiç maskelerin arkasına saklanmayın. Siz bu açık yürekli ifadede bulunmanız halinde Çözüm Süreci ile ilgili diğer adımlar atılmaya devam edilecektir. Ama bir taraftan Çözüm Süreci'ni savunuyormuş gibi yapıp, diğer taraftan Çözüm Süreci'nin olmazsa olmaz şartı olan kamu düzeni konusunda sürekli provokasyonlarda bulunmaya devam ederseniz biz de hak ettiğiniz mukabeleyi gösteririz.

Çözüm Süreci'ni biz konjonktürel bir hesapla başlatmadık. Başlatırken de kimin hangi adımı atacağını en başından belirleyerek başladık. Bir taraftan Çözüm Süreci'ni devam ettirirken, diğer taraftan silahları bırakma konusunda hiçbir adım atmamanın tutarlı bir tarafı yok. 2013 mayısında ülkeyi terk etmesi gerekenler artık terk etmesi başlamalılar, silahları bırakmaya başlamalıdır. Silahları bırakmadan sürekli Çözüm Süreci'nden bahsederek silahları Demokles'in kılıcı gibi silahları Doğu ve Güneydoğu'daki kardeşlerimizin üzerinde tutmaya devam ederseniz, bunu Çözüm Süreci ile izah etmek mümkün olmaz. Çözüm Süreci bizim için milli bir projedir, yerli bir projedir, özgün bir projedir ve mutlaka başarıya ulaştırılacaktır."

Başbakan Davutoğlu, milletvekillerinden yasama çalışmaları bittikten sonra hafta sonlarında kongrelerde olmasını isteyerek, "Kongrelerde bulunmakla hem teşkilatımıza destek vereceksiniz hem de kongrelerimizin gerçekleştiği il ve ilçelerde halkla buluşacaksınız. Bizim yegane güç kaynağımız halkımızdır; hiç bir ayrım göstermeden 77 milyonun ta kendisidir. Bu halkımız bize bu gücü verdikçe, kınayanın kınamasından çekinmeyeceğiz, saldıranın saldırısından herhangi bir şekilde tereddüde düşmeyeceğiz, tuzak kuranların tuzaklarını başlarında parçalayacağız inşallah. Kongrelerimiz teşkilatlarımızla buluşma ve halkımızla kucaklaşma fırsatıdır. Bu kongrelerin aynı coşkuyla devam etmesini diliyorum" dedi.

Başbakan Davutoğlu, onlarca Alevi Bektaşi klasiklerini bastırdıklarını ifade ederek, "Niye biliyor musunuz? Yeni yetişen Alevi kökenli gençler, o geleneğin klasiklerini okusunlar ve bu geleneğin Hz. Peygamber'den, Hz. Ali'den ve bunun getirdiği çizgiden, Hoca Ahmet Yesevi'den uzak olmadığını görsünler" diye konuştu.

Kahramanmaraş'ta "ben dedeyim" diye seslenen otobüse aldığı Alevi dedesinin ilk söz olarak, "Hak Muhammed, Ali yardımcınız olsun" dediğini anlatan Davutoğlu, şunları kaydetti:

"İçeriden ve dışarıdan yeni bir Alevilik çıkarma çabalarına karşı, eminim önce Alevi Bektaşi geleneğinin öncü şahsiyetleri, dedeleri, bu geleneği sürdüren 12 imam, hizmet erbabı karşı çıkacaktır. CHP Alevilik paketinde ne diyor? 'Din dersini kaldıralım' diyor. Çünkü, CHP'nin kafasında, zihninde hep dinle bir şekilde mücadele etmek var, hiç bundan kurtulamadılar. Eğer din kültürü ve ahlak derslerinde herhangi bir mezhep tahkir ediliyorsa, herhangi bir din, sadece Alevilik gibi, İslam kültürü içinde gelişmiş ve bu kavramlarla ortaya çıkmış bir mezhep ve meşrep değil, başka bir din, hatta İbrahim'i gelenek dışında, yani Budizm ve diğerleri tahkir ediliyorsa, onlara karşı bir nefret dili kullanılıyorsa ona önce ben, AK Parti karşı çıkar. Bizim anlayışımızda nefret dili hiç bir zaman olmamıştır. Ama böyle bir tahkir yoksa, her bir mezhep anlatılıyorsa, din anlatılıyorsa, yeni yetişen nesiller bu dinleri tanıma imkanı buluyorsa bundan ne zarar var? Nedir sizin bu mücadele anlayışınız?

Üç alternatif var. Bir alternatif; 'Bu dersi tümüyle kaldıralım.' Peki bunun kaldırdığımızda, eğitim içinde ki bugün IŞİD gibi radikalizm başta olmak üzere, bu tür radikal eğilimlerin toplumda yer almasını nasıl engelleyeceğiz? Yeni yetişen gençler, Sünni gençler, Alevi gençler yükselen bazı dini anlayışlara karşı gerçek din anlayışı hakkında nasıl bir fikir sahibi olacaklar? Din kültürü dersi olmadığı zaman bu ihtiyacı karşılamak üzere, nasıl son derece yanlış kanaatlerin ortaya çıkacağını görmüyorlar mı? Onlar yasakladılar, tek parti döneminde yasaklandı. Ne oldu? Maalesef yeni yetişen nesil 32 farzı bile sayamayacak hale geldi o dönemlerde. Ne zararı var din kültürü ile ilgili bilgi sahibi olmasının?

İkinci alternatif şu; 'Sünni gençler Sünniliği, Alevi gençler Aleviliği okusun.' Peki burada bir karşıtlık üzerinden dini kültürü anlayışı yaymak nasıl bir zarar verir düşünebilir misiniz, nasıl bir karşıtlık ortaya çıkar? Sünniler Sünni İslamı okuyacaklar, Hacı Bektaşı Veli'yi tanıyamayacaklar, Alevi gençler de Sünni geleneği bilmeyecekler ve zannedecekler ki okudukça, bu iki gelenek birbirine karşı. Bugün eğer Alevi ve Sünni geleneği birbirine karşı iki inanç gibi takdim etmek isteyen varsa, o bir tarih cahilidir, kültür cahilidir, Alevilik cahilidir, Sünnilik cahilidir. Ben Hacı Bektaş-ı Veli'nin huzuruna vardığımda hiç bir yabancılık hissetmedim, hiç bir Sünni de hissetmesin. Üçüncü alternatif ise bizim savunduğumuz alternatif, 'din kültürü ve ahlak dersleri en geniş müfredatla, bütün mezhepleri, meşrepleri, dini anlayışları yeni nesillere öğretmek üzere okutulmalıdır. Bu derslerde bir dinin, mezhebin tahkir edilmesi sözkonusu olamaz, aşağılanması, ötelenmesi, bir mezhep mensubunun incinmesini biz izin vermeyiz."

Dersimi eleştirirsem ulusalcılar kopar, parti bölünür diye korkuyor

Başbakan Davutoğlu, CHP'nin Alevi meselesindeki en önemli gündemlerinden birisinin Dersim meselesindeki ikircil tutumu olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde Dersim konusunda net bir tavır sergilediğini, 'devlet adını da işlenmiş olursa olsun yapılan her türlü zulme karşıyız" dediğini, Başbakan olarak bu olaylar dolayısıyla özür dilediğini vurgulayan Davutoğlu, CHP ve MHP'den, bu çerçevede son günlerde karşı bir tavır alışın sözkonusu olduğunu bildirdi.

Davutoğlu, CHP'nin Dersim konusunda hala bir açıklamada bulunmadığını ifade ederek, "Neden bulunamadı biliyor musunuz? Çünkü korkuyor, elindeki adalet terazisi ile partisinin yapısı uygun değil. 'Dersimi eleştirirsem ulusalcılar kopar, parti bölünür' diye korkuyor. Ama AK Parti böyle bir şeyden korkmaz. Çünkü AK Parti'nin ortak vicdanı her türlü zulme ve yanlışa karşı ayakta durma vicdanıdır" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Alevi öncülerini ve dedelerini Cumhurbaşkanlığı'na davet ederek yemek verdiğini anımsatan Davutoğlu, "Kılıçdaroğlu, onları haram yemekle suçluyor. Kılıçdaroğlu, Alevi geleneğinde düşkün ilan etmek vardır ama o senin haddin değil, sen kimseyi haram yemekle itham edemezsin. Oraya gelen Alevi dedeleri, öncüleri edebi erkanın temsilcileridir ve hepsi eline, beline, diline sahip çıkan insanlardır. Onlar bilir kimi ziyaret edeceklerini, kimi ziyaret etmeyeceklerini. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı davet ettiğinde onurla ve vakarla o daveti kabul ederler ve giderler. Bundan rahatsız olma. Bu, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı'nın ne kadar kucaklayıcı olduğunun işaretidir ve Türkiye'deki Alevi toplumunun temsilcilerinin devlete olan saygılarının ifadeleridir" dedi.

12 Eylül'cüler CHP'den öğrendi

Başbakan Davutoğlu, bu yemeğe katılan Alevi toplumunun tüm temsilcilerine bir kez daha teşekkür etti. Davutoğlu, şöyle konuştu:

"Ama Kılıçdaroğlu sesini yükseltemez, çünkü yarası var ve arkasına güvenemiyor. Son bir hafta 10 gün içinde, bir milletvekili ağır ithamlarla istifa etti. başka bir milletvekili ihraç talebiyle disipline sevkedildi, üçüncü milletvekili de 'Kılıçdaroğlu istifa etsin' diye çağrıda bulunuyor. Şöyle bir takım düşünün; herkes ayağına topu almış kendi oyununu oynuyor, birisi de kendisini antrenör zannedip ortalıkta dolaşıyor. Her gün bir açıklamasıyla birini memnun etmeye çalışıyor, Bakıyor ulusalcılar rahatsız oldu, bir açıklama yapıyor, öbürkülerini kırıyor; öbürküler rahatsız oluyor, bir açıklama yapıyor onları kırıyor. Bu CHP'nin bir türlü iki yakası bir araya gelemedi, gelemez. Çünkü, milletin gönlü ile buluşamayanların yakası bir araya gelemez. Küstahça çıkıp, 'Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık makamı boş' diyor. Sen onlarla kaygılanma, millet biliyor bu makamların dolu olduğunu. Sen kendi küçük sandalyenin derdine düş, bırak büyük makamları. Biz o makamların nasıl doldurulacağını gayet iyi biliriz ve o makamları hakkıyla doldurduğumuz için millet emaneti bize tekrar tekrar veriyor ve vermeye devam edecek. Şimdi buradan bir çağrıda bulunuyorum; biz Dersim'de vicdanın sesi olduğumuz için, onlar sessiz kaldı. Seyit Rıza'nın oğlu Hüseyin 17 yaşındaydı. İdama gidecek yaşta değildi, yaşı 21'e yükseltildi idam edildi. Aynı şey 12 Eylül'de Erdal Eren için yapıldı, yaşı büyütüldü idam edildi. Ben hep merak ederdim, bu yaş büyütülerek idam edilme geleneği nereden geliyor, 12 Eylül'cüler nereden öğrendi diye. Şimdi farkettim, CHP'den öğrendiler. Kılıçdaroğlu, Dersim'de yapılanları İhsan Sabri Çağlayangil'den öğrensin. Çıksın bunun zulüm olduğunu açık yüreklilikle söylesin ya da Tunceli'ye gitmesin. Eğer devlet adına birisi yanlışlık yapmışsa, o yanlış devletin yanlışı değildir, o yanlış o yapanların üzerinde kalır.

Şimdi buradan Bahçeli'ye geçmek istiyorum. Nedense, biz Dersim konusunda konuştuk diye, ben bekliyorum CHP rahatsız olsun. CHP'den önce Bahçeli'nin sesi yükseldi. Ben Hacı Bektaş-ı Veli'de Alevi erenlerimizle, dostlarımızla, canlarımızla kucaklaştım diye rahatsız oldu, 2 saat sonra - kim yetiştirdiyse - bir açıklama ile beni özür dilemeye davet etti. Neden özür dileyecekmişim? Dersim'de yapılanların yanlış olduğunu, zulüm olduğunu söylemem dolayısıyla. Bunun üzerine ertesi gün kendisine bazı sorular yönelttim. Bugün de yaptığı grup konuşmasında gene polemik yapıyor. Yine, benim hiç söylemediğim şeyleri söylemişim gibi yansıtarak beni itham etmeye çalışıyor. Sayın Bahçeli, açık yüreklilikle söyle; Dersim'de yapılan yanlıştı, zulümdü, aynı 3 Mayıs 1944'de Alparslan Türkeş'e, Fethi Tevetoğlu'na, Reha Oğuz Türkkan'a yapılanların zulüm olduğu gibi. Bahçeli ile aramızdaki devlet anlayışı, farkı şu; Bahçeli devlet adına yanlış yapanlara sahip çıkmayı devlete sahip çıkmak zannediyor. O yüzden de devlete en büyük tahribatı veriyor. Biz ise kim, ne hal altında yapılırsa yapılsın yanlışa yanlışa, doğruya doğru diyoruz; bu yolla halkımızın bütününü kucaklıyoruz.

Mademki tek parti döneminde ayağa kalkanların hepsi isyana kalkışmışlardı, MHP'nin ideolojik öncülerinden Kazım Alöç 3 Mayıs 1944. Bir kısmı gerçekten önemli bilim adamları Fethi Tevetoğlu gibi, rahmetle anıyorum. Türk diline ve düşüncesine büyük katkıları olan isimlerdir. Onları itham ederken şöyle diyor; 'bunların vatan hainlikleri tescil olunmuş, bunlara zulüm ettiğimizi iddia edenlere söylüyorum diyor, 'bunları herhalde Pera Palas'ta ağırlayacak değildik, bunlara zulüm yapılmıştır ve yapılmaya devam edilecektir' diyor. Bu, tek parti döneminin savcısının, Alparslan Türkeş'le ilgili ifadeleridir. Dersim olayından bir kaç sene sonra yaşanmıştır."

(Pera Palas'ta mı yatıracaktık) diyen zihniyet aynı

Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti: "12 Eylül de buradan besleniyor dikkat ederseniz. 'Bunları idam etmeyecektik de besleyecek miydik?' diyen zihniyetle 'Pera Palas'ta mı yatıracaktık' diyen zihniyet aynı çizginin devamı. Peki, bu ithamlardan, vatan haini ithamından sonra, verilen bu cezalar sadece bu sebeple haklı görülüyorsa tabutları mazur görebilir miyiz? Diyelim ki suçlu var. O suçluyu adalet önünde yargılamak yerine, yargısız infazla insanları öldürmek bir suç değil midir? 76 yaşındaki bir yaşlının yaşını 54'e indirip idam etmek için, oğlunun yaşını 17'den 21'e çıkarıp, sonra da yalvararak cellatlarına, 'ne olur oğlumu benden sonra asın' diyen yaşlı adama, 'hayır senden önce asacağız, onu öldüğünü de göreceksin' diye bağırmak adalet midir, isyana karşı mücadele böyle mi yürütülür? Seyit Rıza ve oğlu Hüseyin'in hikayesi."

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin, Çorum'da da İç Anadolu da kendisine yakınlık hisseden kitlelere, "Ulucanlar'da onurla idam sehpasına giden İskilipli Atıf Efendi'ye yapılan zulüm devlet adına yapılmışsa doğrudur diyebilecek mi?" diye sorup soramayacağını öğrenmek isteyen Davutoğlu, "'Ya da kendisini tekbirle karşılayan ülkücü gençlere, 'tek parti döneminde bu tekbir yasaktı, bu tekbir sebebiyle, sadece Allahuekber dediği için, ezanı Muhammedi aslına uygun okuduğu için ne çileler çeken o Anadolu insanına dönüp, 'o çileler devlete karşı görülen bir eylem olduğu için çekilmesi müstahak çileler diyebilecek mi? Mustafa Pevlivanoğlu'nu idam edenler, 'devlete isyan etti' diye idam edenler, haklı bir gerekçe olarak bunu takdim edebilirler mi 12 Eylül'de? Sayın Bahçeli polemik yapmasın, tek partiyi savunacaksa çıksın mertçe savunsun ama polemik yapmaya kalkmasın. Biz ise kim, ne zaman, ne gerekçeyle yapmış olursa olsun, her türlü zulme karşı çıkmaya devam edeceğiz. Dersim'e dönük eleştirel tutumumuz da sürecek, 3 Mayıs 1944'te yapılanlara dönüp eleştirel tutumumuz da İskilip'li Atıf Hoca'ya yapılan zulüm de. Tek parti döneminde yapılan her bir zulme karış çıkacağız. Demokratik cumhuriyeti inşa etmeye de kararlıyız" diye konuştu.

Başbakan Davutoğlu, konuşmasının ardından, Polonya Euro Cup'ta şampiyon olan Ampute Futbol Milli Takımı ile görüştü ve hatıra fotoğrafı çektirdi. Milli Takım, Davutoğlu'na milli takım forması hediye etti.  

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • İHH 105 ülkede Ramazan’ı yaşatacak
  • "Konya'dan geldik defineciyiz" dediler, sonra da dolandırdılar
  • 15 Temmuz kahramanlarını resmetti
  • MÜSİAD Konya ile İTÜ-KKTC arasında işbirliği protokolü
  • Pema Koleji Bahar Şenlikleri coşkuyla kutlandı

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA