• Konya22 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Gul Kıbrıs konusunda Rest çekti
26 Kasım 2011 Cumartesi 08:55

Gul Kıbrıs konusunda Rest çekti

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İngiltere'ye yaptığı ziyaret dönüşü Kıbrıs konusunda Avrupa Birliği'ne önemli uyarılarda bulundu.
İngiltere'nin Kıbrıs'ta garantör ülke olduğunu belirten Gül, bu nedenle yaşanan sıkıntıyı İngiliz muhataplarına sıkça anlattığının altını çizdi. Temmuz 2012'de Rumların AB dönem başkanlığını üstleneceğini hatırlatan Cumhurbaşkanı, o tarihe kadar Rumların ikna edilmesiyle bir sonuca ulaşılabileceğini vurguladı. Aksi halde neticelerine herkesin katlanacağını ifade eden Gül, görüşmeler sırasında yaptığı uyarıları şöyle aktardı: "Eğer şimdi bir şey yapmazsanız, onlar bu haliyle bir de başkanlık yaparsa... Ondan sonra iki ayrı devlete gider, bizim tanıdığımızı siz de tanımak zorunda kalırsınız." Gül, gazetecilerle sohbetinde İngiltere ziyaretine ilişkin izlenimlerini de dile getirdi. Kendisini en çok etkileyen şeyin ne olduğu sorusuna şu cevabı verdi: "Türkiye'ye gösterdikleri saygı ve bunu açıkça belli etmeleri... Sarayın önündeki bayrakların bir hafta boyunca orada dalgalanıyor olması."
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün İngiltere ziyareti dönüşü uçakta beraberindeki gazetecilere yaptığı açıklamalar şöyle:

Yoğun ama verimli bir gezi oldu. İzlenimleriniz nasıl?

Gerçekten tarihî bir geziydi. Olağanüstü bir önem verildiğine siz de şahit oldunuz. Her seviyede başta Kraliçe, bütün saray, sonra hükümet, koalisyonun her iki tarafı aynı ilgiyi gösterdi. Tabii heybe dolu olunca bu tip geziler iyi olur. Heybeniz dolu olmazsa farklı geçer. Şu çok açık ki, Türkiye'nin profili çok yüksek. Geçmişi, tarihi zaten zengin. Hepsi farkında. Sultanın yazdığı mektubu verdiğimde Kraliçe okudu tabii. İlk büyükelçimizi 1793'te göndermişiz, onlar da 1583'te... Şunu söyledim orada. O dönemde kendisine eşit kim vardı ki? Biz onlardan daha öndeydik. Herkes bunun farkında. Çağın iki büyük eş imparatorluk geçmişi olan, köklü devlet geleneği olan iki devletiz. Bugüne geldiğimizde, bugün de Türkiye'nin profili çok yüksek. Bu şartlar altında olağanüstü bir ilgi gösterdiler. Kraliçe hiç bu kadar kalmazmış yemeklerde. 'Tanıtmak istediğin kimse var mı?' dedi Kraliçe... Kendi ekibi de şaşırmış. Sultan Abdülaziz geldiğinde çalınan müziği çaldılar. Türkçe söylediler. Çarpıcıydı. Aynı mekanda ağırlandık. O gün sultan geldiğinde hava çok yağmurluymuş. Yağmurdan dolayı bazı programlar iptal edilmiş. 'O günden bugüne hava şartları değişmedi ama bizim sizinle ilişkilerimiz çok gelişti.' dedim.

Saray'da da kaldınız. Sizi en çok etkileyen ne oldu?

Samimi ve açık bir şekilde Türkiye'ye gösterdikleri saygı ve bunu açıkça belli etmeleri... Doğrusu çok duygulandıran bir tarafı var. Tabii ki devletler arasında nezaket icabı herkes ev sahipliği yapar, küçük büyük ayrımı olmaz. Çok açık ki özel bir ihtimam vardı. Sarayın önündeki bayrakların bir hafta boyunca orda dalgalanıyor olması.. Dolu dolu Türk haftası oldu Londra'da... Cameron'un Türkiye'yi bu kadar tanıdığını bilmiyordum. Bir saydı isimleri, bir sürü ili saydı... Üniversite öğrencisiyken sırtında çanta, Trabzon'u, Konya'yı bir sürü yeri gezmiş.

Cumhuriyetle monarşiyi mukayese ettiğinizde teamüller açısından ne dersiniz?

Şunda tereddüt yok. Kimsenin de o yöne çekeceğini tahmin etmem: Cumhuriyetle yeni düzen oturmuştur. Belki nostalji olarak bazı sanatkârlar, entelektüeller şey edebilirler ama Türkiye'de geriye dönüş talep söz konusu değil. Hatta hanedan mensuplarının böyle bir şeyi de söz konusu değil. Şu önemli, devletlerin yeri geldiğinde semboller üzerinden büyüklüğü ortaya çıkar. Şimdi sefahat, lüks lüzumsuz harcamaları kastetmiyorum tabii ki... Devletler büyüklüklerini gösterirlerken, geçmişlerinin bütün itibarını da yansıtacak şeyleri olmalı. Protokolde olsun, şekilde olsun, bir odanın düzeninde olsun... Bu, başbakanın veya cumhurbaşkanının odası olabilir. Bütün bunlar ülkenin büyüklüğü ve asaletiyle ilgili şeyler. Doğrusu bunları kaybetmiş vaziyetteyiz. Bazen öyle oluyor ki, bazen hiç geçmişi olmayan, sanki tarihe damgasını vurmamış, yeni ortaya çıkmış bir devlet gibi davranışımız oluyor. Doğrusu Türkiye'ye karşı haksızlık. Silahlı Kuvvetler'in, Kara Kuvvetleri'nin, Danıştayların tarihine baktığınızda yüzyıllar geriye gidiyor.

GEÇMİŞİMİZİ İHMAL, BİZİ KISIRLAŞTIRIYOR

Bunlarda en çok duyduğum laflardan birisi 'legacy'[tarihî miras]. Bizde çok unutulmuş, değeri bilinmeyen şeyler, halbuki böyle olmamalı. Bugün kimse cumhuriyetten farklı düzen şeklini düşünmez. Ama biz bazen bugüne vurgu yaparken öyle oluyor ki, o büyük geçmişimizi ihmal ediyoruz. Noksanlık... Bu bizde bir kısırlaşmaya neden oluyor. Sanatta, kültürde ortaya büyük insanlar çıkartamıyorsak bunda büyük etkisi var. Bunları keşfetmemiz, kazandırmamız, yeri geldiğinde bunları stilize edip modern dünyaya en iyi şekilde sunabilmemiz lazım. Bizim hazinemiz bunlar, niye sunmayayım? Bazen insan hayret ediyor doğrusu. Her şeyi vasatta ayarlıyoruz. Bu kadar olmaz. Bu, işimize de, binamıza da, şehirlerimize de yansıyor. Ümit ederim bundan kurtuluruz. Öğle yemeği yediğimiz gemi Trafalgar Savaşı'ndaki gemi. 17. yy'dan kalma. O günden bugüne gemi orijinal haliyle duruyor. Savaştan çıkıp bugüne kadar duran tek gemi. Gemiyi ve kaptanı Lord Nelson'un odasını gezdirdiler. Onun bir üniforması var. Burada çok büyük bir ay-yıldız var. Hangi sultan verdi bilmiyorum. Birkaç madalyası var ama en büyük madalya Osmanlı ay-yıldızı. Onlar biliyorlar ve onun için çok saygı duyuyorlar. Yapmacık bir şey değildi. Amiral konuşmasını yaptı, Nelson'un Türk nişanından bahsetti. O kadar insanın içinden tanınması Osmanlı nişanından tanınıp tek kurşunla vurmuşlar diye anlatılır. Amiral'e sordum. 'Kesin bir şey söylemek mümkün değil, yüzünden de tanınmış olabilir.' dedi.
 

Türkiye'nin bahsettiğiniz vasatı aşması için geçmişle yüzleşmesi gibi bir durum var. Siz de arşivler açılmalı dediniz. Erdoğan'ın Dersim için özür dilemesi.. Bu yaklaşımı biz geçmişimizdeki diğer o zorlu konularda nasıl taşıyabiliriz? Meclis'te bir hakikatleri araştırma komisyonu olsa deniyor, İstiklal Mahkemeleri'nden, Maraş olaylarına kadar karanlıkta kalmış o adımları atma...

Tabulara gerek yok artık. O dönemler geçti. Türkiye, o olgunluğa da erişti. Yeter ki bunlar üzerinden başka şeyler amaçlanmadan yaklaşılsın. Alev alacak şeylere de dikkatli şekilde gitmek gerekir. Tabii ki arşivleri açmak gerekir. Biz tüm dünyaya Ermeni meselesi ile ilgili çağrı yaptık, bir sayfa ilan verdik. Dışişleri olarak dedik ki, biz çağrıda bulunuyoruz, ortak komisyon kuralım eğer üçüncü bir ülke varsa o da gelsin biz bütün arşivlerimizi açıyoruz dedik. Bu belki de uzun yıllar içinde Ermeni melesinde dünyaya karşı ilk meydan okuma. Biz bu konuda cesaretle arşivlerimizi açtıktan sonra diğer konularda niye açmayalım?

En çok Suriye mi soruldu?

Suriye herkesin gündemi. Mısır'dan da uzun uzun bahsettim. Herkesin Mısır'a yardım etmesi gerektiğini söyledim. Uzaktan tavsiye ile olmayacağını anlattım. AB ile ilgili konuştuk. Burada benim çok öne çıkarttığım konu Kıbrıs'tı. Onu da şöyle söyledim, "Başkasıyla konuşmam bunu, siz de garantörsünüz." dedim. Tüm muhataplarıma uzun uzun anlattım. Rumların dönem başkanlığı meselesini de söyledim. Ada'da barış görüşmeleri devam ediyor. Bu göstergelik değil ki. BM Genel Sekreteri, Ada'ya geldi. Oraya gitti, buraya geldi. Şimdi ocak ayında tekrar toplayacak. Ümit ediyoruz ki Ada'nın birleşmesi ile ilgili bir mesafe alınır. Ben şunu söylüyorum; eğer bu konuda samimiyseniz tam zamanı. 2012'nin altıncı ayına kadar ne yaparsanız yapabilirsiniz. Eğer Kıbrıslıları ikna edebilirseniz, 'yeter artık arkadaş' derseniz, şimdi diyeceksiniz. Şimdi yapmazsanız, onlar da bu haliyle bir de başkanlık yaparsa, açıkça söyledim, ben adamın yerine koyayım kendimi, nasıl uzlaşayım, niye uzlaşayım... Sonra bize bir şey demeyin. Ondan sonra iki ayrı devlete gider, bizim tanıdığımızı siz de tanımak zorunda kalırsınız. Genel Sekreter'in başkanlığında liderler görüşüyor. Bizim arzumuz şu, bu senenin sonunda anlaşsınlar yeni plan çıksın ve referanduma tabi olsun. Hatta boşluk kalırsa aynı Kofi Annan'a yaptığımız gibi Genel Sekreter'e yetki verelim, o referanduma konsun. Bir şey söylersek tutarlı mantıklı argümanınız sağlam olacak. Bundan daha sağlam bir şey var mı? Biz bazen olmayacak işlere, 'şöyle olsun' diye direttik. Birçok fırsatı en değerli zamanda böyle kaybettik. Bizim çıkıp da 'Rumlar AB'ye başkanlık yapmasın' diye uğraşmamızın anlamı, karşılığı yok. Bunu söylediğimde karşısında söyleyecek bir şey bulamıyorlar. Biz bir kez ispatladık. Eğer bu olmazsa, bu haliyle ben de AB'ye başkanlık yapsam, ben de onların yerinde olsam, hiçbir uzlaşma göstermem. Aynen söyledim bunları. Yapabileceğin bir şey varsa bugün yap. Yapılmazsa böyle gidecek hali yok ya. [Eski İngiltere Dışişleri Bakanı Jack] Straw'un dediği gibi, herkes bunu kabul edecek (iki devletli). Bunun neticelerine herkes katlanacak diye açıkça söyledim.

DEPREMi HUKUKİ DÜZENLEMELERLE AŞABİLİRİZ

28 Şubat süreci sorgulanıyor, 12 Eylül başlamıştı. Geçmişin soruşturulması ve 28 Şubat'a ilişkin soruşturma için ne dersiniz?

Savcıların işine karışacak halim yok ki. Hukuk sistemi içerisinde yeter ki herkes hukuk sistemine uygun olsun.

Bedelli askerlik konusunda kamu vicdanını yaralama mı dediniz vicdanınız rahat mı?

Bunu bana sormayın. Genel bütçeye, başka giderlere değil şehit yakınlarına, onların ihtiyaçlarına ayrılıyor. Bu zor bir iş. Diyelim ki bir ailenin bir oğlu var. Askere gitmeden önce 'çıksın' der, gittikten sonra 'çıkmasın' der. Hassas bir konu.

İngiliz medyasının haberlerine nasıl baktınız? Eşinizin kıyafeti filan çok konuşuldu?

Hayrünnisa Hanım'a 'Benim önüme geçmişsin' dedim.

"Sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanıyorsunuz. YouTube'da söyleşiniz olacak. Nasıl olacak?

Herkes müracaat edecek, oylamaya tabi tutuluyor, en çok sorulan sorular öne çıkacak, onlar cevaplandırılacak.

Görev sürenizle ilgili bir düzenleme olacak mı?

O konu benim alanım dışında bir şey.

Deprem konusunda çalışma var ama ciddiyet sorunu var gibi...

Ben geçen sene İstanbul'da deprem ve afet merkezini ziyaret ettim. Onlara düşüncelerimi söyledim. İstanbul öncelikli tabii. Evvelki yıl Meclis konuşmamda da, tabii afetlerle ilgili hükümetin dikkatini çekmiştim. Bazen sıkıntı olmadan ders alınmıyor. Bunlarla ilgili hukuki düzenlemeler yapılmalı. Bir binada 18 daire var, ikisi istemiyor. Sistemi tıkıyorlar. Ne olacak şimdi? Hukuki düzenlemelerle tıkanıklığı aşmak lazım....

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA