• Konya17 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İmam Hatip camiası tek kuruşa bile hassastır
05 Aralık 2010 Pazar 15:59

'İmam Hatip camiası tek kuruşa bile hassastır'

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İmam Hatip Lisesi mezunu olmayı hayatı boyunca büyük bir gurur vesilesi olarak yüreğinde taşıdığını belirtti.
Erdoğan, İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneğince (ÖNDER) Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde düzenlenen 6. İmam-Hatipliler Kurultayı'nda yaptığı konuşmada, İmam Hatip liselerinin kuruluşuna katkı veren, bütün varlığını bu yönde feda eden başta dönemin Başbakanı Adnan Menderes olmak üzere tüm emek verenleri rahmet ve şükranla yad ettiklerini söyledi.

''İmam Hatip Lisesi mezunu olmayı hayatım boyunca büyük bir gurur vesilesi olarak yüreğimde taşıdım'' diyen Erdoğan, çocuklarının tamamının da İmam Hatip Lisesi mezunu olmasından iftihar ettiğini dile getirdi.

Erdoğan, ''Allah'ın izniyle, son nefesimi verinceye kadar da imam hatipli olmanın gururunu, onurunu, şerefini üzerimde taşımaya devam edeceğim'' dedi. Bunu bir ayrımcılık olarak ifade etmediğini dile getiren Erdoğan, ''Bir tek tuğla koyanlara, bir tek harf öğretenlere, bu camianın başarısı için, Anadolu'nun her köşesinde dualar okuyan herkese, buradan, şahsım adına, milletim adına bir kez daha şükranlarımı sunuyorum'' diye konuştu.

Erdoğan, merhum Mahmut Celalettin Öktem hocanın, İstanbul İmam Hatip Okulunda Arapça öğretmenliği yaptığını, Nurettin Topçu'nun Celalettin Hocayı ''O, geç kalmış bir Ebussuud Efendi veya bir İbn-i Kemal'dir'' diye tanımladığını anımsattı.

1950'lerin başında, Mahmut Celalettin Hocanın dönemin bakanı Tevfik İleri'yle yaptığı görüşmeler neticesinde, 1951 yılında 7 yıllık imam hatip liseleri açıldığını da hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

''Merhum Nurettin Topçu'nun, Celalettin Hoca ile ilgili anlattığı şu anekdot gerçekten ibret vericidir; 'Bir tatil günü okula gittim. Celalettin Hocayı, 70 yaşına gelmiş haliyle okulun tuvaletlerini temizlerken buldum... 'Hocam, bu genç işidir, bırak gençler yapsın' dedim. Bana şu cevabı verdi: 'Gençler, yaptıkları işlerle şahsiyetleri arasında irtibat kurarlar. Yarın tuvalet temizleyip okudum diyerek kompleks sahibi olurlar. Onları, gürbüz bir fidan gibi yetiştirmek bizim vazifemizdir...'. Evet 1920'lerde, ardından 1950'lerde atılan o tohum, Celalettin Hocanın, onun gibi nice değerli şahsiyetin fedakarlıkları neticesinde bugün ulu bir çınara dönüştü.

Ezanların Türkçe okunduğu bir dönemdi, kitapların yasaklandığı, yakıldığı bir süreçti; maddenin ruhtan tecrit edilmek istendiği, Anadolu'nun köklerinden koparılmaya çalışıldığı günlerdi. Yılgınlığa kapılmayan, umutsuzluğa düşmeyen, bu millete inanan, gençliğe inanan fedakar insanlar, karanlığa bir mum yakmak, bir umut alevlendirmek için yüreklerini ortaya koymuşlardı.''

-''MAHCUP OLMADIK''-

Erdoğan, o dönemde yola çıkanların Türkiye'nin bugününe ve geleceğine ruh veren bir gençliği inşa etmeyi başardıklarını belirterek, Necip Fazıl'dan bazı mısraları okuyarak, şöyle devam etti:

''O büyük insanların talebesi olarak, bu yapıyı öksüz bırakmadık, Anadolu'ya mahcup olmadık, bizim için dişinden tırnağından artıranlara mahcup olmadık, bize dua edenlere mahcup olmadık. Allah'ın izniyle Celalettin Hoca gibi bu işe öncülük eden büyüklerimize mahcup olmadık ve inşallah da olmayacağız.

İmam Hatip Lisesinin sıralarında okuduğumuz anlarda da sonrasında da her türlü aşağılamaya, hakarete, baskıya, engellemeye maruz kaldık. Aralarda öyle hocalarımız çıktı ki içeride, dışarıda, bize 'cenaze yıkayıcısı' dediler, bize 'taşralı' dediler, 'köylü' dediler, zenci dediler; bize 'siz doktor olamazsınız, mühendis olamazsınız, kaymakam, vali, siyasetçi olamazsınız' dediler; bize 'muhtar bile olamazsınız' dediler.

Allah'ın izniyle millete güvendik, ülkeye inandık, umutsuzluğu yanımıza yaklaştırmadık, yılgınlığa kapılmadık ve her kademede milletin teveccühüne mazhar olduk.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Yoksulluğa pes etmedik, dışlanmışlığa 'eyvallah' demedik, aşağılayanlara prim vermedik; biz 'Anadoluyuz' dedik, biz 'Trakyayız' dedik, biz 'Türkiye'yiz' dedik ve işte bugünlere ulaştık'' dedi.

Erdoğan, İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneğince (ÖNDER) Beyoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde düzenlenen 6. İmam-Hatipliler Kurultayı'nda yaptığı konuşmada, İstanbul İmam Hatip Lisesinde okurken yatılı bölüm koğuşlarında, ranzaların arasında sessiz sessiz ağlayan arkadaşlarını gördüğünü, aylarca ailesinden harçlık alamayan, bir dilim ekmekle akşama kadar ayakta durmaya çalışan arkadaşlarının var olduğunu söyledi.

Bir tek evini, bir tek arsasını, İmam Hatip yapılması için bağışlayanları gördüklerini de dile getiren Erdoğan, ''Yoksulluğa pes etmedik, dışlanmışlığa 'eyvallah' demedik, aşağılayanlara prim vermedik; biz 'Anadoluyuz' dedik, biz 'Trakyayız' dedik, biz 'Türkiye'yiz' dedik ve işte bugünlere ulaştık'' dedi.

İmam hatip liselerine ilişkin anektodlardan ''bir okulun bahçesinde oynayan imam hatip liselilerin bahçenin kenarındaki elma ağaçlarındaki meyvelere dokunmadıklarını'' anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

''İşte İmam Hatip ruhu budur, işte İmam Hatip terbiyesi budur. Biz, bu aziz milletin yüreğinden koparıp verdiği, dişinden tırnağından artırdığı, aydınlık bir nesil umuduyla kendisi yemeyip bize gönderdiği infaklarla bugünlere ulaştık. Ben, bütün bu camianın, emanetin ne demek olduğunu çok iyi idrak ettiğini biliyorum. Bütün bu camianın, harama el uzatmaktan, milletin emanetine göz dikmekten nasıl sakındığını çok iyi biliyorum. İmam Hatip camiasının, yetimin hakkını korumakta, milletin tek kuruşunu kılı kırk yaran bir hassasiyetle muhafaza etmekte ne denli hassas olduğunu çok iyi biliyorum.

İmam Hatip çınarının büyümesinin birilerini rahatsız etme sebebi de esasen işte budur. 'Meslek lisesi öğrencileri, üniversite okumasın' dediler, 'meslek lisesi mezunları mühendis olmasın, tıp fakültelerine, siyasal bilgilere, hukuk fakültelerine gitmesin' dediler. Meslek lisesi mezunları kamuda görev almasın, idareci olmasın, kaymakam, vali, milletvekili, bakan, başbakan olmasın istediler. Çünkü, kapıcının çocuğunun okumasından rahatsız oldular. Onun için 'bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam' dediler bu milletin evlatlarına. 'Yozgat'ın, Sivas'ın, Erzurum'un köylüsünün çocuğu gelip başımıza kaymakam olmasın' dediler, 'Muş'un, Bitlis'in, Bingöl'ün çocukları valilik yapmasın' dediler. Aydın'ın, Muğla'nın İzmir'in yoksul varoşlarından mühendis çıkmasın, doktor çıkmasın, avukat, hakim, savcı çıkmasın istediler.

Milletin emanetine, milletin hazinesine sahip çıkacak, onu büyük bir hassasiyetle koruyacak, kollayacak, gözetecek Anadolu çocuklarının yetişmesinden hazzetmediler. 'Başörtüsü' deyip kızları eve hapsetmek istediler. Onlar gitsinler kapıcılık yapsınlar, onlar sadece el ayak işlerine baksınlar, onlar çay getirip çay götürsünler, onlar etkin konumlarda olmasın istediler. 'Katsayı' deyip yoksulları köylerine sıkıştırmak istediler.

Bu elitistlere, bu seçkincilere, bu statükoculara karşı eğitim mücadelemizden taviz vermedik. Onların istediğini yapmadık, köylerimize, taşraya, varoşlara mahpus olmadık.''

-''BİZİ FARKLI ŞEKİLDE TANIMLAYANLAR MAHCUP OLDULAR''-

İmam hatip lisesini bitirenlerin dünyanın ve Türkiye'nin sayılı üniversitelerine gittiklerini de anlatan Erdoğan, şunları söyledi:

''Yoksul köy çocukları İstanbul'un, Ankara'nın çeşitli üniversitelerin master, doktora yaptılar. Bütün aşağılamalara, bütün hakaretlere, bütün yasaklara rağmen; işte 8 yıldır Türkiye'yi büyütüyor, Türkiye'yi bölgenin en itibarlı ülkesi haline getiriyoruz. Yolsuzluğa, yoksulluğa, yasaklara karşı kararlı bir şekilde mücadele ediyor, Türkiye'yi kronik sorunlarından arındırmak için ter döküyoruz.

Yıllarca 'gerici' dediler, yıllarca yobaz yaftasını yakıştırdılar, Anadolu insanını yıllarca en sakil şekilde yazdılar, çizdiler. İşte 8 yılda açtığımız 160 bin yeni derslikle, okullara gönderdiğimiz 750 bin bilgisayarla, 78 yeni üniversiteyle, bu ülkenin her bir çocuğuna sunduğumuz kaliteli eğitim imkanıyla bilime, eğitime verdiğimiz önemi tartışmasız şekilde ispat ettik.

Sanal korkulara, sanal tehditlere bizi malzeme yapmak istediler. Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerini başlatan biz olduk. Medeniyetler İttifakı'na öncülük eden biz olduk. Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'nde elini, bedenini, yüreğini ortaya koyan biz olduk. Balkanlar'da, Kafkasya;da, Ortadoğu'da, Kabil'de, Bağdat'ta, Gazze'de, Kudüs'te hakkı söyleyen, hakkı savunan, hakkı tutup kaldıran yine biz olduk.

Bizi farklı şekilde tanımlayanlar mahcup oldular ama biz tevazudan asla taviz göstermedik, kibre prim vermedik. Biz, imam hatip sıralarında kardeşliği gördük, kardeşliği yaşadık, dayanışmayı, paylaşmayı adeta hücrelerimizde hissettik. Bugün de 'kardeşlik' diyoruz; bugün de 'dayanışma' diyoruz, 'paylaşma' diyoruz; bugün de 'hak' diyoruz, 'hukuk' diyoruz, 'adalet' diyoruz.''

Başbakan Erdoğan, ''Bugün burada, sizlere olduğu kadar kendime de hitap ederken, sizlere ve kendime bir kez daha şu sözü veriyorum: Allah'ın izniyle ne bu camianın ne de bu milletin başını öne eğdirmedik, eğdirmeyeceğiz'' dedi.

Konuşmasının ardından Erdoğan'a, ÖNDER Genel Başkanı Hüseyin Korkut tarafından derneğin 475 numaralı üyesi olduğuna ilişkin kayıt defteri örneği sunuldu.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • FETÖ'cü hainler cezaevinde birbirine girdi
  • Avrupa Türkiye'ye engel olamadı! Araplar peşinde
  • Konya’da Kitap Baharı
  • Meram Gençlik Meclisi’nde yeni dönem
  • Ucuz et dönemi başlıyor

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA