• Konya13 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hep birlikte çözeceğiz
30 Haziran 2010 Çarşamba 22:06

'Hep birlikte çözeceğiz'

Başbakan Erdoğan, yıllarca bölgede olağanüstü hal uygulandığını, yasaklarla, kısıtlamalarla, tecritle ne terörün gerilediğini, ne kayıpların azaldığını, aksine bölgede hem gerilimin, hem yoksulluğun,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Biz terörün sonunu getirecek olanın daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım, daha dengeli, daha yaygın bir kalkınma olduğuna inanıyoruz'' dedi.

Erdoğan, Televizyonlarda yayımlanan ''Ulusa Sesleniş'' konuşmasında, Türkiye'nin gelişme seyrini ortaya koyan güzel haberlerle başlamayı umduğu sözlerine maalesef gelen acı haberlerin gölgesinin düştüğünü dile getirerek, geçen hafta içinde Hakkari'den, Elazığ'dan, Diyarbakır ve İstanbul'dan ardı ardına gelen kara haberlerin herkesin yüreğini kanattığını söyledi.

Hayatını kaybeden bütün şehitlere bir kez daha Allah'tan rahmet, yaralı askerlerimize de acil şifa dileyen Başbakan Erdoğan, ''Şehitlerimizin kederli ailelerinin acılarını paylaşıyoruz'' dedi.

Van'da şehitleri uğurlamak için yapılan törene katıldığını anımsatan Başbakan Erdoğan, oradan Genelkurmay Başkanı, ilgili bakanlar ve kuvvet komutanlarıyla Şemdinli'deki Tekeli Taburu'na gittiğini, çatışmada yaralanan askerleri ziyaret ettiğini söyledi.

Daha sonra çatışmanın yaşandığı Gediktepe mevkisine giderek incelemelerde bulunduğunu, şartları yerinde gördüğünü anlatan Başbakan Erdoğan, ardından Derecik Beldesi Umurlu Karakolunu ziyaret ederek, askerlerle, köy korucularıyla beraber olduğunu, vatandaşlarla konuşma imkanı bulduğunu söyledi.

''Büyük bir gururla ifade edeyim ki bütün bu yaşananlar görev başındaki kahraman askerlerimizin terörle mücadele azim ve kararlılığını daha da arttırmış, daha da güçlendirmiştir'' diyen Erdoğan, şöyle konuştu:

''Bütün güvenlik güçlerimiz, bölgede en zor şartlar altında büyük bir millet sevgisi, büyük bir vatan aşkıyla teröre karşı mücadelesini sürdürüyor. Atılması gereken her adım atılıyor, alınması gereken her tedbir alınıyor, bundan hiçbir vatandaşımızın şüphesi olmasın. Hükümetimiz, ilk günden itibaren, ordumuzun, güvenlik güçlerimizin her ihtiyacını karşılamış, savunma ve güvenlik için talep edilen her isteği eksiksiz yerine getirmiştir. Ancak bildiğiniz gibi terörle mücadele kendi içinde büyük zorlukları olan karmaşık ve çok boyutlu bir mesele... Askeri tedbirlerle terörün belli ölçüde önünü alsanız bile, terörün zeminini ortadan kaldırmadığınız sürece bu acı olayların yaşanmasına bütünüyle engel olamıyorsunuz. Türkiye yıllardır terörist güçlere karşı güvenlik güçleriyle gerekli her türlü mücadeleyi fedakarca yürütüyor. Bunun sadece hükümetin ya da güvenlik güçlerinin değil, bir bütün olarak Türkiye'nin meselesi olduğunu iyi bilmemiz lazım.

Bu ülkenin siyasetçisi de iş adamı da yatırımcısı da aydını da medyası da bu meseleyi kendi meselesi olarak görmek, o bilinçle, o hassasiyetle meseleye yaklaşmak zorundadır. Bu mesele öfkeyle, şiddetle, sloganla, hamasetle çözülebilecek bir mesele değildir; aklıselimle, şefkatle, anlayışla, kararlı ve samimi gayretle çözülebilecek bir meseledir.

Yıllarca bölgede olağanüstü hal uygulandı, yasaklarla, kısıtlamalarla, tecritle ne terör geriledi, ne kayıplar azaldı. Aksine bölgede hem gerilim arttı, hem yoksulluk arttı, hem adaletsizlik arttı, hem de şartlar teröre çok daha elverişli hale geldi.''

-''HEP BİRLİKTE ÇÖZECEĞİZ''-

Terörü bir yöntem olarak kullananların, çatışma kültürünün, şiddetin, öfkenin kendi ekmeklerine yağ süreceğini gayet iyi bildiğini dile getiren Başbakan Erdoğan, çünkü terörün, ancak bu gerilim ikliminde kendine zemin ve taraftar bulabildiğini söyledi. ''Biz terörle mücadelenin ilk şartının bu oyuna gelmemek olduğunu biliyoruz'' diyen Erdoğan, ''Şunu herkes bilsin ki; devlet olarak bu şiddet diline, bu çatışma kültürüne teslim olmayacak, aklıselimimizi ve soğukkanlılığımızı asla yitirmeyeceğiz'' dedi.

Erdoğan, ''Biz terörün sonunu getirecek olanın daha fazla demokrasi, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım, daha dengeli, daha yaygın bir kalkınma olduğuna inanıyoruz. Bu kanlı oyunların hedefi, milletimizin birliği ve beraberliğidir, bu topraklarda asırlardır var olan kardeşlik hukukudur, barış iklimidir. Bu meseleyi el ele, gönül gönüle vererek hep birlikte çözeceğiz'' diye konuştu.

-GAZZE KONUSU-

Geçen ayın son günü geç saatlerde Gazze halkına insani yardım götüren ''Gazze'ye Özgürlük Filosu''na yapılan vahşi saldırıyı ve ardından yaşananları, vatandaşların da yakından takip ettiğine işaret eden Başbakan Erdoğan, Akdeniz'in uluslararası sularında 32 ülkeden 600 civarında sivil gönüllüye karşı girişilen bu saldırının, 9 insanının ölümüne, birçoğunun yaralanmasına sebep olduğunu hatırlattı.

Gemilere hukuksuzca el konulduğunu, gönüllülerin saatler boyunca İsrail hapishanelerinde alıkonulduğunu, yine hukuksuzca sorgulandığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Bu hadise sadece Türkiye için değil, sadece o gemilerde vatandaşı bulunan ülkeler için değil, bütün bir insanlık için tarihe geçecek bir zorbalık örneğidir. Nitekim dünyanın dört bir yanında yapılan gösterilerle bu saldırı telin edilmiştir. Sizler de yakından takip ettiniz, bu menfur saldırının ardından hem devlet, hem millet olarak tepkimizi en sert şekilde ortaya koyduk.

Devletimizin bütün imkanlarını seferber ederek, bütün yardım gönüllülerinin en kısa zamanda geri dönüşlerini temin ettik. Sadece Türk vatandaşı olanları değil, hangi ülkeden olursa olsun, bizimle gelmek isteyen bütün yardım gönüllülerini bir gün içinde, Türk Hava Yollarının tahsis ettiği üç büyük uçakla Tel Aviv'den İstanbul'a getirdik. Nakledilebilecek durumda olan yaralılarımızı da aynı gün, Genelkurmayımızın ve Sağlık Bakanlığımızın ambulans uçaklarıyla Ankara'ya aldırdık.

O gün itibariyle nakledilmeleri, bizim kendi doktorlarımız tarafından tıbben sakıncalı görülen yaralılarımızın da başlarına Türk refakatçiler bıraktık, üç gün sonra onları da aynı şekilde Ankara'ya getirdik. Hükümet olarak ilk günkü hassasiyetimizle konuyu takip etmeye devam ediyoruz. Bu hadise vesilesiyle bir defa daha anlaşılmıştır ki dünya barışı ve insanlığın esenliği için bütün toplumlar seslerini yükseltmeli, iradelerini ortaya koymalıdırlar.

Nitekim yoğun diplomatik çabalarımız sonucunda İsrail, başta BM, AB, İKÖ ve NATO olmak üzere bütün önemli uluslararası teşkilatlar tarafından kınandı.

Daha da önemlisi, İsrail güdümündeki bazı uluslararası medya kuruluşları, bütün örtme, perdeleme, saptırma ve geçiştirme çabalarına rağmen, barışsever dünya halklarının bu zorbalık karşısında seslerini yükseltmesine bu defa engel olamadılar.

Güçlü olanın her şartta haklı sayıldığı, hukuksuzluğun hak kabul edildiği, zorbalığın devlet politikası haline getirilebildiği bir dünya karanlıklara esir olmuş bir dünyadır. Tarihi boyunca adil olmaya, adaletin sancağını en yüksekte tutmaya ahdetmiş bir milletin temsilcilerinin bu karanlık gidişata seyirci kalması beklenemez.''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bizim belli bir bölgeye, belli meselelere saplanıp kalmış bir dış politika anlayışımız yok. Biz her bölgeye, her ülkeye, her soruna, barış ve dostluk zemininde, aynı sıcak ve akılcı yaklaşım içindeyiz'' dedi.

Erdoğan, televizyonlarda yayımlanan ''Ulusa Sesleniş'' konuşmasında Türk dış politikasına değindi.

Türkiye'nin hiçbir ülkenin, hiçbir toplumun, hiçbir inanç ve kültürün karşısında olmadığını, olmasının da düşünülemeyeceğini dile getiren Başbakan Erdoğan, ancak Türkiye'nin her hukuksuzluğun, her haksızlığın, her zorbalığın, kimden gelirse gelsin karşısında olduğunu ve olmaya da devam edeceğini bildirdi.

Erdoğan, ''Bugün izlenen dış politikanın istikameti budur; bizim belli bir bölgeye, belli meselelere saplanıp kalmış bir dış politika anlayışımız yok. Biz her bölgeye, her ülkeye, her soruna, barış ve dostluk zemininde, aynı sıcak ve akılcı yaklaşım içindeyiz'' dedi.

Hakkaniyetli bir bakışla meseleleri değerlendirenlerin, ABD, Avrupa Birliği, Suriye, İran, Yunanistan, Rusya ya da İtalya ile ilişkilerde aynı iyi niyetli yaklaşımın hakim olduğunu görebileceğini dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

''Avrupa Birliği üyeliği için samimi çaba gösteren de Kıbrıs'ta çözüme evet diyen de Afganistan'da NATO görevi sürdüren de İspanya ile Medeniyetler İttifakı projesini yürüten de aynı Türkiye... Dünya barışının korunması için Brezilya ile dev enerji projeleri için Rusya ve İtalya ile tarihte yaşanmış bir savaşı dostluk vesilesine dönüştürmek için Yeni Zelanda ve Avustralya ile beraber gayret gösteriyoruz.

Elbette Gazze halkının ambargodan kurtulması, Irak'ta yerleşik düzenin kurulması, Balkanlarda, Kafkasya;da barışın kalıcı hale gelmesi de bizi ilgilendiriyor.

Çünkü biz dünyaya sağırlaşarak, kendi içimize kapanarak ülkemizin menfaatlerini koruyamayacağımızı biliyoruz. Kırk yıl, elli yıl önceki dış politika anlayışıyla bilgi çağının dünyasında varlığımızı sürdüremeyeceğimizin farkındayız.

Bugünün dünyasında her ülkenin çok boyutlu, çok yönlü bir diplomasi seyri izlemesi artık kaçınılmaz hale gelmiştir, Türkiye'nin hedefi de bu aktif ve gerçekçi seyir çizgisini yakalamaktır.''

-G-20 ZİRVESİ VE KÜRESEL KRİZ-

Kanada'nın Toronto şehrinde toplanan G–20 Zirvesi'ni, bu sözleri teyit edecek bir örnek olarak zikretmek istediğini belirten Başbakan Erdoğan, zirvenin öncelikli gündem maddesinin, küresel ekonomide başlayan toparlanma sürecinin desteklenmesi, küresel büyümenin güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması meselesi olduğunu kaydetti.


Her uluslararası platformda olduğu gibi, G–20 zirvesinde de Türkiye'nin son yıllarda geçirdiği büyük değişim ve küresel krizle mücadelede gösterdiği başarının takdirle dile getirildiğini büyük bir mutlulukla ifade etmek istediğini söyleyen Başbakan Erdoğan, ''Bu anlamda Türkiye'nin bu süreçte elde ettiği olumlu tecrübeler, hem dünya ekonomik otoriteleri için, hem de tek tek ülke yönetimleri için çok kayda değer bulunuyor'' dedi.

Zirvede yaptığı konuşmada, Türkiye'nin gerçekleştirdiği reformları, küresel ekonomik krizle mücadelede izlenilen stratejileri katılımcılara örnekleriyle aktardığını anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Krizin etkilerinin en aza indirilmesi, uzun vadeli büyüme hedeflerinin korunması, güven ve öngörülebilirliğin güçlendirilmesi gibi konulardaki tecrübelerimizi de yine bu zirve esnasında yabancı liderlerle paylaşma fırsatı bulduk.

Hükümet olarak küresel krizle mücadelede baştan beri üstünde durduğumuz önemli bir husus var. Türkiye olarak en baştan beri, daha katılımcı bir uluslararası ticaret sisteminin inşa edilmesinden yanayız. Yine ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarının azaltılmasını ve düşük gelirli ülkelerin dünya ekonomisine daha fazla entegre edilmesini çok önemli görüyoruz. Gerek G–20 toplantılarında, gerekse diğer platformlarda, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunlarına ilişkin görüşlerimizi kuvvetli bir şekilde dile getiriyoruz.

İnşallah, 2011 yılı Haziran ayında ülkemizde Birleşmiş Milletler 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı'nı gerçekleştirerek bu meseleyi daha güçlü şekilde vurgulama fırsatı bulacağız. Milletim adına gururla ifade edeyim ki; az gelişmiş ülkelerin sorunlarının dünya kamuoyunun gündemine taşınmasına yönelik bu çabalarımız, bütün dünyada büyük bir takdirle karşılanıyor, izleniyor.''

-OBAMA GÖRÜŞMESİ VE G-20 ZİRVESİ-

Zirve öncesinde, ABD Başkanı Obama ve heyetiyle çok kapsamlı ve verimli bir heyetler arası görüşme gerçekleştirdiğini anımsatan Başbakan Erdoğan, bu görüşmede başta iki ülke ilişkileri olmak üzere, bölgesel ve küresel pek çok konuda kapsamlı değerlendirmelerde bulunduklarını anlattı.

Başta terörle mücadelede işbirliği, İran'ın nükleer faaliyetleri, İsrail'in Gazze'ye yardım konvoyuna saldırısı, Afganistan ve Filistin'deki gelişmeler olmak üzere hemen her konuda görüş alışverişinde bulunduklarını kaydeden Başbakan Erdoğan, ''Türkiye olarak bütün bu konulardaki hassasiyetlerimizi en açık şekliyle ifade ettik'' dedi.

Bu görüşmenin, ikili ilişkiler ve bölge ve dünya barışı için çok yararlı sonuçlar getireceğini ümit ettiğini belirten Erdoğan, ''Zira gayet samimi bir havada cereyan eden, bütün düşündüklerimizi çok açık, net ortaya koyabildiğimiz bir görüşme oldu'' diye konuştu.

Yine Zirve sırasında İngiltere'nin yeni Başbakanı Cameron, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Medvedev, Almanya Başbakanı Merkel, İtalya Başbakanı Berlusconi ile de görüşme fırsatı olduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan, bu arada eş başkanı oldukları Medeniyetler İttifakında İspanya Başbakanı Zapatero ile de bir görüşme gerçekleştirdiğini anımsattı.

Her biriyle, hem G–20 gündemindeki konuları, hem de ülkeleri, bölge ve dünya barışını ilgilendiren sorunlar hakkında görüş alışverişinde bulunduklarını belirten Başbakan Erdoğan, ''Bakınız sadece bir G–20 Zirvesi'nin bu kısa özeti bile Türkiye'nin diplomatik olarak nasıl geniş bir vizyona sahip olduğunu göstermeye yeterlidir. Bütün dünya bu vizyonu, bu atılımı görüyor, biliyor, takdir ediyor. Bugün bu gelişmeleri doğru okuyamayanlar da, bir gün mutlaka gerçekleri göreceklerdir; bundan hiç şüphemiz yok'' dedi.

-TÜRKİYE'DEKİ ULUSLARARASI TEMASLAR-

Haziran ayı boyunca, aktif dış politika anlayışının bir sonucu olarak yine yoğun bir diplomatik trafik yaşadıklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin bir çok önemli uluslararası toplantıya ev sahipliği yaptığını söyledi.

Bunlardan ilkinin İstanbul'da toplanan Asya'da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi olduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan, bu zirve nedeniyle bir araya geldikleri Rusya Başbakanı Putin ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile ülkeler arasındaki ilişkilere yeni açılımlar getirecek çeşitli anlaşmalar imzaladıklarını hatırlattı.

Yine aynı günlerde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev ve Afganistan Devlet Başkanı Karzai ile de temaslarda bulunduklarını belirten Erdoğan, şöyle konuştu:


''Ukrayna Cumhurbaşkanı Sayın Yanukoviç, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Haşimi ve Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Barzani, Filistin Devlet Başkanı Sayın Abbas, Katar Emiri Şeyh Hamid ve Lübnan Başbakanı Sayın Hariri de yine misafirlerimiz arasındaydı. Hemen ardından Birleşmiş Milletler Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Bölgesel Konferansı yine İstanbul'da gerçekleştirildi. 2000 yılında BM öncülüğünde belirlenen Bin Yıl Kalkınma Hedefleri ilk aşamada ülkelerin 2015 yılına kadar 8 ana başlıkta yakalamaları gereken gelişme standartlarını ortaya koyuyor. Bu toplantıda ülkemizin yoksulluk, eğitim, sağlık, çevre ve kalkınma alanlarında belirlenen 2015 hedeflerinin birçoğuna daha şimdiden ulaşmış olduğunu görmenin mutluluğunu yaşadık.''

-ARAP ÜLKELERİYLE TİCARET-

Yine bu ay içinde İstanbul'da üç önemli zirve daha yapıldığını belirten Başbakan Erdoğan, geniş bir katılımla 5. Kez toplanan Türk Arap Ekonomi Forumu'nun, Arap ülkeleriyle son yıllarda büyük bir gelişme seyri gösteren ticari ilişkilerimizin geleceğine ışık tutan son derece yararlı bir buluşma olduğunu kaydetti.

Bilindiği gibi Arap ülkeleri ile tarihi ve coğrafi yakınlıklara rağmen, 2002 yılında toplam 7 milyar Dolar seviyesinde bir ticaret hacmi bulunduğunu anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Hükümet olarak, Arap ülkeleriyle çok daha büyük bir potansiyele sahip olan ticari ilişkilerimizi geliştirmek için büyük çaba sarfettik. Bu çabalar neticesinde 2008 yılında bu ülkelerle ticaret hacmimiz yüzde 428'lik bir artışla 37 milyar Dolar seviyesine kadar çıktı. Lütfen dikkat ediniz, altı yılda, Arap ülkeleriyle ticaretimizi, 7 milyar dolardan 37 milyar dolara çıkarttık. Dile kolay 7 milyar nere, 37 milyar dolar nere. Bizim bu hamlemizle, pazar payları düşen bazı çevreler, hemen medyadaki uzantılarıyla, 'Türkiye Ortadoğu'ya kayıyor', 'Türkiye'nin ekseni kayıyor' yaygarasına başladılar. Arap ülkeleri menşeli iki bin civarında şirket, bugün Türkiye'de çeşitli alanlarda yatırım yapıyor.''

2002–2009 yılları arasındaki dönemde Arap ülkelerinden Türkiye'ye toplam 6.2 milyar Dolar değerinde doğrudan yatırım sermayesi girişi gerçekleşmiş durumda. Yine birçok Türk müteahhitlik firması Arap ülkelerinde başarılı inşaat projelerine imza atarak o ülkelerle olan ilişkilerimizi daha da güçlendiriyorlar.

2002 yılında Arap ülkelerinden Türkiye'ye gelen turist sayısı 400 bin civarında iken, geçen yıl Arap ülkelerinden yaklaşık, bu da çok önemli, 1 milyon 420 bin turist ülkemizde misafir edildi. Bütün bu gelişme seyri de gösteriyor ki Türkiye'nin Arap ülkeleriyle ilişkileri yararlı bir işbirliği zemininde gelişmesini sürdürecektir. Bu anlamda 5. Türk Arap Ekonomi Forumu'nun çok yararlı ve çok ufuk açıcı sonuçlar doğuracağını umut ediyoruz.

Yine İstanbul'da toplanan ve bizim çok önem verdiğimiz ikinci zirve de Yatırım Danışma Konseyi'nin 6. toplantısıydı. 17 uluslararası şirketin temsilcileri, IMF Başkanı, Dünya Bankası Başkan Yardımcısı ve Avrupa Yatırım Bankası Başkanı'nın katılımıyla gerçekleştirilen bu toplantının Türkiye'de yatırım ortamının iyileştirilmesine önemli katkılar sağlayacağını umuyoruz.

Bu ay içinde, İstanbul'da düzenlenen üçüncü zirve de, Türkiye, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Makedonya, Romanya, Sırbistan, Yunanistan, Hırvatistan, Moldova ve Karadağ'ın tam üye olarak katıldığı Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci zirvesiydi.

Bölge ülkelerinin kendi aralarındaki işbirliğini geliştirme ve Güneydoğu Avrupa'ya kalıcı istikrar getirme yönündeki iradelerinin sembolü olan bu süreç, bölgenin ortak iradesini ve özgün sesini yansıtan tek Balkan işbirliği forumudur.

Bu özelliğiyle, 1930, 1950 ve 1980'li yıllardaki Balkan işbirliği modellerinin siyasi mirasçısı olarak nitelendirilebilir.

Türkiye, bölgesel konuların ele alınarak, bölgesel çözüm yollarının üretilebileceği bir üst düzey siyasi işbirliği forumu olarak gördüğü Güneydoğu Avrupa Ülkeleri İşbirliği Süreci'ne, bölgenin özgün sesi olması nedeniyle özel önem vermektedir.

Nitekim UNESCO ve Avrupa Konseyi ile işbirliği içinde yürütülen Kültürel Koridorlar Sekizinci Forumu da, bu Zirve çerçevesinde, Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde İstanbul'da gerçekleştirildi.

Burada sunulan, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu'nun, Bulgaristan ve Makedonya'daki muhataplarıyla gerçekleştirdiği kültürel projeler, Balkanlardaki kültürel işbirliğine ve yakınlaşmaya örnek teşkil edecek nitelikteydi.''

-EKONOMİK HEDEFLER-

Türkiye'nin potansiyelinin de hedeflerinin de çok büyük olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin rekabet gücünü artırmak suretiyle ekonomiyi güçlendirmeyi, istikrarlı büyümeyi temin etmeyi ve uzak olmayan bir gelecekte dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmeyi hedeflediklerini bildirdi.

Bu hedefi yakalamak için yeniliklere açık olmak, AR-GE çalışmalarında, yani Araştırma Geliştirme çalışmalarında son yıllarda yakalanan ivmeyi daha da arttırmak gerektiğini belirten Başbakan Erdoğan, 22 Haziran tarihinde 21. kez toplanan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu toplantısında bilim adamları ve uzmanlarla bu konuyu enine boyuna değerlendirme imkanı bulduklarını söyledi.

AR-GE çalışmaları alanında Türkiye'nin son yıllarda ne kadar büyük bir atılım içinde olduğunu bu toplantı vesilesiyle bir kere daha müşahede ettiklerini kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bakınız 2002 ile 2008 yılları arasında, 2008 sabit fiyatları ile AR-GE harcamalarında ülke olarak üç kata yakın bir artış sağlamış durumdayız. Bu artış hızında Türkiye bugün Çin'den sonra dünyada ikinci ülke konumunda. Dünyada araştırmacı sayısını en hızlı artıran ikinci ülke de yine Türkiye. Özel sektörün AR-GE'ye ayırdığı finans kaynağı 2007 yılında tarihimizde ilk kez kamu kaynaklarından ayrılan miktarı aştı. Özel sektörde çalışan araştırmacı sayısı 2002 yılına göre 2008 yılında 4,5 kat arttı. Özel sektöre 2000–2004 yıları arasındaki beş yıllık dönemde verilen toplam destek sabit fiyatlarla 360 milyon lira iken, 2005–2009 yılları arasındaki beş yıllık dönemde 4 kat artışla bu rakam 1 milyar 300 milyon liraya yükseldi. 2005–2010arasında DPT'nin Üniversiteler, TÜBİTAK ve diğer kamu kurumlarına tahsis ettiği Teknolojik Araştırma Sektörü yatırım ödeneği 6,5 milyar liraya ulaştı. Aynı yıllar için TÜBİTAK aracılığı ile akademik projelere verilen destek 50 milyon liradan 13 katlık bir artışla 680 milyon liraya çıktı. Evet, üniversitelere verilen proje desteği, 50 milyondan 680 milyona çıktı. 2008 ve 2009 yıllarında AR-GE Teşvik Yasası'ndan yararlanan 600 mükellefimize 2 milyar liraya yakın AR-GE vergi indirimi sağlandı. Bu tablo ülkemiz adına bir gurur tablosudur, bir umut tablosudur.''

-YURT GEZİLERİ-

Türkiye'nin şehir şehir, bölge bölge büyümeye, gelişmeye devam ettiğini kaydeden Başbakan Erdoğan, ''sevinerek ifade edeyim ki Haziran ayı ülkemiz için yine böyle hayırlı açılışlarla dolu bereketli bir ay oldu'' dedi.

Önce 4 Haziranda Konya'da, Tuz Gölü'ndeki kirlenmenin önüne geçecek Konya Atıksu Arıtma Tesisi'nin açılışını yaptıklarını anımsatan Başbakan Erdoğan, 6 Haziranda da Bursa'da 23 farklı tesis ve yatırımı yine törenle Türkiye'ye kazandırdıklarını söyledi.

Hamitler, Orhangazi ve Yıldırım'da TOKİ tarafından yaptırılan toplam 2 bin 775 konutun anahtarlarını sahiplerine teslim ettiklerini belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

''Bunun yanında bu projeler duhilinde 2 ilköğretim okulu, bir lise, 2 ticaret merkezi, 3 spor salonu, 2 cami ve diğer sosyal tesisleri de hizmete açtık. Yine aynı gün Bursa Büyükşehir Belediyemiz tarafından 60 trilyonluk bir yatırımla yapımı tamamlanan Atatürk Kongre Merkezi'ni de Bursalıların hizmetine kazandırdık. Gerçekten modern, gerçekten Bursa;ya layık bir kongre ve kültür merkezi oldu. Yıldırım'da, Gemlik'te, Nilüfer'de, Gürsu'da, Orhangazi'de, Osmangazi'de yapımı tamamlanan çeşitli okullarımız, sanayi ve sağlık tesislerimiz de yine aynı törenle hizmete açıldı. 12–13 Haziranda bu defa Karadeniz'deydik, Trabzon'da ve Rize'de açılış törenlerine katıldık. 12 Haziranda Trabzon'da Karadeniz Teknik Üniversitesi'nin yapımı tamamlanan yeni birimlerini törenle hizmete açtık.

Petrol Araştırma Laboratuvarı, Uzaktan Eğitim Merkezi, Temel Tıp Bilimleri Ek Binası, Kongre Oteli ve hayırsever vatandaşlarımız tarafından yaptırılan Sürmene Abdullah Kanca Meslek Yüksek Okulu bu törenle faaliyete geçti. Yine aynı gün yapılan toplu açılış töreniyle TOKİ konutlarından belediye hizmetlerine, özel sektör yatırımlarından hayırsever yatırımlarına, okullardan sağlık tesislerine kadar tam 33 farklı tesis ve hizmeti Trabzon'a kazandırmış olduk. Trabzon'un Of ilçesinde belediyemizin, kamunun, özel sektörün ve hayırseverlerin tamamladığı 7 farklı yatırımın yine açılışlarını gerçekleştirdik. Karayolları Genel Müdürlüğünün Trabzon'da kurduğu ve 29 tünelin canlı olarak izlendiği Karadeniz Tünelleri Ana Kontrol ve Kumanda Merkezinin açılışını yaptık. Ardından Akçaabat'a geçtik ve orada da aralarında okulların, sosyal ve sportif tesislerin bulunduğu 7 ayrı yatırımın açılışlarını gerçekleştirdik.

Tamamlanan her yatırım, açılan her tesis, gerçekleştirilen her hizmet, Türkiye'nin mutlu ve müreffeh yarınlara doğru attığı hayırlı adımlardır. Türkiye adım adım aydınlık geleceğini inşa ediyor. Milletimiz günbegün hak ettiği medeniyet seviyesine doğru ilerliyor. Bu büyük milletin medeniyet yürüyüşünden rahatsız olanlar önümüze ne kadar taş koymaya, ne kadar engel çıkarmaya çalışırlarsa çalışsınlar, biz inançla yolumuzda yürümeye devam edeceğiz. Canlarını bu ülkenin varlığını, birliğini, geleceğini ve ideallerini korumak uğrunda veren aziz şehitlerimizi de hiçbir zaman unutmayacağız. Bu vesileyle bütün şehitlerimize bir kere daha Allah'tan rahmet, ailelerine sabır diliyor, gazilerimize de acil şifalar temenni ediyorum. Allah Türkiye'nin yolunu, bahtını, ufkunu açık etsin.''
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA