• Konya28 °C

Hakan Bahçeci

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Şahin de değil, Filiz de değil

25 Şubat 2009 14:02

O’nu fakülte yıllarımdan hatırlıyorum. Henüz profesör değildi. Geçen yıllarda başörtüsü ile ilgili yaptığı o müthiş(!) yorumlarından sonra esasen çokta konuşulmasına gerek olmayan bir çıkış olarak görmüştüm. Ama değerli akademisyenimiz boş durmuyor ki, okudukça açılıyor, açıldıkça konuşuyor, yeni tespitler yapıp, sadra şifa niyetine salıyor gitsin.

Kendisine bilimsel izahatlarla dolu bir yığın yazı ile cevap verilebilir lakin zat-ı şahaneleri bu ilmi birikime sahip görünüyor, yoksa YÖK nasıl olurda profesör unvanı verir değil mi? Kaldı ki tarihimizde buna benzer çıkışlar ve tartışmalar olmuş, gerekli cevaplar verilmiş, inanan inanmış, inanmayan kendi inandıklarıyla baş başa bırakılmıştır.

Şahin Filiz’den bahsettiğimiz sanırım anlaşıldı. Hocamız, Atatürkçü Düşünce Derneğinin Zonguldak Şubesi tarafından düzenlenen bir panelde döktürmüş yine. (Döktürmek ifadesi ağır gelmişse hatırlatın başka bir tarif düşünelim Sayın Hocam). Camilerden başlamış Hoca, yoksa öğretim görevlisi mi demek gerekirdi? Camiler O’na göre sosyal mekân olma özelliğini kaybetmiş, saz çalınmalı imiş camilerde. Şu nadide cümlelerde hocaya ait; “Bütün masrafı, emeğiyle hepsi sadece 5 vakit namaz kılınmak için. O da üç beş insanın namazını imam eşliğinde kılmaları için israf edilen mekânlar olarak karşımıza çıkıyor. Ve sosyal hiçbir faydası yok bunların." Ve saz çalınması için verdiği örneğe bakın, pek ilmi, pek isabetli(!), camide adam öldürüldüğüne göre sazda çalınabilirmiş, bak sen şu işe, yani adam öldürmek camide olursa kem değil buna göre sazda çalınabilir. Kötü örnek olmaz, derdi Sübhaneke duasını önünde ilk okuduğum köy imamı. Başka örnek mi kalmadı sayın hocam, insan öldürmenin camisi, sokağı, evi mi olur? Yani camide adam öldürmeye izin veriyor da din, saz çalmaya mı izin vermiyor?

 Bununla birlikte, camiler bu toplumun ruhudur, namazlarını aksatmış olsa da, o mahalle sakini için manevi bir ihtiyaçtır. Hemen her mahalleye sağlık ocağını, okulları, muhtarlıkları neden kuruyoruz o zaman? Kaldı ki İslam tarihinde camiler gerektiği zaman bir hastane, bir bakımevi, bir ordu karargâhı vazifesini görmüştür. Okul işlevini yerine getirmesini söylemiyorum bile. Saz dinlemek istiyorsanız, uzun süre bulunduğunuz Mevlana diyarında hiç sema izlememiş, hiç musiki dinlememişsiniz anlaşılan, eğer kast ettiğiniz saz, oturak âlemi ise kusura bakmayın, onun yeri burası değil.

Ezandan da, gürültü diye bahsetmişsiniz, tabi gözü namazda olamayanın kulağı ezanda olmaz. Bu dinin Peygamberi seçilmiş örnek bir insandır. O öyle uygulamış ve yıllarca dünyanın her bir yerinde böyle süre gelmiş. Çin’de Çince bir ezan okunduğunu nasıl anlayacaksınız misal, olurda akademik araştırma filan yapmaya gidersiniz?  

"İslam diye tanıtılan din bizim bildiğimiz din değildir. Bu siyasetçilerin veya siyasi amaçlarla dini kullanan insanların yaratmış olduğu bir siyaset dinidir." Demiş hocamız, oysa siyaset, zaten dinin içindedir, siyaset kelimesi bile Arapça kökenlidir. Hatta diyor ki, “ibadet dini mutlaka Türkçe olmalıdır!” O zaman siyaset kelimesini neden kullanıyorsunuz? Peki ya siyasetçilerin dini dediğiniz o dinden dolayı onca İslam âlimi hapislerde, zindanlarda, sokakta, evinde eziyet görmedi mi? Ali Ulvi Kurucular, Necip Fazıllar, Kutuplar, Mevdudiler, Mustafa Sabriler, Süleyman Hilmiler, Atıf Hocalar, Said Nursiler hangi dini yaşamışlardı da onca sıkıntıya göğüs germişlerdi, hangi vefanın yükünü boyunlarında hissetmişlerdi ve belki daha önemlisi hangi mirasın eriyip gitmesine gönülleri el vermedi? Yoksa onlarda rahat ve dertsiz bir hayatı pekâlâ tercih edebilirlerdi, etmediler sayın hocam, edemezlerdi. Bir gün sizin gibi birinin çıkıp camilerde kılınan namazları üç beş kişiye açılmış israf mekânları demesin diye didinip durdular.

Osmanlı’ya da mezbelelik sıfatını yakıştırmış hocamız. Nasıl bir mirasa sahip olduğunu unutmuş olamazda görmezden geliyor dersek isabet eder miyiz? Türk iken, Müslüman Türk olmanın ve bu azim ve inançla cehdeden, çaba sarf eden bir neslin bahsi yapılırken, en azından “nereden geldim?” sorusunu bir an düşünmez mi insan? Osmanlı’ya mezbelelik deme cesaretini gösterene Osmanlı adına cevap vermek ne kadar basit kalır, benim yaptığım gibi. Osmanlı zaten cevabını vermiş ve mührünü vurmuş. Aklın kesiyor, gücün yetiyorsa seni görelim.

Dün bulunduğu yeri ve bugün konuştuğu yeri bilip görünce, birilerinin neden Can Dündar’a saldırdıklarını ve neden Filiz’e sarıldıklarını anlar gibiyim. Daha sonra ne der bilmem, yanlış anlaşıldım filan diyeceğini sanmıyorum, yok başka bir şeyler anlatmak niyetinde ise o durumda da bir usul problemi var demektir ki, o daha dramatik bir haldir vesselam...

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • Milli buğdaya 4 yeni çeşit ekleniyor
  • Konyalı şirketin hacker'la imtihanı
  • Yükselen Mahalle konağına kavuşuyor
  • Görme engellilerin "gözü" olacak yelek tasarladı
  • Otomobil traktörle çarpıştı: 1 yaralı

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA