• Konya27 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türban serbest olmalı ama
25 Ocak 2009 Pazar 12:08

Türban serbest olmalı ama

İstanbul Üniversitesinin 27nci rektörü Söylet rektörlük seçimlerinde en çok konuşan isimlerden bir tanesiydi. Söylet 'türban meselesine' yaklaşımını böyle özetledi
Nuran Çakmakçı söyleşisi

Prof. Dr. Yunus Söylet (52), İstanbul Üniversitesi’nin 27’nci rektörü. Lokantacı bir babanın, lise ve üniversite hayatını özel ders vererek geçiren tek oğlu. Ne okuduğu İstanbul Erkek Lisesi’ni, ne de İstanbul Tıp Fakültesi’ni parlak derecelerle bitirdi. Ama, iyi bir asistandı, bulunduğu her ortamda sevildi. Rektörlük seçiminde en fazla konuşulan aday oldu. Şimdi, 7 kampustaki 5 bin akademisyen, 7 bin çalışanın, 486 milyon TL’lik bütçenin başında. Onunla yeni makam odasında konuştuk. İşte, İstanbul Üniversitesi’nin yeni patronu.

Rektör yardımcılarını ayrı ayrı görüşten insanlar arasından seçtiniz. İmaj için mi, birleştirici rol üstlenmek için mi?

-Bu tercihleri yaparken biraz yoruldum. Çünkü tek kriter siyasi eğilimleri değildi. Biri araştırmayı içselleştiren, diğeri idari konularda deneyimli olsun istedim. Son olarak siyasi eğilimlerinin farklı olmasına dikkat ettim.

Sizin gibi rektör adaylarının birçoğu seçim sürecinde öğretim üyelerine ev vaadinde bulundu. Bir rektör adayının akademisyenlere ev vaat etmesi tuhaf değil mi?

-Tuhaf, hem de çok tuhaf. Arkadaşlarım ev vaadini söylediğinde, "Ayıp denen bir şey var, ne evi yaptıracağız" demiştim. Ama beni ikna ettiler. Gerçekten İstanbul’da insanların maaşla hayat kurmaları zor. Beş aylık propaganda sürecinin son bir ayında yavaş yavaş, utangaç bir şekilde telaffuz etmeye başladım. Ama şimdi çok istiyorum. Arazi aramaya başladım bile.

Öncelikli olarak hangi sorunu çözeceksiniz?

-Bazı kampuslarda öğrencilerimizin günde sadece bir öğün yemek yiyebildiğini öğrendim, onlara kahvaltı çıkarmayı planlıyorum.

Rektör atanmalı mı, seçilmeli mi sizce?

-İkisi de olabilir. Ama şimdiki yöntem, yani hem seçilip hem atanması en kötüsü.

YÖK sizce kaldırılmalı mı?

-Bir yere gitmeden önce atıp tutuyoruz, gidince işin gerçeğini anlıyoruz. Standartlaşmış bir ülke değiliz. Planlama, koordinasyon, denetim konusunda mutlaka bir kurula ihtiyaç var. Ama YÖK bu kadar yetkili olmalı mı? Asla. Programları açmaya üniversite karar vermeli. Kimleri ve ne kadar insan alacağıma ben karar vermeliyim, kontenjanı ben belirlemeliyim.

İstanbul Üniversitesi özgürlük anlayışı konusunda geride kaldı. Ses getirecek projeleri artık üretemiyor. Bunlar nasıl aşılır sizin yönetiminizle?

-Benim üslubumun herkes tarafından anlaşılması için bir süre gerekiyor. İdari personeli ziyaret ediyorum. Burada alışılmış hiyerarjik davranış biçimi var, bunu gevşetmeye çalışıyorum.

Size üç kelime soracağım: Hayrunisa Hastanesi, Türban ve Sıcak Yuva Vakfı. Bu konuda seçim süresince sizi çok sıkıştırdılar.

Hayrunisa Hastanesi benim bir dönem gittiğim, şimdi adı Nisa olan yer. Ameliyatlarımın sadece yüzde beşini burada yaptım. Yeni doğan bakımı iyiydi. Bana orada en alt sosyal gruptan hasta gelirdi. Şimdi gidemez olunca üzgünüm, o hastalar artık bana gelemiyor.

Sıcak Yuva Vakfı Gurur duyduğum çalışmalardan biri. Sokak çocukları ve sokakta yaşayanlar için orada çok çalışma yaptım. 50 bine yakın çocuğa eğitim, spor imkanı sağladık, topluma kazandırdık. Buradan haziranda ayrıldım, şimdiki durumunu pek bilmiyorum.

Türban Ülkenin enerjisini boşa tükettiği alanlardan biri olarak görüyorum. Bütün çatışma alanlarından hayatım boyunca mümkün oldukça uzak durmaya çalıştım. Türbanın serbest olması gerektiğini düşünüyorum. Bunun insanlık, kadın hakkı olduğunu düşünüyorum. Açık olma hakkı gibi bir hak olduğuna inanıyorum. Görevim gereği tabii beğenmesem de hukuk ne diyorsa onu yapmak zorundayım, bu çok açık. Bu çerçevede bakıyorum olaya. İnşallah Türkiye bu sorunları aşar. Birbirimizi kırmadan, dökmeden aşarız, enerjimizi esas bizi bekleyen sorunlarımıza yöneltiriz.

NELER YAPMAK İSTİYORUM

á Çalışanların çocuklarına kreş ve Beyazıt’ta özel ilköğretim okulu kuracağım.

á Anadolu yakasında konservatuvar, tıp fakültesi ve diş hekimliği fakültesi açacağız.

á İdari ve mali açıdan şeffaf olacağız. Bütün kararlarımızı web sayfasında açıklayacağız.

á Konuşma özürlü insan istemiyorum, konuşan üniversite istiyorum.

á Yabancı dil özürlü üniversite olmuşuz. Yabancı dil takviyesi yapacağız.

á Üniversiteyi hantallıktan kurtaracağız. Bir öğrenci kimliği kaybolduğu zaman yenisinin çıkması bir hafta sürüyor. Bu sürede öğrenci kampusa bile giremiyor. Çözmeye çalışıyoruz.

á Artık dekanlarımız arapsabunu alınması için imza atmayacak. Hastanelerde birer genel direktör olacak. Yönetmelik hazır, 15-20 gün içinde yönetim profesyonelleşecek.

OĞLUM KÜPE TAKIP GELSE İYİ YAPMIŞSIN DERİM

Niçin çocuk cerrahı oldunuz?

-Meczub denen insanlar vardır. Bir gün onlardan biriyle karşılaştım. Elbisesi perişandı, ama tertemizdi. Beni görür görmez, "İnşallah çocukların ağlamalarının sebebini ayırt edebilirsin" dedi. Tam da genel cerrahiden, çocuk cerrahisine geçişle ilgili kararı vereceğim günlerdi. Çocuk cerrahisinde çalışmaya başladıktan sonra çocukların farklı sebeplerle, farklı şekilde ağladıklarını fark ettim. Bebeklerin bile ne sebepten dolayı ağladıklarını hissetmeye başladım. Herhalde o insanın duası gerçekleşti.

Eşinizle nasıl tanıştınız?

-29 yaşında evlendim. Abisinin eczanesinde çalışıyordu, arkadaşlarım tanıştırdı. Birbirimizden haberimiz yokmuş gibi davrandık, ama sonra ben aradım, iki kez çıktık, sonra da doğru insanı bulduğumuzu düşündük ki, nişanlanıp evlendik. Eşim, evlendikten sonra çalışmadı.

Sizin iş hayatınız yoğun, evinizin yükü eşinize kalıyor. Evde nasıl bir rol paylaşımı var?

-Klasik rol paylaşımı... Ben de klasik Türk erkeğiyim zaten. Pazar günü ailemin, cumartesi kısmen benim, kısmen ailemin. Akşamları eve iş götürmem.

Geleneksel aile yapınız var, kayınvalideniz ve annenizle birlikte yaşıyorsunuz. Bu beraberlikte sorun çıkmıyor mu? Sorunu eşiniz mi hallediyor, siz devreye giriyor musunuz?

-İki çocuğum yatılı olarak bir kampusta kalıyor. Hafta içi bizim yaşlı çocuklarımız var diye düşünüyoruz. Eşim her ikisine karşı çok müşfiktir. Bu kadar sabrı nerede bulduğunu her akşam kendisine soruyorum. Ben de akşamları onlarla mutlaka sohbet ediyorum. Ama, haftanın üç günü eşim 3-4 saatini ev dışında geçirir. Bunu yapması bence kafa konforu açısından çok önemli. Onun daima gittiği kurslar olur. Eşimin kursa gitmediği dönemi hiç hatırlamıyorum.

Ameliyatlara devam edecek misiniz?

-Ameliyat yapamazsam, ben bu işimi de iyi yapamam. Cerrahpaşa’da 15 günde bir ameliyatın başlangıcında bulunup, sonrasını asistanlarıma bırakacağım. Öğretmenlik hazzını yaşamalıyım.

Seçim sürecinde sizi en çok rahatsız eden şey ne oldu? Başbakanın doktoru söylentileri mi, türbanlı eş eleştirisi mi?

-Seçim sürecinde diğer adaylar aleyhinde tek kelime etmedim, bununla övünüyorum. Buna karşılık benim hakkımda çok şey söylendi. Başbakanımızla tabii ki tanışıyorum. Tanışma sebebim de benim hekim oluşumla ilgili, siyasi neden değil. 1994 yılıydı, kendisi belediye başkanıydı. Çocuklarıyla ilgili bir sorun vardı, yardımcı oldum. Bir güven ilişkisi oluştu. Hastalandığında beni arar. Geçenlerde gözünde sıkıntı olduğunda aradı, "Bir de sen bak" dedi. Ben de hemen uzman arkadaşlarımla gittim. Bir gün dizi ağrıyordu, yine bir uzman aldım yanıma, gittim. Belki böyle beş kere bir araya geldik ama bu, "Başbakanın doktoruyum" demek için yeterli değil. Gerçi, Başbakanın doktoru olmak bir insanın gururunu da okşayabilir. Tabii beni okşasın diye çıkarmadılar o söylentileri, ben öyle algılamayı tercih ettim.

Ya eşinizin başörtüsü?

-Eşim başörtülü. Yalan değil, ama suç da değil. Beni üzen, çarşaflı denilmesi. Dedikoduları duyunca ben de dalga geçtim. "Siyah değil yeşil çarşaflı" dedim. Ama ben daha çok yalan haber çıkar diye bekliyordum, basınımız beni mahcup etti, beklediğimden daha az abartılı haber çıktı.

Muhafazakar mısınız?

-Bazı değerler konusunda muhafazakarım. Ama bazı konularda da muhafazakar olmadığını söyleyen insanlardan çok daha açık olduğumu düşünüyorum. Çocuklarımı şımartacak kadar, annelerinin tepkilerini çekecek kadar demokratım. Onlara saygı gösteririm. Örneğin üniversiteye giden oğlum küpe taksa "Oğlum iyi ki yapmışsın, 30 yaşında yapamazsın" derim. Kızıma bir kez bile niye şunu giydin, demedim. Çılgın da tiptir, değişik giyindiği olur. Yani ne karımın örtüsüne karışırım ne kızımın eteğine.


Hürriyet Pazar
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • Araç sahipleri rahatlayacak
  • Konya'da kamyon faciası: Otomobili biçti!
  • "Anasız babasız yaşanır ama vatansız asla"
  • Hafriyat kamyonları kameralarla takip ediliyor
  • Konya’da cenaze dönüşü kaza: 5 yaralı

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA