• Konya-4 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Haşim Kılıçtan çok sert açıklamalar
25 Nisan 2014 Cuma 11:58

Haşim Kılıç'tan çok sert açıklamalar

Twitter ve HSYK kararları için 'Saygı duymuyorum' diyen Başbakan Erdoğan ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç ile ilk kez karşılaştı.

Başbakan, Kılıç'ın yaptığı sert konuşma sonrasında AYM Başkanı'nı alkışlamadı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Anayasa Mahkemesinin 52. kuruluş yıldönümü ve yeni üye Hasan Tahsin Gökcan'ın yemini dolayısıyla yapılacak törene katıldı. Törende Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir konuşma yapacak. Törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da katıldı.  

Tören, Hasan Tahsin Gökcan'ın yemin etmesiyle ile başladı. 
Törenin ardından Haşim Kılıç konuşmasına yeni üye Hasan Tahsin Gökcan'a başarı dileyerek başladı. Bağımsız ve tarafsız yargının çalışması gerektiğini ifade eden Kılıç, demokratik değerlerinin gereklerini tekrar tekrar konuşmalarınna vurgu yaptı. 
 
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, "iddia edilen kayıt dışı yapılanma yargı mensupları arasında korku, endişe ve gelecekle ilgili belirsizliklerin doğmasına, aralarında olması gereken mesleki ilişkinin çok olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Görevi, maddi gerçekleri ortaya çıkarak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur. Bunun için yapılması gereken açıktır. Hukuk devletine yakışan yöntemler uygulamak, gerçekliğinin ispat edilmesi halinde, faillerine bir saniye bile beklenmeden gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır." ifadelerini kullandı. 
"KALEYi İŞGAL EDENLER..."
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, "Kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargı, siyasi ve ideolojik yapılanmaların hedefinde her zaman ele geçirilmesi gereken bir kale olarak görülmüş, ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı, siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır. Altını çizerek ifade ediyorum. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşması hayaldir" dedi.
Muhtelif kaynaklardan seçilerek gelen üyelerin Yüksek Mahkemenin karar ve faaliyetlerine yansıyan mesleki tecrübelerinin Mahkemenin ortak vicdanını oluşturduğunu belirten Kılıç, "Başta Türkiye Cumhuriyeti Anayasası olmak üzere hukukun evrensel ilkeleri ve ilgili yasa hükümlerine göre hareket ettiğimiz açıktır. Bu vicdani alan, dostluk ve düşmanlık duygularına kapalı olduğu gibi ırk, renk, siyasi düşünce ve bireysel inançların da dışındadır" dedi.
 
YARGININ GÖREVİNİ HATIRLATTI
Kılıç, insanlık onurunun varlığının temel hak ve özgürlükleri de evrenselleştirdiğini bu değerleri yüceltmenin, derinleştirmenin ve tehditler karşısında savunmanın da anayasa mahkemelerinin en temel görevi olduğuna işaret ederek, anayasa yargısının varlık nedeninin "ırk, renk ve inancı ne olursa olsun insan olma ortak paydasına sahip herkesin var olan onurunu korumak" olduğunu kaydetti. Bu görevin başarıyla yürütülmesinin ancak bağımsız ve tarafsız kalmayı becerebilen yargıçların varlığıyla mümkün olduğunu vurgulayan Kılıç, şöyle devam etti:
"İKTİDAR GÜCÜNÜN KEYFi DAVRANIŞLARININ SINIRLANDIRILMASI..."
"İnsanlar, onurlu bir hayat yaşayabilmek için hukuk güvenliğinin egemen olduğu bir devletin varlığına her zaman ihtiyaç duymuşlardır. Evrensel değerlerin ağırlıklı olarak uygulandığı, tüm eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi tutulduğu, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir devlet hukuk devleti olarak tanımlanmıştır. Hukuk devletinin en belirgin diğer bir özelliği ise tasarruflarının öngörülebilir, ulaşılabilir, açık ve şeffaf olmasıdır. Hukuk devletinin odağında esas itibariyle iktidar gücünün keyfi davranışlarının sınırlandırılması vardır. Bu nedenle kamu gücünü kullananlar da vatandaşlar gibi hukuksal ilkelerle kuşatılmıştır."
"Yargı, aynı zamanda devletin vicdanı olarak da tanımlanır"
Kılıç, bir ülkeyi hukuk güvenliği testinden geçirebilmek için öncelikle yazılı hukuk kurallarının daha sonra da bunu uygulayan hakim, savcı, adli personel ve adli kolluğun ne durumda olduğunun tespitinin gerekli olduğunu belirterek, "Haklı bir neden olmaksızın, kamu yararı gözetilmeden, siyasal amaçları gerçekleştirmek düşüncesiyle yazılı hukuk kurallarında çok sık aralıklarla yapılan değişikliklerin toplumda hukuk güvenliğini sağlayabileceğinden bahsedilemez" dedi.
Ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel hayatı altüst edecek yasal düzenlemelerin öngörülebilir olmamasının bireylerin hukuka olan güvenlerinin tükendiği yer olarak tarif eden Kılıç, şunları kaydetti:
"Esasen hukuk güvenliğini sağlayacak olan unsurlar bağımsızlık ve tarafsızlık sorununu çözmüş olan yargı organlarıyla yasama ve yürütme organlarının insan haklarını özne kabul eden uygulamalarıdır. Hukuk devletinin temel direği olan yargı, aynı zamanda devletin vicdanı olarak da tanımlanır. Bu vicdanın siyasi ve ideolojik vesayet odaklarının işgaline uğraması nedeniyle toplum hayatına verilen zararların acı örnekleri hafızalarda henüz silinmemiştir. İşgal devam ettiği sürece de bunları yaşamaya devam edeceğiz. Yargının vicdanını işgal edenlerin kimliği, düşüncesi ya da kutsalları ne olursa olsun bu sonuç değişmeyecektir. Dün hak ihlaline uğramış mağdurlarla bugün aynı ihlalleri yaşayan mağdurların kimliklerinin farklı olması bu bakışımı asla etkilemeyecektir. Sadece yargı değil, onur sahibi olan herkesin haksızlığa ve ihlale karşı çıkması insanlık borcudur. Zira, barışın teminatı olan farklılıkların birlikte yaşamasını ancak başkalarının hak ve özgürlüklerini savunan onurlu insanlar hayata geçirebilirler."
"Yargı, her zaman ele geçirilmesi gereken bir kale olarak görülmüştür"
Haşim Kılıç, kamu gücünü etkili bir şekilde kullanan yargının, her zaman siyasi ve idelojik yapılanmaların hedefinde her zaman "ele geçirilmesi gereken bir kale" olarak görüldüğüne işaret ederek, "Ele geçirenler de kendi vesayet sistemini dayatmanın çabasına düşmüştür. Kaleyi ele geçiremeyenler ise yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının ne kadar hayati bir öneme sahip olduğunu ancak söyleyip durmuşlardır. Kaleyi işgal edenler de yargıyı siyasi düşüncelerine ve ideolojilerine lojistik destek sağlamak için ya da rakiplerinden intikam alma aracı olarak kullanmışlardır" diye konuştu.
Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız ve tarafsız bir yargının oluşmasının hayal olacağını ifade eden Kılıç, "Yargı üzerinde oluşan ya da oluşacak siyasi, ideolojik, dini, ırki ve mezhebi tüm vesayetçi anlaşılar başta yargı mensupları olmak üzere herkes tarafından şiddetle reddedilmelidir" değerlendirmesinde bulundu.
"Korkunun ve endişenin hakim olduğu iklimlerde de özgür vicdanlar üretilemez"
Vesayet altındaki bir yargıdan hukuk güvenliğini de sağlamasının beklenemeyeceğini vurgulayan Kılıç, "Böyle bir sistem yönetenlerin güvenliğini sağlarken ötekilere de ancak korku, endişe ve umutsuzluk verebilir. Korkunun ve endişenin hakim olduğu iklimlerde de özgür vicdanlar üretilemez. Herkese bildik gelen bir sözle yeniden tekrarlamak gerekirse hukuk güvenliği insanların güvercin ürkekliği içinde yaşamadığı, korkusuz bir ortamın varlığı olarak da tanımlanabilir" dedi. 
İşte Haşim Kılıç'ın konuşmasından satır başları: 
-2010 referandumunda cesur adımlar atıldı. Bu kamuoyunda da büyük karşılık buldu. Bu kez farklı renkte yeni vesayeti oluştu. Gerçekleri itiraf etmek zorundayız. Yargı milletin iradesine tuzak kurulan yer değildir.
-Barışın teminatı olan farklılıkların birlikte yaşamasını ancak başkalarının hak ve özgürlüklerini savunan onurlu insanlar hayata geçirebilir.
-İdeolojik ve siyasi yapılanmaların hedefinde her zaman ele geçirilmesi gereken bir kale olarak görülmüş, ele geçirenlerde kendi vesayetini dayatmanın peşine düşmüştür.
-Kaleyi işgal edenler de yargıyı siyasi düşüncelerle ideolojilerine lojistik destek sağlamak için, rakiplerinden intikam amacı olarak kullanmışlardır. Bu anlayış ve işgalden kurtulmadıkça bağımsız yargının oluşması hayaldir. Vesayet altındaki yargıdan hukuk güvenliğinin sağlanması beklenemez.
Haşim Kılıç'tan 'paralel yapı' mesajları
-Yargı, paralel devlet ve çete diye nitelendiren çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır. Bu suçlama üzerine yapışık kaldığı sürece yargının ayakta kalması mümkün değildir. En basit kararlar bile tartışmaya açılmıştır. Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere bilgi ve belgeleri ortaya koymak zorundadır.
Adaletin sonunu getirebilecek bölünme
-Yargı ve yürütme içnide var oludğu düşünülen kişilerin başka yerlere tayin edilerek sorunların çözülmesi imkansızdır. Hakim ve savcılar arasında önemli ayrışmalara sebep oluduğu önemli bir gerçektir. Böyle bir bölünmenin adaletin sonunu getireceği açıkça göstermektedir. 
"Bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur"
-İddia edilen gerçek dışı ithamlar mesleki ilişkiyi olumsuz etiklemektedir. Bu iddianın adı vicdan yolsuzluğudur. Hukuku devletine yakışan yöntemlerle gerçekler ispat edilerek faillere yaptırım uygulanmalıdır. Bu ayrışma adaletin sonunu getirir. Tekrar etmek gerekirse yargının bu ağrıyla yaşaması mümkün değildir. İddia edilen kayıtdışı yapılanma yargı mensupları arasında korku endişe ve belirsizliklerin doğmasına aralarında olması gereken meslleki ilişkinin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır.
"Korkutarak sorunlar çözülmez"
-Özgür vicdanlı hakim ve savcıların ayakta kalması için buna mecburuz. Korkutarak sorunlar çözülmez. Siyasi sosyal ve ekonomik sonuçlar üzerinde bazı değerlendirmeler yapılması gerekir. Kurumların özeleştiri cesaretini göstermesi gerekiyor. Kurumların kendini geliştirmesi aksi halde mümkün olmaz. Her toplumda sorunların temel kaynağı yasama yürütme ve yargı organlarının sebep olduğu hak ihlalleridir.
"Hak ihlallerinin sonuçları önemsenmelidir"
-Hukuk devletinden korkutarak sorunların çözüldüğün göremezsiniz. Kurumların özeleştiri yapabilmesi gerektiğine inanıyoruz. Hak ihlallerinin sonuçları önemsenmelidir. Kamu gücüne sahip olanların topluma sundukları hak ve özgürlükleri lütuf gibi düşünmesi düşünemez. Hak sahipliklerine karşı kimse ev sahibi gibi davranamaz. 76 milyon bu evin sahibidir.  
"Amacımız sorun üretmek değil, sorun çözmek olmalıdır"
-AYM kararları için yapılan ölçülü eleştirilere saygı duyuyoruz. Kanun yollarının tüketilmesi koşulu mutlak değildir. Amacımız sorun üretmek değil, sorun çözmek olmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere, çağdaş dünyanın kabul ettiği temel hak ve özgürlükler din dil ırktan arındırılarak sadece insan olma ortak paydasında birleştirilmiştir. Bu evrensel değerler bütün insanların gönül birliğini sağlayacak etki ve öneme sahiptir. Farklılıkları kendimize benzetmeye çalışmadığımız sürece bu hedefi yakalamak hayali olmayacaktır.
-Bu bağlamda 1990 yılında AİHM'in zorunlu yargı yetkisinin kabul edilmesi ve 2004 yılında Anayasa'nın 90'ncı maddesinde yapılan değişiklikler devrim niteliğinde sayılabilecek evrensel düzenlemelerdir. 2010 yılında bireysel başvuru hakkı açılmıştır. Bu değişiklikleri yeniden hatırlatma gereğinin altını şu nedenle çizmek istiyorum. Yasama organı bu değişikliklerle başta AYM olmak üzere tüm yargı organlarına evrensel standartları uygulayın talimatı vermiştir. Bu nedenledir ki yerel gerçeklere evrensel standartları örtüştürmeliyiz. 
MİLLETVEKİLERİNİN TAHLİYESİ
-AYM'nin son günlerde verdiği bireysel başvuru kararlara ölçülü eleştirileri saygıyla karşılarken, verilen kararlarımızın arkasında olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Milletvekili seçilen ancak kovuşturma nedeniyle tutukluluk hali devam eden milletvekillerinin, milleti temsil haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmış ve tahliyeleri gerçekleştirilmiş. Onların çözmesi gereken böyle bir sorunun, yasal düzenlemelerle çözülmesini yürekten arzu ederdik. 
HAŞİM KILIÇ'TAN TWITTER AÇIKLAMASI
-Belirtilen davalarda şikayetçilerin, kanunun yolunu tüketme yolu aranmaksızın, AYM'nin ihlal kararlarını verdiğini altını çizmek istiyorum. AYM, bir internet sitesine erişimin engellenmesine karşı verdiği kararda, yoğun eleştiriyle karşı karşıya kalmıştır. Uzun yargılama, uzun tutukluluk ya da şikayete konu hakkın, yeterli hukuk yoluyla korunup korunmadığı yönünde yapılan değerlendirmeler bunun istisnalarını oluşturmuştur. 
-AYM'nin, AİHM'in içtihatları doğrultusunda kanun yolları tüketilmeden verdiği kararlara karşı hiçbir eleştiri yapılmamasına rağmen, bir internet sitesiyle ilgili kararıyla ilgili ölçüsüz şekilde eleştirilmesi dikkat çekicidir. Hukuk devletinde mahkemeler emir ve talimatla çalışmadığı gibi dostluık ve düşmanlıkla da yönlendirilemez. 
-İnternet sitesine idari kararla getirilen yasağın, daha ilk dakikasında, siteye başka yollardan ulaşılması, etkisiz bırakılması orantısız tepkiyle örtüşmüyor. Tarihe hak ve özgürlük savunucusu olarak geçen Gorbaçov, Sovyetler çözülmeden küreselleşmeyle ilgili Antenlere vize koyamazsınız diyerek iletişim araçlarındaki zorluklara işaret etmiştir. Alınan kararda idari bir işlemin kanuni bir dayanağının olmadığı tespitidir.
"Hukuk devletinde mahkemeler, emir ve talimatla çalışmaz"
-Başkalarının ihlaline sahip çıkmak bir erdemdir, onurlu bir insanlığın sonucudur. Yaşanan gerilimlere kim sebep olursa olsun, duygusal bir kopuşa yol açtığı açıktır. Hukuk devletinde mahkemeler, emir ve talimatla çalışmadığı gibi, dostluk ve düşmanlık duyguları ile de yönlendirilemez. Anayasa Mahkemesinin son günlerde verdiği bireysel başvuru kararlarına yapılan ölçülü eleştirileri saygı ile karşılarken, verilen kararlarımızın arkasında olduğumuzu ifade etmek istiyorum.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, "Bizler, adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız."
Haşim Kılıç konuşmasında, AGOS Gazetesi Genel Yayın yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmeden kısa bir süre yazdığı "Ruh halimin güvercin tedirginliği" yazısından alıntı yaptı.
İşte Dink'in yazısının o bölümü:
''Tıpkı bir güvercin gibiyim... Onun kadar sağıma soluma, önüme arkama göz takmış durumdayım. Başım onunki kadar hareketli... Ve anında dönecek denli de süratli. İşte size bedel Ne diyordu Dışişleri Bakanı Abdullah Gül? Ne diyordu Adalet Bakanı Cemil Çiçek? "Canım, 301'in bu kadar da abartılacak bir yanı yok. Mahkum olmuş hapse girmiş biri var mı?" Sanki bedel ödemek sadece hapse girmekmiş gibi... İşte size bedel... İşte size bedel... İnsanı güvercin ürkekliğine hapsetmenin nasıl bir bedel olduğunu bilir misiniz siz ey Bakanlar..? Bilir misiniz..? Siz, hiç mi güvercin izlemezsiniz?''
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA