• Konya2 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hizbullahın dünü bugünü planı
22 Nisan 2009 Çarşamba 08:52

Hizbullah'ın dünü bugünü planı

Hizbulvahşet'olarak tarihe geçen Hizbullah terör örgütü, yine sahnede. 2003 Yılında yeniden yapılandırılan örgüt yeraltına inerken, bazı cemaat ve STK'lara sızmaya çalışıyor.
İran devriminden (1979) sonra Türkiye'de farklı yapılanmalar ortaya çıkmaya başlamıştı. Bu sırada Diyarbakır'da açılan Vahdet Kitapevi (1980'li yıllar) etrafında farklı bir grup hareket hâlindeydi. Kitapevinin kurucuları arasında Hüseyin Velioğlu, Fidan Güngör, Molla Yasin Ekinci vardı. Üçlü arasından Velioğlu ismi öne çıkıyor, her yerde, 'İslam devrimi yapacağını' söylüyordu... Vakit geldiğinde Hüseyin Velioğlu farklı bir yol haritası çizdi; Mısır'daki İhvan-ı Müslimin benzeri bir örgüt kurma çalışmalarına başladı. Bu yönelişte 1982 yılında Suriye'nin Hama kentindeki ayaklanmadan kaçarak Mardin Kızıltepe'ye yerleşen İhvan-ı Müslimin örgütü üst düzey yöneticisi Molla Ahmet Velioğlu'nun etkisi büyüktü.

Aslında hiçbir etkinliği olmayan Hüseyin Velioğlu'nu birileri yönetiyordu. Nitekim, 1978 yılında 1952 olan doğum tarihini 1955 olarak, 1981'de de Durmaz olan soyadını 'Velioğlu' olarak değiştirmiş, böylece 'dinî' bir hüviyet kazanmıştı. Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi'nde terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan ile aynı dönemde okuyan Velioğlu birçok yapıda yer aldı. 1989'da başlayan liderlik kavgası sonucunda Hüseyin Velioğlu İlim Kitapevi'ni, Fidan Güngör ise Menzil Kitapevi'ni açtı. Böylece Hizbullah-İlim ve Hizbullah-Menzil örgütlenmeleri oluştu. Hizbullah-Menzil grubu PKK ile mücadelenin erken olduğunu, bir cephe açılmaması gerektiğini savunurken, Hizbullah-İlim grubu dinsiz olarak gördükleri PKK ile mücadelenin hemen başlaması gerektiği kanaatindeydi.

Fikir çatışmaları daha sonra sokağa taştı. Diyarbakır'da eleman temin etmek için faaliyet yürüttükleri camiler, benimsedikleri gruba göre paylaşılmış, satırlı sopalı kavgalarla güç gösterme dönemi başlamıştı. Silahlı çatışmalar ve adam kaçırmalar da bu kavganın bir paçasıydı artık. 1993-95 yılları arasında iki grup arasındaki çatışmalar 50 civarında örgüt mensubunun hayatına mal oldu. Olaylardan sonra Menzil grubu lideri Fidan Güngör, İlim grubu tarafından kaçırılınca (İstanbul'da) bölgedeki etkinlikleri tamamen kayboldu. Güngör'ün akıbeti hâlâ bilinmiyor. İddiaya göre, öldürülüp bir çukura atıldı.

Hizbullah'ın, 'PKK din konusunda samimi değil, Marksist-Leninist felsefeyi savunuyor' gibi argümanları örgütü kızdırdı. PKK'lılar, 1991'de Şırnak İdil'de bazı Hizbullah mensuplarını öldürdü. PKK ile Hizbullah arasında başlayan ve beş yıl süren çatışmalarda yaklaşık 750 kişi öldü. Şehirde ağır kayıplar veren PKK, kırsala kaçmak zorunda kaldı. Aslında bu planın bir parçasıydı. Çünkü şehirle bütünleşen PKK için eleman bulmak gittikçe zorlaşıyordu. 'Gerilla' havası oluşturmak için 'dağa çıkmak' tek kurtuluş yoluydu. Buna karşılık Hizbullah hem militan hem de sempatizan sayısını artırarak bölgede söz sahibi oldu. Özellikle Batman, Cizre, Diyarbakır artık Hizbullah'ın etkinlik alanındaydı. Bu tablo karşısında Hüseyin Velioğlu şöyle diyecekti: "Allah PKK'yı bizim için gönderdi, PKK olmasaydı sayımız hızla artmaz ve silahlı tecrübe sahibi olamazdık."

Kısa sürede büyüyen Hizbullah, deşifre olan militanları için 'Hicret' sistemini geliştirmiş ve onları batı illerine yönlendirmişti. Ancak sayının artması Hizbullah'ı bir 'iç infaz'la karşı karşıya bıraktı. Deşifre olan her eleman 'MİT mensubu' denilerek infaz edildi. İnfazlar öncesinde elemanlara günler süren işkenceler yapılıyor, böylece bazı itiraflar yaptırılıyordu. Bütün sorgular da kasete alınıyordu (Kasetlerin önemli bir kısmı Beykoz'daki operasyonda ele geçirildi). Emniyet'e, domuz bağı ile bağlanmış ve evlerin altına (mezar evler - çukurlar da var) gömülü 70'ten fazla ceset çıkarıldı. Bunlardan 37'sinin kimliği tespit edilebildi.

1999 sonunda (kasım, aralık) Med-Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım'ın da aralarında bulunduğu 12 kişi İstanbul'da kaybolunca polis Hizbullah'a yönelik geniş çaplı operasyon başlattı. Emniyet ekipleri Hüseyin Velioğlu'nun oturduğu Beykoz'daki villaya girmek isteyince (17 Ocak 2000) çatışma çıktı. Velioğlu öldürülürken, yöneticilerden Edip Gümüş ve Cemal Tutar sağ ele geçirildi. Bilgisayarlardan elde edilen disklerde Türkiye korkunç bir gerçekle karşı karşı kaldı. Mezar evler Hizbullah'ın vahşet yüzünü bir kez daha ortaya çıkarmıştı. Birçok ilde yapılan kazılarda da cesetler çıktı.

'Hizbulvahşet' olarak hafızalara kazınan örgüt, Beykoz'daki baskından sonra büyük güç kaybetti. Ancak üç yıl sonra (2003'ün başından itibaren) bu kez farklı bir yolla sahneye çıktı. Yeniden yapılanma hedefinde kültürel, sosyal faaliyetler ile 'askerî işleri' beraber yürütmeyi planladı. İddiaya göre, Hizbullah bugün faaliyetlerini hem yeraltında hem de açıktan yürütüyor.

Örgüt son yıllarda legal faaliyetlere de ağırlık vermeye başladı. Şiddet dolu geçmişini unutturmak için birtakım yardım faaliyetleri ve sosyal etkinlikler yoluyla taban kazanma çalışmalarını sürdüren Hizbullah, hem devletin takibinden kurtulmayı hem de daha çok taraftar toplamayı hedefliyor. Kürt kökenli vatandaşlar asıl hedef kitlesini oluşturuyor. PKK'nın elindeki Kürt kitleyi almak veya kemik bir kitleye sahip olmak için gayret ediyorlar.

Aslında iki örgüt arasındaki taban kavgası geçmişe dayanıyor. Ancak buradaki kavgada başka faktörlerin etkili olduğu Ergenekon Silahlı Terör Örgütü iddianamesinde anlaşılıyor. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın 1990'ların başında Kürt sorununu çözmek için yaptığı açılım ve girişimler kamuoyunda etkili oldu. Ancak ne tuhaftır, tam o tarihlerde PKK ile Hizbullah arasında bir çatışma patlak verdi ve bütün bölgeye yayıldı. Halk sinmeye başladı. O süreçte, bugün ortaya çıkan Ergenekon ile bağlantılı askerler tarafından bazı köylere PKK mensuplarının yerine Hizbullah üyeleri yerleştirildi. Artık 'Hizbullah köyleri' oluşmaya başladı (Silvan'daki Yolaç, Susa, Pirinçlik gibi). Örgüt bu köylerde hem militan yetiştiriyor hem de bölgeyi propaganda alanı olarak kullanıyordu. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okan'ın öldürülmesinde adı geçen Haydar Solmaz'ın Pirinçlik köyünde yetişmiş olması 'tesadüf' olarak yorumlanamaz.

Hizbullah'ın cirit attığı yerlerden biri de Şırnak bölgesi. Geçmişte burası için 'Saadet Bölgesi' deniyordu. Çünkü Hizbullah burada uzun süre 'mutlu' yaşadı. Bu dönem Ergenekon sanığı emekli Albay Levent Ersöz'ün alay komutanlığı yaptığı zamana rastlıyor. Hizbullah'ın bazı askerlerden yardım ve destek gördüğü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Faili Meçhul Cinayetler Komisyonu raporlarına da yansıyor. Raporlarda, Hizbullah'ın askerler (JİTEM-Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele) tarafından yönetildiği ve bazı noktalarda askerî birliklerde eğitildiğinin tespiti yapılıyor. JİTEM'den destek alan Hizbullah'ın bölgede bu yapı adına faaliyet yürüttüğü ve birçok faili meçhul cinayete karıştığı belirtiliyor. Ölüm kuyularının bir kısmının da Hizbullah-JİTEM işbirliği sonucu oluştuğu ileri sürülüyor.

Son yıllarda ise özellikle Güneydoğu'da yeniden toparlanan Hizbullah, değişik cemaat ve dinî gruplara karşı farklı bir strateji geliştirdi. Cemaatler ile bazı sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını sabote etmek ve muhtemel eylemleri öncesi hedef saptırmak için bu çabaya girdikleri belirtiliyor. Hizbullah'ın başka grupların içine sızarak hedef saptırmak istediği, bazı istihbarat raporlarına yansıyan olaylarda net bir şekilde ortaya çıkıyor. Örneğin, Hizbullah adına faaliyette bulunan birçok öğrenci, S.A. tarafından Mardin Mazıdağı Çok Programlı Lisesi'nden alınarak Bolu Dörtdivan Çok Programlı Lisesi'ne nakledildi. Gelen öğrenciler çeşitli cemaatlere ait yurt ve vakıflara kaydırıldı. Ancak polisin takibatı ile bu çaba deşifre edildi. Bir başka olay Kırıkkale Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi'nde yaşandı. Bir yurda yerleşen Hizbullah mensubu Y.D. isimli öğrencinin, Hizbullah'ın Türkiye üniversite sorumlusu F. E.den talimat aldığı belirlendi. Manisa'da Hizbullah'ın başka bir gruba sızma gayreti kısa sürede deşifre edildi. Batman'da A.G. Derneği'nin toplantılarına Hizbullah yanlısı faaliyet yürüten Umut-Der üyelerinin katıldığı tespit edildi. Hizbullah, başka cemaatleri hedef hâline getirmek için sadece onların içine sızmayı denemiyor, aynı zamanda kendi toplantı ve gösterilerinde onlar adına pankart ve flamalar taşıyor. Diyarbakır'da 'Peygamber Efendimize saygı yürüyüşü' adı altında yaptığı programda taşınan posterler dikkat çekmişti. Tıpkı PKK gibi Hizbullah da Kürtler tarafından da sevilen ve eserleri okunun âlim Said Nursi'nin posterlerini gösterilerde kullanarak istismara gitti. Hatta gösteride adı kullanılan Adıyaman Menzil grubuna ait Seher-Der isimli dernek temsilcileri, 'bilgileri dışında organizasyona dâhil edildiklerini' resmî kuramlara bildirdi. Hizbullah değişik gruplara ait belge, bilgi, kitap ve broşürleri de kendi hücre evlerinde hazır bulunduruyor. Tabii Hizbullah'ın şiddet içeren kaset ve suç silahlarıyla birlikte... Örgüt mensupları aynı zamanda kendisini ele verecek emareleri üzerlerinde taşımamaya dikkat ediyor. Bunun için bazen kendilerine 'tinerci veya bali çeken sokak çocuğu' süsü veriyor. Psikopat olmanın bütün argümanları eyleme giden bir Hizbullahçının üzerinde bulunuyor. Hatta bunun için sanatçı Müslüm Gürses'in poster veya kasetleri de birer eylem malzemesi olarak ceplerde taşınıyor. Yakalanınca melankolik, psikopat 'Müslümcü', hırsız süsü verme taktikleri bunlar.

Hizbullah, her ne kadar kendini bağımsız bir örgüt olarak lanse etse de birçok kanlı eylemi bulunan El-Kaide ile ciddi irtibatı bulunuyor. 2007'de Bingöl'de yapılan bir operasyonda Hizbullah militanı Muhammed Yaşar ve kendine bağlı bir ekibin El-Kaide ile ilişkisi ortaya çıkmıştı. Bingöl ve Kocaeli polisinin başarılı operasyonları sonucunda çok sayıda Hizbullah ve El-Kaide mensubu tutuklandı. Ekip birçok eylem ve bombalama planlamıştı.

Aynı tarihlerde İstanbul'da El-Kaide'ye yönelik gerçekleştirilen operasyonda Hizbullah'ın üst düzey liderlerinden Hacı Bayancuk'un oğlu Halis yakalandı. Hitabeti ve dinî bilgisi iyi olan Hizbullah militanlarının El-Kaide ile işbirliği yaptığı ve ortak hareket etmeye başladıkları, İstanbul'da Nisan 2008'de düzenlenen operasyonda daha da netleşti. Sadece İstanbul'da 33 Hizbullah ve El-Kaide mensubu yakalandı. Benzer şekilde Diyarbakır'da yapılan operasyonlarda yakalanan Hizbullah üyesi M. Fatih Yıldız'ın Afganistan'a gidip geldiği tespit edildi. Ardından 11 kişi silahlarla birlikte yakalandı. Ankara'da şehir sorumlusu Mehmet Şerif Onuk'un yakalanması da Hizbullah-El-Kaide işbirliğini bir kez daha deşifre etti.

Raporlara göre, Hizbullah aynı zamanda El-Kaide için militan devşiren bir örgüt. İki örgütün işbirliği bir rantı da ortaya çıkarıyor. Gasp, fidye amaçlı adam kaçırma gibi eylemlerin yanı sıra Hizbullah'ın sigara ve insan kaçakçılığı işinde olduğunun altı çiziliyor. Örgüt El-Kaide'nin uyuşturucu ticaretinden de pay alıyor.

Hizbullah elemanlarının sigara kaçakçılığı yaparken bazı dernekleri depo olarak kullandığı ve elemanları bu derneklerde istihdam ettikleri belirtiliyor. Güneydoğu'da taziye evlerini, camileri, köyleri gezen ve propaganda yapan Hizbullah'ın, sürekli 'Darü'l Harp' vurgusu yapak zorla para topladığı aktarılıyor. Bu konuda ilginç bir olay İstihbarat kayıtlarına geçti; Konya'daki Hizbullah mensuplarından Mehmet Tunç, Mehmet Kaya, İdris Elhaman ve İrfan Demir, Diyarbakır Mardin Karayolu'nda Ş.Ç. isimli şahsın 310 bin İsveç Kronu'nu, 500 Avro'sunu ve şahsi eşyalarını gasp etti. Ancak İdris Elhaman parayı harcayınca örgüt korkusundan borcunu ödemek için böbreğini satılığa çıkardı.

İnzar, Yeni Müjde, Yeni Haber gazetesi gibi yayın organları bulunan Hizbullah, Mustazaf-Der adıyla faaliyette. Televizyon çalışması olan örgütlenmenin Çağrı FM isimli radyosu ve İlke adında haber ajansı bulunuyor. Dershaneler de kuran Mustazaf-Der Doğu ve Güneydoğu'da açtığı okuma salonları ile de faaliyet yürütüyor.

ERGENEKON'UN TALİMATIYLA ÖLDÜRÜLMÜŞ

Hizbullah-Ergenekon ilişkisi Ergenekon Silahlı Terör Örgütü için hazırlanan iki iddianamede de yer alıyor. Örgütün kuruluş aşamasından eğitimine ve silah teminine kadar her şeyin başından itibaren Ergenekon denilen yapı tarafından organize edildiği belirtiliyor. Hüseyin Velioğlu'nun ise Ergenekon sanıklarının birçoğu ile irtibatı vardı. Velioğlu, hem eylem yapıyor hem de dinî gruplar ve cemaatler hakkında istihbarat bilgilerini Ergenekon'a aktarıyordu. Hizbullah'ın önemli eylemlerinden biri Zehra Vakfı Başkanı İzzettin Yıldırım'ın öldürülmesiydi (29 Kasım 1999'da kaçırılmış, 17 Ocak 2000'de Beykoz'daki Hizbullah operasyonunda cesedi bulunmuştu). Yıldırım, kaçırıldıktan sonra Velioğlu tarafından sorgulanarak öldürülmüştü. İddiaya göre, Velioğlu, Yıldırım'dan bölgeden çekilmesini ve yüklü miktarda para vermesini istedi. Talebi gerçekleşmeyince de onu öldürdü. Diğer bir sebep ise Yıldırım, Velioğlu-JİTEM ilişkisine dair çok şey biliyordu. Bu yüzden Yıldırım'ın kaçırılmasında Hizbullah elemanları ve Ergenekon'un yönlendirdiği kişiler vardı. Hizbullah-Ergenekon ilişkisine dair iddianamelere yansıyan bir başka kanıt ise Levent Ersöz'ün Hizbullah ile olan ilişkisi. Ocak 2001'de Jandarma'nın Hizbullah'a yaptığı operasyonda cephanelik ele geçirilmişti. Bu silahların mahkemenin talebi üzerine Şırnak Jandarma Alay Komutanlığı'na kayıtlı olduğu resmî belgelerle ispatlanmıştı.
 
(SONSAYFA)
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA