• Konya9 °C

Alev Ayyıldız

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Şükreden Adamla Sabreden Kadın

09 Ekim 2009 14:49

Maddi aşktan mana dehlizine giden yolda en önemli basamak şüphesiz ki sevilene duyulan sevdadır. Yüreğinizde, O’nun adını anmanızla birlikte deli bir çırpınış başlar. Eliniz ayağınız birbirine dolaşır. Yediğiniz yemekte, içtiğiniz suda attığınız adımda bile sevdiğinizi düşünürsünüz.

Farkına varmadan kurduğunuz hayallere öyle dalıp gidersiniz ki saatler yetmez olur size. Çok ama çok seversiniz. Herkesin aşkı en büyüktür kendince ama tarih sizin kadar deli bir sevdalı görmemiştir

 “En büyük sevdayı ben yaşadım. Kimse benim kadar acı çekmedi. Kimse benim kadar özlemedi” diye düşünülür. İlk dönemlerde gönlünüz ve ruhunuz sevdiğinizle doluyken, zamanla sevdanızın getirdiği imtihanlarla farklı duygular yaşarsınız.

 
Kaderin cilvesine bakın ki her büyük aşk farklı kimi zamanda umulmayan bir şekilde noktalanır. Bazıları daha başlamadan incir çekirdeğini doldurmayan mazeretlerle biter. Bir grup talihlinin ise daha evliliğin ilk aylarında geri dönülmez pişmanlıkları yaşamaya başlamıştır bile. Kimilerinin evlilikten, sevmekten, sevdiğinden soğuması içinse yıllar geçmesi gerekir.

Büyük aşklar, tükenmeyen sevdalar yazık ki yalnızca romanlarda, şiirlerde, efsanelerde kalır. Aksi yaşanılan örnekse oldukça azdır. Evliliklerden, sevgilerden bu denli soğumanın temeline indiğinizde ise önemli bir gerçeği fark edersiniz. İnanç eksikliği.

 
Kendi nefsimizle ve dar kalıplarla yargılarsınız karşınızdakini. Hâlbuki gerçek belki çok başkadır. Lakin öfkeyle örtülmüş yürekler ve gözler, sevgiye, anlayışa kapanmıştır çoktan.

İnancı ekseninde sevdasını yaşatanların evlilikleri ise en mükemmele örnektir.

 
Hazır söz inançla güzelleşen sevdalardan açılmışken, sizlere hakkında yaptığım onca araştırmaya rağmen çok fazla bilgi edinemedim bir kadından ve onun göz yaşartan yürekleri ısıtan sevdasından bahsetmek istiyorum.

Menkıbesi anlatılan fakat hayatı hakkında malumat verilmeyen kadının sahabelerden biri olduğu söylenir. Medinelidir. Kabilesi ve doğum tarihi bilinmemektedir.

Düşünüyorum da bilinmesine de pek gerek yoktur. O sevdasıyla, adıyla, Dünya durdukça söylemesi gerekeni söylemiştir.

Şimdi sizleri Hifa Hatunun ve yürekleri ısıtacak, örnek olacak evliliğiyle baş başa bırakmak istiyorum.

“Medine'nin kadınları hem güler yüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.
Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çok uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler.
Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?
Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimiz(sas)'in huzuruna çıkıp "Ey Allah'ın Rasûlü" der, "Bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu, O, Peygamberin 'Gündüzleri oruç tut' ya da 'Geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar", zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der.

Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümit verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur
"Yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.
Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.
Ama bakın şu işe ki o gece Cenabı Hak bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Rasulullah Efendimiz her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.
Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Rasulullah Efendimiz(sas) namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.
Efendimiz(sas) güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb (R. anh) ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var."
Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi(sas) çok hislenir onlara hayır dualar ederler.
Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira
Efendimiz "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular.
Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimiz(sas)'e anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.
Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz(sas), Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allah'ın Rasulü en iyisini bilir" cevabını verir.
Efendimiz(sas) onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"
Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Hz. Peygamber "Size daha şaşılacak bir şey söyleyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar.
Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o Yüce Server kıldırır. İkisini yan yana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.
Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"...”
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA