• Konya14 °C

İsmail Ünver / Mevlana Kalkınma Ajansı Uzmanı

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

KANDİL IŞIĞI

17 Eylül 2010 18:09

Dönemin sahabelerinden Temimdari satın aldığı yeni bir buluşla mescide gelir ve bunu mescide de asar. Sahabe bakar ki, o zamanın teknolojisine kıyasla yepyeni bir alet asılı duruyor. Külsüz ve dumansız bir şekilde ışık veriyor ve her yer aydınlık. Kim astı bunu diye merak ederler, öğrenirler ki Temimdari, bu aleti bir Hıristiyandan satın almış (evine asmak varken, önce gelip mescide astığını düşünürsek konu içinde konu olur ama düşünmeye de değer). Adı da: KANDİL. Tabi o dönem,  mescidin ortasında hurma dallarından yakılan ateşle aydınlanmaya çalışıyor insanlar. Temimdari kendinden emin, sevinçli belki de. Aydınlatıcı bu icat o dönem başka diyarlarda kullanılıyorken bu gün Arap yarımadasında da yerini alacak. Ancak sonuç düşündüğü gibi olmuyor ve cemaatten “yabancıların icadını” getirdin bunu kullanmak doğru değil diye tepki alıyor. O sıra mescide Peygamberimiz teşrif ediyorlar. Ne üzerine konuşmakta olduklarını sorunca konuyu öğrenen Efendimiz, Temimdari’yi çağırıyor. Herkes ne diyecek nasıl bir uyarıda bulunacak diye beklerken, Kainatın Efendisi, Sevgililer Sevgilisi buyuruyor ki: “Sen bizim mescidimizi aydınlattın, Allah da senin kabrini aydınlatsın.”

Biliyorum ki şu an daha birçok yaşanmış örnekler aklınıza geldi: İlim Çin’de dahi olsa almamız gereği, bir salgın hastalık döneminde tedavi amaçlı doktor getirilmesi vs…

Zaten ilk emir: OKU olduğunu da düşünürsek konu daha da yerini sağlamlaştırıyor. Ayrıca birçok ayette “düşünmez misiniz?” “akıl etmez misiniz?” “…okuyup anlayasınız …” ve benzeri uyarılar ilmin sadece dünyevi değil ahiret hayatına da ne denli katkı sağladığını apaçık ortaya koymakta.

Peki ne oluyor da Müslüman toplumlar okumaktan bu kadar uzak? Boş zamanının hesabını vermekten korkması gereken bizler, nasıl oluyor da en çok da “boş zamana” zaman ayırabiliyoruz?

Tatilde elinden kitap düşmeyen turiste bakıp “abi adamlar çok okuyor” diye gıpta ederken, “ya gel, kitap okumaya mı geldik, at şu taşı, okey geliyor kafaya” diyebiliyoruz. Ya da nasıl oluyor da 11 ayın sultanı Ramazan gecesi mübarek sahurları okey masalarında fayans taşları ile karşılayabiliyoruz? 1 saat kitap okuyamazken tam 1 saat bankada kuyrukta bekleyebiliyoruz, hem de boş boş, gazete bile okumadan?

Rakamlara göre Türkiye dünyada nüfusta 17. sırada yer alıyor. En büyük 17. ekonomiyiz. Ancak iş okuma oranına, patent sayısına, ar-ge yatırımlarına, büyük şirketler sıralamasına, bilimsel çalışmalara, en iyi üniversiteler listesine gelince ne yazık ki iyi noktalarda değiliz. Cep kullanıcısı sayısında dünyada 15. ülke olan Türkiye; TV sayısı, dizi sayısı, facebook, msn gibi program kullanımında zirvelerde.  

Konya ve Karaman illerinin yer aldığı TR52 Düzey 2 Bölgesi, gazete ve dergi tirajı 2009 yılı verileri ele alındığında toplam 41.894.437 adet ile Türkiye’deki 26 bölge içerisinde 17. sırada yer alıyor. Türkiye birçok alanda dünyanın gerisinden gelirken, Konya ve Karaman illerimizin de Türkiye’nin gerisinden geldiğini düşünmek dahi istemem. Bunun için hareket geçmek lazım.

Yazacak daha çok şey var ama ilk 1 saatte aklıma gelenler bunlar. Sözün özü: çok okumalıyız, tarihi bilmeliyiz ve ilmi, siyaseti, dini ve mesleki konuları okuya okuya ve pratik ede ede iyice öğrenmeliyiz. Kulaktan dolma bilgilerle nasıl bir işadamı, bir yönetici, bir anne-baba, bir Türk ve de bir Müslüman oluruz düşünmeye davet ediyorum sizleri.

 

PAKİSTAN…

Pakistan konusunda daha da yapacağımız çok şey var. Unutmamalı. Tarihi tam bilmemenin ve okumamanın verdiği hatalara düşmeyelim. Onlar kardeşimiz. Bir örnekle durumu izah edeceğim: İngiliz bir subayın anılarından alıntı olarak dinlemiştim: Etrafına bakıyor bu subay, herkes bir telaş içerisinde. Osmanlı’ya Türkiye’ye yardım için insanlar kuyrukta. Nelerini getirmemişler ki. (Osmanlı ne de olsa bir sembol ne de olsa bir gurur kaynağı) o ara bir kadın sesi duyuluyor. Kalabalıkta feryat figan sağa sola koşturuyor. Kucağında bebeği var. Belli ki çocuk hasta. Ama annenin sesi işitilince anlaşılıyor ki bebek falan hasta değil, kadında da bir şey yok. Derdi şu: “ yok mu bebeğimi satın alacak birisi? Parasını Osmanlı’ya göndereceğim.” diyor. Kalabalıktan bir kadın çıkıyor. Durumu vakti iyi. Bebeğin ücretini kadının adına yardım masasına takdim ediyor ve bebekle annesini de evine yolluyor.

Hala ağlamaklı olmadıysanız, bundan sonra biraz daha okuyunuz, duygu aleminizi geniş tutunuz. saygılar…

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • Hakim, boşanma kararını otoparkta verdi
  • "FETÖ, eğitimdeki zafiyetlerden yararlandı"
  • 'FETÖ, futbol ile ciddi şekilde ilgilendi'
  • Genç öğretmenlerin mezuniyet coşkusu
  • Ilgın'da ramazan pidesine zam yapılmadı

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA