• Konya13 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Petrol ve gaz denkleminde Türkiye’nin rolü
16 Ekim 2010 Cumartesi 09:29

Petrol ve gaz denkleminde Türkiye’nin rolü

Türkiyenin petrol ve doğal gaz rezervi kısıtlı, ancak petrol ve doğalgaz borularının topraklarından geçiyor olması Türkiyenin artan bölgesel ve küresel rolünü pekiştirmektedir.
Bundan kısa bir süre önce Ankara’da, Türkiye’de gelişen petrol ve doğalgaz endüstrisi ile ilgili bir konferansa katıldım. Konferansta, bu endüstrinin gelişiminin yanı sıra bölgesel ve küresel etkilerine ilişkin önemli sunumlar takdim edildi.
 
Bilindiği gibi Türkiye’nin doğalgaz ve petrol rezerveleri kısıtlıdır, ülke iç Pazar ihtiyacının en az % 90’ını dışarıdan ithal ediyor. Türk Petrol Arama Şirketi ve işbirliği yaptığı global şirketler tarafından karada ve denizde -özelliklede Karadeniz’de- çok kapsamlı petrol arama programları olmasına rağmen büyük petrol ve doğalgaz rezervlerini keşfetme imkanları sınırlı kalmaya devam edecek ve mevcut durumun değişme ihtimali de gözükmemektedir.
 
Ancak konferansta genellikle Türkiye’nin petrol ve doğalgaz transferi konsunda artan rolü tartışıldı. Zira Türkiye hem enerji üretim kaynaklarına çok yakın hem de doğu ile batı arasında bir geçiş köprüsü görevini görmektedir. Bu da bazılarının Türkiye’nin gelecekte enerji ticaret merkezi haline geleceğine inanmasına neden olmaktadır.
 
Mevcut ve müstakbel petrol ve doğalgaz nakil hatlarına ilişkin haritalara göz attığımızda Türkiye’nin artan bölgesel ve küresel rolü hakkında en ufak bir şüphe kalmamaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin gaz ve petrol ticaret merkezine dönüüşmesi tezleri uzak kalmaya devam edecektir.
 
Lugavî açıdan konuya baktığımızda, merkez, mihver ve odak gibi kelimeler en önemli olayların geçtiği ve kararların alındığı yer demektir. Enerji açısından baktığımızda merkezin, farklı üreticiler tarafından üretilen kaynakların toplandığı, satışın müşterilere, müşterilerin malın kaynağıyla pek bir irtibatı olmadan buradan yapıldığı yer anlamına geldiğini görüyoruz.
 
Böylece merkez, fiyatları belirlemede ve değiştirmede hakem ya da aracı olmuş olur. Bunu ABD’de Louisianna’daki Henry Doğal Gaz Merkezi’nde görebiliriz. Ayrıca Batı Teksas’taki petrol piyasası için Oklahoma’da bulunan ve diğer petrol fiyatlarının belirlendiği Cushing Petrol Merkezi olayında da görebiliyoruz.
 
Bu açıdan baktığımızda, bir transit ülke olarak Türkiye’nin önemi gittikçe artmasına rağmen bir merkez değildir. Zira Irak, Azerbaycan ve diğer petrol yataklarından Ceyhan limanına gelen ham petrolün fiyatına müdahil olmamaktadır. Türkiye ayrıca kendi arazileri üzerinden Güney Avrupa’ya aktarılması muhtemel olan Rus ve diğer ülke doğalgaz fiyatlarına müdahil olamayacaktır.
 
Hatta çok fazla tartışma konusu olan Nabucco Boru Hattı bile yalnızca Türkiye’den Avrupa’ya geçen, Türk lokal gaz şebekesiyle entegrasyonu tamamlanmamış bir geçiş projesinden başka bir şey değildir. Dolayısıyla Türkiye Ortadoğu, Rusya ve Hazar Denizi’nde bulunan ve dünya doğalgaz ve petrol kaynaklarının % 72’sine sahip enerji bölgelerine yakın olan konumundan istifade etmektedir.
 
Bilindiği gibi Türkiye üzerinden petrolünü dışarıya ihraç eden ilk ülke Irak’tır. Irak 70’li yıllarında başından itibaren petrolünü günlük kapasitesi 1.6 milyon varil olan iki paralel boru hattıyla Akdeniz’de bulunan Ceyhan limanına aktarmaktadır. Türkiye ve Irak aralarında bulunan bu anlaşmayı 15 yıl daha uzatmışlardır.
 
Diğer bir ham petrol boru hattı ise günlük kapasitesi bir milyon varil olan ve 2006 yılında çalıştırılmaya başlanan ve Azerbaycan petrollerini taşımada kullanılan Bakû-Tiflis- Ceyhan boru hattıdır. Son olarak Kazakistan bu anlaşmaya dâhil olmuştur. Rus ham petrollerini ya da Hazar bölgesi petrollerini yoğun bir trafiğe sahip İstanbul boğazı yerine bu bölgeden aktarmaya yarayan bir boru hattı olan Samsun-Ceyhan boru hattı inşaatı ise devam etmektedir.
 
Bu nokta Türkiye için son derece önemli. Zira Türkiye Boğazdan geçen petrol tankerlerinin kaza yapması ve petrolün denize sızmasından korkmaktadır. Çünkü boğazdan geçen petrol tanker sayısı her geçen gün artmakta bu da endişeyi daha da artırmaktadır. Bütün bunlar Ceyhan’ı dünyanın en büyük limanlarından biri haline getirecektir.
 
Doğal gaza gelince, Türkiye seksenli yıllardan itibaren gaz ithalatı yapmaktadır. Türkiye yılda 14 milyar metreküp Rus gazını Trakya üzerinden ithal etmektedir. Türkiye doğuda iki boru hattı üzerinden yılda 10 milyar metreküp İran gazını ithal ederken Gürcistan üzerinden yılda 6.6 milyar metreküp Azeri gazını ithal etmektedir.
 
Son olarak Mavi Akım olarak bilinen ve yılda 16 milyar metreküp Rus doğalgazını Karadeniz altından nakleden bir barou hattı da mevcuttur. Öte yandan Ürdün ve Suriye’yi de besleyen Mısır Gazı Halep üzerinden Türkiye’ye yılda 4 milyar metreküp Arap Gazı boru hattı bulunmaktadır.
 
Bununla birlikte Cezayir, Nijerya ve Katar’dan yıllık 5.2 milyar metre küp sıvılaştırılmış gaz Marmara Denizi’ndeki Gaz limanına gelecektir. Belki de gelecekte Aliağa’da yeni bir limanın devre sokulmasından sonra sıvılaştırılmış gaz miktarı artacaktır.
Böylece Türkiye’nin gaz ithalatı,  2009’da yıllık 38 milyar metre küp olan gaz ihtiyacını geçecektir. Bu yüzden Türkiye İtalya ve Yunanistan’a yıllık 8 ve 3 milyar metreküp gaz ihracatı yapma imkânı sağlayacak bir proje üzerinde ciddi manada çalışmaktadır. Güney Avrupa’ya Rus gazını taşıyacak Güney Akım projesi devreye girdiği ve Türk gaz şebekesine bağlandığı zaman Türkiye’nin imkânları artacaktır.
 
Hakkında henüz nihai kararların verilmediği Nabucco Boru Hattı projesine özellikle değinmek gerekir. Şubat 2002’de ilk defa gündeme gelen ve Hazar Denizi ve Ortadoğu doğal gazını Avusturya’ya nakledecek ve geçtiği yerde Avrupa Birliği ülkelerinin doğal gazla besleyecek olan bu proje13 Temmuz 2009 yılında Türkiye, Romanya, Macaristan ve Avusturya arasında Ankara’da imzalandı. Avrupa Birliği (AB), kıtanın enerji ihtiyacını, güvenli bir şekilde karşılamak ve Rusya’ya bağımlılığı azaltmak için ABD’nin desteğiyle bu projeye olur verdi.
 
Bu projede nihai yatırım kararı henüz alınmadığından hattın yapım yılı olarak belirlenen 2015’ten önce bitirilmesi uzak gibi gözüküyor. Gazın ana kaynağı Azerbaycan’daki Şahdeniz doğal gaz yatağını geliştirme projesinin ikinci etabından gelecek olan yıllık 8 milyar metreküplük gaz olacaktır. Ancak bunun 2017’dne önce bitirilmesi mümkün gözükmemektedir.
 
Bu miktar, Türkmenistan’dan yılda 10 milyar metreküp almadan projeye başlanması için yeterli olmayacaktır. Hazar Denizi’ne kıyısı olan ülkeler arasında henüz bir anlaşmaya varılmamış. Ortak doğal gaz yataları nedeniyle Türkmenistan’la Azerbaycan arasında bazı problemler vardır. Ayrıca Türkmen gazının Hazar Denizi üzerinden taşınması konusunda da bazı sıkıntılar mevcuttur.
Eskiden bu gazın İran üzerinden taşınma düşüncesi vardı. Ancak bu düşünce kabul görmedi. İran gazı da hali hazırda projeye dâhil edilmiyor. Türkiye’ye gelen Mısır doğal gazının ileride bu projeye dâhil olması bekleniyor.
 
Yıllık 31 milyar metreküp enerji miktarına ulaşmamız için ilave miktarlara ihtiyaç vardır. Bu yüzden Avusturya’nın OMV şirketi ve Macaristan’ın MOL şirketi, Kuzey Irak Yerel Yönetimi ile anlaşarak Kuzey Irak’ta bulunan doğal gaz yataklarının çıkarılacak doğal gazı projeye dahil etmek konusunda anlaştılar. Ancak Bağdat hükümetinin onayı alınmadan yapılan bu anlaşma Bağdat tarafından yasadışı olarak ilan edildi. Bağdat hükümeti ayrıca iki şirketi kara listeye alarak Irak’ta çalışmalarını yasakladı.
Ancak Irak gazı, Arap Gaz Boru Hattı yoluyla projeye dâhil edilebilir. Zira bu anlaşmaya imza koyan ülkelerden biri de Irak. Irak gazını Suriye ve diğer ülkelere aktarmak için Irak ve Suriye arasında bir ilke anlaşması da mevcut.
 
Bu açıklamada biraz abartı olmakla beraber projenin gaza olan ihtiyacı kalıcı olmaya devam edecek. Avrupalılar, Güney Rus Doğalgaz Akım Projesinden pek sıcak bakmamalarına rağmen bu projenin Nabucco’yla bağlanmasına pek itiraz etmiyorlar. Fakat Ruslara göre kendi boru hattı projeleri çok daha rekabetçi olduğuna inanıyorlar ve belki de iki hattın birbirine bağlanmasını kabul etmeyecekler. Zira Ruslara göre Nabucco aslında onlara karşı geliştirilmiş bir hat, ya da en azından hat karşıtları bunu böyle göstermeye çalışıyorlar.
 
Bütün bu faktörler bu boru hattının yeterince enerji kaynaklarıyla konusunda birçok soru işareti olduğunu bunun da boru hattının fizibilitesi hakkında istifham yaratmaktadır. Aynı zamanda Rusya, Nabucco boru hattını besleyen kaynakları azaltmak amacıyla Hazar Denizi ülkelerinden başarılı bir şekilde gaz almaktadır. Bu amaçla son olarak Türkmenistan’la 30 milyar metreküp gaz anlaşması yapmış bu da Rusya’nın benzer bir miktar gazı ihraç etmekten kurtarma imkânı vermektedir.
Aynı zamanda Türkmenistan gaz satmak için İran gibi doğuya yönelebilir, nitekim Avrupa’nın insan hakları itirazına rağmen Çin’e gaz verme sözü vermiştir.
 
Türkmenistan belki de batıya yönelirken daha fazla gaz satma imkânı elde etmek için üretim kapasitesini büyük oranda artıra yoluna gidecektir. Doğuda gaza olan ihtiyaç çok büyük oranda artmaktadır. Orta Asya- Çin boru hattında olduğu gibi doğuya doğru uzun boru hatlarını döşeyerek elde edilen başarı ülkeleri ve şirketlerini doğu istikametine doğru ilave boru hatlarını döşeme konusunda teşvik etmektedir. Nitekim doğu yönüne doğru olan boru hatları Nabucco’dan daha az sıkıntılıdır.
 
Türkiye’nin tutumu ve Nabucco hevesi anlaşılır bir şey. Zira Türkiye, hâlihazırda enerji kaynaklarını transfer eden, gelecekte de enerji ticaret merkezi ihtimali olan bir ülke olarak konumunun önemini artırmak istemektedir. Transfer ve geçiş ücretlerini de anmadan geçemeyiz. Türkiye ayrıca Türk dağıtım şebekesinin henüz ulaşmadığı bölgelerden geçecek gazdan da istifade etmek istiyor. Türkiye, doğudaki dağıtım şebekesini beslemek ve batıdaki gaz miktarını tazmin etmek için Nabucco enerjisinden % 15 pay istediği söyleniyor.
 
Son olarak şunu da dikkate almamız lazım: Avrupa 2005’te doğalgaz ihtiyacı 502 mmms iken 2030 yılında 815’e çıkacaktır. Dolayısıyla Nabucco’nun Rus gazının bir alternatifi olarak düşünmek zor, aksine Nabucco’yu Rus gazının ve diğer kaynakların bir tamamlayıcısı olarak düşünmek gerekir. Türkiye ve Avrupa,  diğer projelerle entegrasyon sağlayarak siyasi içeriği azaltıp Irak üzerinden Katar vb. ülkelerden yeni kaynakları destekleyerek projeye ilişkin Rusya’nın endişelerini gidermeli ve siyasi nedenlerden ötürü kaynaklar yasaklanmamalı.
 
Türkiye’nin mevcut ve gelecekteki rolünü düşündüğümüzdü, günde 700 bin varil petrol ve bir o kadar da doğal gaz tüketecek, bunun da % 90’ını dışarıdan ithal edecektir.
 
Türk devlet şirketleri bu rolün güçlendirilmesi konusunda başarılı bir şekilde çalıştılar. Gelecekte de başarılı olacakları beklenmektedir. Irak’ın Türkiye’ye gaz ihraç etme projeleri altmışlı yılların başında başlamışsına ve ekonomisi diğerlerine göre çok daha iyi olmasına rağmen şimdiye dek herhangi bir başarı kaydetmemesine üzülmemek elde değil.
 
*Sadullah el-Fethi: 1939 yılında Irak’ın Musul kentinde doğdu. Manchester Üniversitesinden mezun oldu. 1986-1994 yılları arasında Viyana’da OPEC’te yetkili olarak görevlerde bulundu. 2002 yılında emekli oluncaya kadar da gaz ve petrol bakanlığında uzman olarak çalıştı. Şimdi El Cezire sitesinde uzman olduğu alanda makaleler neşrediyor. 
 

 

Timeturk


Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • Yeni sistem Türkiye'nin kurtuluş reçetesi olacak
  • TSK harekete geçti! İKU'lar silahlanıyor
  • Türkiye'den 'Sincar' hamlesi
  • Demir kapının altında kalan kişi yaralandı
  • Türk Büyükelçiliği'ne çirkin pankart

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA