• Konya10 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Din hizmetlerini mayınlı bir alan olarak gördük
24 Mart 2011 Perşembe 23:50

Din hizmetlerini mayınlı bir alan olarak gördük

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Ankara Dedeman Otelde düzenlenen İl Müftüleri Seminerinin açılışına katıldı

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Ankara Dedeman Otel’de düzenlenen İl Müftüleri Semineri’nin açılışına katıldı. Açılışta bir konuşma yapan Başkan Görmez, Türkiye’nin 81 ilinden gelen müftülere şöyle hitap etti:
“Bu toplantımızın hizmetlerimizi güçlendirmesini, ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini, birbirimizi daha yakından tanımamızı kolaylaştırmasını, güçlükleri defetmesini, hayırlara vesile olmasını diliyorum.


Bilindiği gibi yakın zamanda teşkilat kanunumuz Meclis tarafından onaylandı ve -bir tevafuk olarak değerlendirilebilirse- yeni kanunla yeni Başkan olarak da Devlet Büyüklerimiz beni bu şerefli göreve münasip gördüler. Bu vesileyle yeni dönem her halükarda büyük bir önem arz etmektedir.


Sözlerimin başında Diyanet işleri Başkanlığının kuruluşundan bugüne kadar Din-i Mübin-i islâm’a hizmet eden milletimizin dinî, manevi hayatına, birliğine, beraberliğine büyük katkılar sunan, mihrabında ibadetlerine rehberlik yapan, kürsüsünde, minberinde bilgi ile, irfan ve marifetle aydınlatan, minarelerinde ilahi sedayı haykıran bütün hademe-i hayratı, ebediyete irtihal edenlerini rahmetle, minnetle şükranla yad ediyor, berhayat olanların sıhhat ve afiyet içinde nice hizmetlere öncülük etmelerini Yüce Mevla’dan niyaz ediyorum.
Yine sözlerime başlamadan önce, bütün insanlık ailesini Japonya’da meydana gelen felaketlerden korumasını niyaz ediyorum.

Dost ve kardeş İslam ülkelerinde, başta Libya’da olmak üzere meydana gelen hadiselerde biran önce kendi geleceklerini özgürce ve hakça belirleme imkanını kendilerine bahşetmesini Yüce Rabbimden niyaz ediyorum.


Bu süreçte, Kanun’un uygulamada yerini almasının doğal bir sonucu olarak birtakım yapılanmalara gidilmiş, ihdas edilen kadrolara atamalar yapılmış, Başkanlığımız tabiri caizse yeni bir sistematiğe kavuşmuştur. Bu çerçevede misyon ve vizyonumuzun, teşkilat yasamızın açtığı ufuklar içinde yeniden ele alınmasına, gerek sosyo-politik zemin gerekse dünya sistemi içindeki değişiklikleri de dikkate alarak yenilenmesine ihtiyaç vardır.


Sizler çok hayırlı işler yapıyorsunuz. Sorumluluğunu üstlendiğimiz alanın hem kamu alanını ilgilendiren teknik ve seküler boyutları var, hem de tek tek her birimizi yakından ilgilendiren ulvi ve uhrevi boyutları var. Uzunca bir süre içinde yer aldığımız bu din hizmetleri alanını birer mayınlı alan olarak gördüğümüz, hatta bu görme biçiminin neredeyse bir alışkanlığa dönüştüğü bugün çok farklı tecrübelere sahip arkadaşlarımızın malumlarıdır. Her bir müftümüzün kitap hacminde tecrübeleri olduğunu biliyorum. Genç ve dinamik Cumhuriyetimizin kendi içinde sık sık gelgitlere maruz kalan siyasi hareketliliği içinde diyanet alanının her zaman özel bir dikkatle, ihtimam ve hassasiyetle yürütülebildiği gerçeğinin kendine özgü bir karakter ve kişilik ürettiğini hepimiz biliyoruz.


Korku, tedirginlik, çekingenlik ve kararsızlıkla ilişkilendirilebilecek bu ruh hali, geleneksel bürokratik yapıyla buluştuğunda din hizmeti gibi mukaddes, ulvi bir alanın nasıl daraldığını hissetmemek mümkün değildir. Din-i Mübin-i İslam’ı, orta sınıf gerçeği olarak gösterme eğilimindeki genel yaklaşımları teyit edercesine, içine yoksulluğu, dışlanmışlığı, gadre uğramışlığı katan bir terkip, maalesef sonuçta özgüveni zayıflamış, nereden nasıl gelebileceği önceden kestirilemeyen bir saldırıya karşı her zaman teyakkuz halinde olan bir kitle üretmiştir.


“ARTIK KURUMSAL DİKKATİMİZİ ELDEN BIRAKMADAN ÇALIŞMALARIMIZI YENİ BİR AŞK, HEYECAN VE YÖNELİM İÇİNDE SÜRDÜRMEMİZ GEREKİYOR”


Bu yapının bir yandan devletle sürdürmeye ve korumaya çalıştığı ilişkinin zaman zaman eğreti bir şekilde gerçekleşmesi, bir yandan da toplumun belli başlı beklentileri karşısında yetersiz ve donanımsız bir haldeki vizyonu bugün çoktan geride bıraktığımız bir hikâye olarak acıyla hatırlanmaktadır.


Bugün söz konusu korku, tedirginlik, çekingenlik ve kararsızlık için hiçbir neden kalmamış olsa da her zamanki gibi kurumsal dikkatimizi elden bırakmadan çalışmalarımızı yeni bir aşk, heyecan ve yönelim içinde sürdürmemiz gerektiğini vurgulamak isterim. Bu vesileyle bir araya gelmişken bundan böyle başkanlığımızın görev ve hizmet anlayışının hangi parametreleri hesaba katması gerektiğini de sizlerle paylaşmakta yarar görüyorum.


Benim çok genel hatlarıyla burada vurgulayacağım hususlar aslında Teşkilatımızın misyon ve vizyonuyla ilgili öngörülerimden, kanaat ve yaklaşımlardan ibarettir.


“DİYANETSİZ BİR TÜRKİYE” YA DA “DİYANETSİZ BİR DÜNYA” KAVRAMININ ÜRETTİĞİ BOŞLUKLAR TELAFİSİ İMKÂNSIZ BİR KURUMUN MİSYONUNU DAHA İYİ ORTAYA KOYMAKTADIR.”


Bilindiği gibi misyonla biz üstlendiğimiz özel göreve atıfta bulunuyoruz. Diyanet’in misyonundan söz ettiğimiz her seferinde hatırlamamız gereken en temel özellik, bugün Başkanlığımızın hangi görev ve sorumluluklarıyla bir temsil makamı olduğudur. Böylece varlık nedenimiz, kuruluş gerekçemiz kendimizi nasıl açıkladığımız, neye nispet, neye referans verdiğimiz gibi konular da gündeme gelmektedir. Açıkçası bugün 87 yıllık bir geçmişe ve birikime sahip olan bir kurumun oldukça açık, net ve hemen her bağlamda rahatlıkla telaffuz edilebilecek bir misyona sahip olması gerekir. Burada geçiştirme kabilinden bir tanımlanmadan çok gerçek anlamda bizi geleceğe, yeni vizyonlara taşıyacak bir misyondan söz etmek durumundayız. Geçmiş birikim ve tecrübenin ürettiği teçhizat, bugün devasa organizasyonlarıyla teşkilatımızın sahici ve kabul edilebilir bir misyona sahip olmasını zorlamaktadır. Bu kadar geniş bir alanına yayılan bir hizmet ağının –ki büyük bir şerefle ifade etmemiz gerekir ki artık bütün dünyada hizmet üretip takdir alan bir teşkilatız- hemen her bağlamda, her konseptte tekrarlanabilecek, kabullenilecek bir misyonu olması gerekir. Ben bu vesileyle tüm mesai arkadaşlarımdan en ücra mezradaki hademe-i hayrattan başkana kadar bu genişlemiş görev ve sorumluluk alanımızın gereklilikleri içinde “efradını cami ağyarını mani” bir misyon vurgusuna sahip olmamız gerektiğini ilan etmek istiyorum.


Biz Diyanet olarak artık çekingen, lafı dolandıran, kendini açıklamaktan aciz bir tanımlama siyasetiyle mesafe alamayız. Diyanet’in değişen şartlarda, ortam ve bağlamlarda farklılaşacak bir misyonu olamaz. Her ahval ve şeraitte korumamız, güçlendirmemiz ve netleştirmemiz gereken bir misyon tanımında buluşmamız gerekmektedir.


Böylece teşkilatımızın merkez ve taşra teşkilatında hatta yurtdışında görev alan her düzeydeki görevlimiz, ortak bir misyon anlayışı içinde bütünlüklü ve sağlıklı bir hizmet stratejisini sürdürmüş olacaktır. Teşkilatımız hizmet alanları, fonksiyonları ve uygulama alanları, hizmet biçimleri gibi hususlar gerçekte misyonumuzun çerçevelendirilmesinde belirleyici dinamikleri oluşturmaktadır. Kısacası Altı ayda bir yayınlanan, bilimsel, tarihsel ve toplumsal hiçbir realiteye dayanmayan içi boş raporlarda ifade edildiği gibi “Diyanetsiz bir Türkiye” ya da “Diyanetsiz bir dünya” kavramının ürettiği boşluklar, kayıp ve sorunlara odaklanıldığında telafisi imkânsız bir kurumun misyonunu daha iyi kavramış olmaktayız.


“DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ VARLIĞI, KURULUŞU, CUMHURİYETİMİZİN DİNLE KURMAK İSTEDİĞİ VAROLUŞSAL İLİŞKİNİN BİR GÖSTERGESİDİR”


Bu bağlamda teşkilatımızın soy kütüğünü 87 yıl öncesine kadar götürdüğümüzdeki tahayyül gücümüzün sınırlarıyla onu İslamiyet’le müşerref olduğumuz yıllara kadarki tahayyül gücümüz karşılaştırıldığında sahip olduğumuz zenginlik daha farklı olacaktır. Hatta gerçekten de 3 Mart 1924’te ihdas edilen Diyanet, uzun tarihsel köklerden beslenen bir yapının yeniden şekillendirilmesini ortaya koymaktadır. Dinin hayatla ve devletle olan ilişkilerinin kendine özgü tabiatı modernleşme ve reform hareketleri sürecinde en son Cumhuriyet gereklilikleri içinde vuzuha kavuşturulmuştur. Şeyhülİslâmlık, Şer’iyye ve Evkaf Vekâleti gibi değişik uygulama ve düzenlemeler içinde din alanının her seferinde farklı bir gerçekliğin dikkate alınmasıyla belirlendiğini vurgulamak gerekir. Cumhuriyet pratikleri içinde din bugün oldukça parçalı, muğlak ve değişik desiselerle ilişkilendirilen yorumlamaların aksine Diyanet işleri Başkanlığının varlığı, kuruluşu, Cumhuriyetimizin dinle kurmak istediği varoluşsal ilişkinin bir göstergesidir. Kuşkusuz zaman zaman dinin devletleştirilmeye çalışıldığı, özüne yönelik müdahalelere tevessül edildiği, zaman zaman da halkımız arasında sıklıkla tekrarlandığı gibi başkanlığın bir “tapu kadastro bürosu”na dönüştürülmeye çalışıldığı ortamlar yaşanmıştır. Ancak bütün bu uygulamaların gerçekte birer gelgitin ötesine geçmediği, ülke genelinde asıl normalliğin kurumun asaletiyle sağlandığını bugün herkes takdir etmektedir. Bu vesileyle ifade etmek isterim ki Diyanet İşleri Başkanlığı normalleşme süreçlerinin en belirgin yapıları arasında yer almaktadır.


Bugün misyon tanımına odaklanırken şu sorulara cevap vermek zorundayız. 
Muhataplarımız kimlerdir? Bu muhataplarımız bizlerden ne beklemektedirler?


“BUGÜN DÜNYANIN HER YERİNDE DİYANET HİZMETLERİNE YÖNELİK TALEPKARLIK SÖZ KONUSUDUR.”


Kabul etmek gerekir ki Diyanet hizmetleri her halükarda göz doldurmakta ancak bu hiçbir şekilde yeterli sayılmamaktadır. Gündelik siyaset içinde ortaya çıkan tanımlamaların hiçbirine tevessül etmemeyi büyük bir erdem olarak seçen kurumumuz, inanç farklılıkları, etnik ve kültürel ayrışma noktalarına vurgu yapmamakta, her vesileyle bir üst söylem vurgusunda ısrar ederek Müslümanların birlik ve beraberliğine atıfta bulunmaktadır. Laik-anti laik, dinli-dinsiz,endişeli-endişesiz gibi belli kavramlar etrafında yoğunlaşan sosyo-politik yapı ve cemaatlerden kendini ayrıştırarak onları da kapsayan yeni bir çerçeve içinde hizmet alanlarını genişletmek durumundayız. Bu çerçevede Diyanet hizmetlerinin kapsama alanı bir hayli genişlemiş, hizmet biçimleri de çeşitlenmiştir. Bugün dünyanın her yerinde Diyanet hizmetlerine yönelik talepkarlık sözkonusudur. Pek çok Müslüman topluluk vatandaşlarımız gibi bizden hizmet istemektedirler. Yanısıra pek çok Müslüman ülkeninde Türkiye’de neşvü nema bulan din devlet ilişkilerinden etkilendiğini, bu düzlemde Diyanet yapılanmasını merak ettiğini ifade etmeliyim.

“GERÇEKLİĞE UZAKLIĞI AŞİKÂR BİR YAPIYLA UZUN VE VERİMLİ BİR YAPI ÜRETMEK İMKÂNSIZDIR”


Kurumumuzun artık sadece toplumumuzun ibadet hayatını, bugün takdir ve tasnif edilmiş haliyle“dini hayatı”nı takviye etmesi düşünülemez. Esasen Diyanet’i bir tedbir, kontrol ve gözetim mekanizması olarak göstermek isteyen belli bir perspektifin bugün hiçbir geçerliliği kalmamıştır. Devletle din arasındaki ilişkiler hiçbir zaman bir güvenlik hassasiyeti üzerinden işletilemez. Dinin dünyevi ve uhrevi boyutları sözkonusudur ve halkımız, dini bir aidiyet ve referans ölçütü olarak görmekte her zamankinden daha çok ısrarlıdır. Bugün sosyal sorunların her birinde kurumumuzun vaziyet almasını bekleyenler arasında sadece devletten söz etmek haksızlık olacaktır. STK’lar, farklı toplumsal yapılar,hatta uluslararası organizasyonlar bile kurumumuzun hakemliğine, önalmasına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu durum heyecanımızı, şevkimizi artırmakla birlikte yükümüzü de çoğaltmaktadır. Dünün gerçekliği içine yapılanmış bir kurumun bugünün beklentilerini hesaba katarak, yarına ilişkin projeksiyonlar geliştirerek kendini yapılandırması gerekir. Esasen bu beklentinin sadece kanunlarda yapılan düzenlemelerle gerçekleşmeyeceği açıktır. Yeni ve kalıcı bir misyonun her aşamada bir zihniyet değişimini öngördüğünü vurgulamak gerekir. Bugün kurumumuzla özdeşleşen bir misyonu kavramakta ve içselleştirmekte zorluk çeken bir birimin hizmet akışını geciktireceği, çalışmaları zorlaştıracağı bellidir.


“EKSİKLİKLERİMİZİ TELAFİ YERİNE ÖRTMEYİ, BAŞARILARIMIZI İSE ABARTMAYI MARİFET SAYAN YANLIŞ BİR GELENEK İÇİNDEYİZ”


Hiç kuşkusuz bu genişleme kuvvetli ve zayıf yönlerimizle yüzleşmeyi gerektirmektedir. Performans ölçümü, teşkilatlarımızın hizmet alanlarındaki kalitesi, personelimizin donanımı gibi hususları hesaba katmadan tüm bu yapıları gözardı eden bir misyon tanımı hayali bir kurgu olacaktır. Esasen her bir birimin kendi yapılanmasını tamamlarken belli başlı sorunlarını tam bir yetkinlik içinde gözden geçirmesi, kurumsal zaafları, kuvvetli ve zayıf yönleri bunların her birini doğrudan ele alma cesaretini gösterecek şekilde masaya yatırması gerekir. Maalesef eksikliklerimizi telafi yerine örtmeyi, başarılarımızı ise abartmayı marifet sayan yanlış bir gelenek içinde hayatımızı sürdürmekteyiz. Oysa geçekçi bir misyon tanımı her şeyden önce gerçekliğin tekmil bir haritasına sahip olmayı gerekli kılmaktadır. Gerçeklikle uzaklığı aşikâr bir yapıyla uzun ve verimli bir yapı üretmek imkânsızdır.


Hiç kuşkusuz bütün bu durumlarda ihmal edilen konulardan biri de mevcut durumun ihmal edilmesidir. Bütün iyi niyet ve heyecanımıza rağmen bulunduğumuz şartların göz ardı edilmesi de açıkça sorunlu bir durumdur. Türkiye örneğinden ilerlemek gerekirse mesela Tunceli müftümüzle Edirne müftümüzün Konya müftümüzle İzmir müftümüzün aynı şartlarla görev yaptıkları söylenemez. Gündelik hayatın içinde tartışmasız ağırlık kazanan pek çok sorun müftülerimizi de etkilemektedir.


Etnik, dini ve kültürel gerilimlerin hizmet alanlarını etkilediği noktalar göz ardı edilemez. Can güvenliğinin, akıl ve ruh sağlığının ihmal edildiği durumlarda ortaya çıkan bedelin yarattığı sonuçlar oldukça acıtıcı olmuştur.


Bugün nerede durmak, nerede bulunmak istiyoruz sorusu oldukça önem arzetmektedir. Değişik inanç grupları, bunların yer yer sektörel yapı arzeden konumları, dini hayatın içinde zaman zaman bir rekabet ve “ayak oyunu” özelliği taşıyan çıkışları karşısında Diyanet’in yeri ne olacaktır. Öte yandan seküler ilgi ve temayülleriyle din alanını ötedenberi birer yumuşak karın olarak görme istidadında olanların ortalamanın altında seyreden rutin talepleri hesaba katıldığında biz nerede duracağız. Kabul etmek gerekir ki dini talepler kataloğu sadece inanmaktan, derin dindarlık temrinlerine kadar uzanan çok çeşitli özellikler taşımaktadır. Dini kültürel bir referans düzeyinde idrak edenlerden ondan müstakil bir hayat nizamı devşirmeye çalışanlara kadar oldukça çeşitlenmiş ve hiç kuşkusuz çetrefilli sayılabilecek ilgileri karşılamak, bugün hiçbir hesap hatasını kaldırmayacak bir dikkate bizi zorlamaktadır. Bulunduğumuz çevrelerde İslam’ın görünürlüğünü kaygıyla izleyenler kadar, İslami varoluşsal vurguları açıklamakta, takdim edip gündelikleştirmekte zorluk çeken ve genellikle marjinal bir dünyaya savrulan yaklaşımları telfik etmek zorunda değiliz. Ancak biz bu çeşitlilik içinde hizmet üretmek zorundayız. Bugün ilahiyat alanında ilgi gören akademik çalışmalar arasında dindarlık araştırmaları en önde gelmektedir. Bu çalışmalar ülkemizde pek çok açıdan şaşırtıcı, ucube ve hatta “gayri İslâmi” diyebileceğimizi kimi tercihlerin bile dini olma iddiasıyla ortalıkta gezindiğini göstermektedir. İslami gelenek içinde bidat kavramıyla tanımladığımız pek çok şey bugün kültürümüzün olmazsa olmaz birer ögesi olarak arzı endam etmektedir. Bidat konusundaki polemiklerin sınırı her geçen gün daha da genişlemektedir. Teşkilatımızı kuruluş devrinin hissiyatı içinde her türlü bidat ve hurafeden bağımsız bir şekilde inşa eden tasavvurun bugün aşındığı söylenemez. Ancak ihmal edilmemesi gereken bir gerçek bugün bu yöndeki gelişmelerin de dini olanı sıkıştırmaya başladığıdır.


Esasen bu daralmanın en başta gelen nedeni bir hayli çoğalmış ilahiyat fakültelerimizin varlığına rağmen bu konularda ehliyetli sayılabilecek timsallerin yeterli sayıda olmamasıdır. Reel politik imtiyazlar nedeniyle de maalesef kimi çalışanlarımız bu konularda halkımızı bilgilendirmekten kaçınmaktadırlar. Gündelik hayatta dinin farklı yorumlara, farklı açılımlara fırsat veren özellikleriyle mücadele etmek gerekli değildir. Bize düşen sivil hayatın adeta kalbi sayılabilecek din alanının onun özüyle bağdaşmayacak kimi unsurlarla buluşturulmasıdır. Bu nedenle gerçek bir teyakkuza eğer ihtiyaç varsa asıl alarm verilecek alan budur. İfsat ve bozgunculuk zihinlerde kalıcı bir hasar yaratmaktadır.


Hangi pozisyonda olursak olalım dinin aydınlatıcı mesajlarını toplumla paylaşmaktan kaçınmamak gerekir. Öyle sanıyorum ki bunun geri dönüşümü Allah’ın izniyle delalet değil hidayet olacaktır. Kendimizi bir pazar içinde hatta bir pazarın parçası olarak görmekten ısrarla kaçınmamız gerekiyor. Pazarda dolaşıma giren bilginin, belli belirsiz kamusal görünürlük kazanma şansı elde etmeyi başarmış yaklaşımların üstesinden gelebilmek için, onların kendi içindeki rekabetinde ne taraf ne de onları göz ardı eden bir dikkat içinde olmak gerekir. Bize düşen üst söylemde durmayı başarmak ve toplumun inanç alanındaki duyarlılık ve ilgisinin çıtasını mütemadiyen yükseltmektir.


Bütün bu duyarlılıklar ekseninde bir kez daha tekrarlamak gerekirse misyonumuzu şöyle ifade etmek yerinde olacaktır:


“Toplumun dinî ihtiyaç ve beklentilerine cevap vermek amacıyla İslam Dini’nin temel kaynaklarına dayalı doğru ve güncel bilgi ile toplumu din konusunda aydınlatmak, inanç, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek ve ibadet yerlerini yönetmektir”
Burada belirlenen çerçeveye dikkat edildiğinde en önde gelen hususun bilgilenme ve onu toplumun ihtiyaçları ölçüsünde paylaşıma açma olduğu açıkça fark edilmektedir. Gündelik bilgiyle yetinen ve İslam’ın modern zamanlar karşısındaki durumuna pek az dikkat kesilen bir yapıyla bu misyonu sürdürmek imkânsızdır. Bu nedenle İslam’ım hem geleneksel referans sistemine odaklanmalı hem de bu yüzyılın belli başlı sorunlarını ortada bırakmayan bir dil bulmalıyız. Her birimizin kendi ortamında yaşadığı ve gerek Türkiye bağlamı gerekse evrensel ölçekteki gelişmeleri yakından takip ederek ortaya çıkan ihmal ve kayıpları telafi etmesi gerekir. Bir yandan personelimizin gelişigüzel ilgilerle dağılan bütünselliğini yeniden sağlamak bir yandan da bu ameliyeden yeni bir rol model çıkarmamız gerekir. Yapılan araştırmalarda bir mensubiyet alanı olarak Diyanet kamu vicdanında göz doldurucu bir imaja sahip olmakla beraber bunu daha da geliştirmenin ve güçlendirmenin yollarını aramak zorundayız.


“TOPLUMSAL TALEPLERİ DİKKATE ALAN BİR YAPILANDIRMAYA ŞİDDETLE İHTİYAÇ BULUNMAKTADIR”


Misyonun bir diğer boyutu inanç, ibadet ve ahlak ile ilgili işleri yürütmektir. İnsan kaynaklarımızın önemli hatta baskın bir bölümü imam hatip liselerinden gelmektedir. Son yıllarda bu okulların ürettiği bilgi ve donanımın yeterince tatminkar sonuçlar vermediği noktasında gözlemlere sahip olmaktayız. Hiç kuşkusuz eksiklikler hizmet içi eğitim programlarıyla telafi edilebilir. Ancak en kısa zamanda imam hatip lisesi müfredatıyla başkanlığımız beklentileri arasındaki kopukluğun giderilmesi gerekir. Bu bağlamda üst düzey ilişkiler içinde gerekli düzenlemeleri yapabiliriz ancak özelikle müftülerimizin de bulundukları yerlerdeki imam hatip personeliyle birebir ilişkiler içine girerek genel beklentileri kurum zerafeti içinde ilgili birimlerle paylaşması yerinde olacaktır. Aynı durum bugün memnuniyet verici bir şekilde kurumsal heyecanımıza katılan ilahiyat fakültelerimiz için de geçerlidir. İlahiyat kaynağından gelen din görevlilerimizin hizmetlerimizin kalitesini artırmada önemli mesafe aldırdığını unutmamak gerekir. Ancak ne var ki aynı şekilde ilahiyat fakültelerinde de gündelik hizmet planlamamızın ya gerisinde ya da çok ilerisinde bir müfredat izlenmektedir. Bu bağlamda toplumsal talepleri dikkate alan bir yapılandırmaya şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır.


“CAMİ VE MESCİTLERİMİZİN ESTETİK TEMSİLİ HER ZAMAN ÖNEMLİDİR”


Öte yandan toplumda aile yapısı başta olmak üzere sosyal ilişkilerin hemen her alanında şiddetli bir şekilde gözlenen ahlaki çöküntü karşısında duyarlılıklarımızı artırmak zorundayız. Her şeyden önce sıkı ve ciddi bir örneklik sağlayamadan topluma rehber olmak mümkün değildir. Kurumun her şeyden önce abartısız temizlik, estetize olmuş bir zerafet ve yüksek ahlaki olgunlukla temayüz etmiş kişilere kapılarını açması gerekir. Ahlaki gevşeklik ve değer kaybı kurumumuzun her aşamada üstüne gitmesi ve çözüme kavuşturması gereken en büyük toplumsal sorunlarımız arasında yer almaktadır.


İbadet yerlerinin tanzimi ve işlerlik kazanması konusu es geçilemeyecek kadar önemlidir. Esasen dinselliğin sosyolojik anlamada görünürlüğü bu mekânlar üzerinden sağlanmaktadır. Cami ve mescitlerimizin estetik temsili her zaman önemlidir ve ne yazık ki vatandaşlarımızın ibadethane yapma konmuşundaki sınır tanımaz heves ve arzusu estetik kaygıları devre dışı bırakacak noktalara erişmektedir. Müftülük bazında her birimizin ibadethane heyecanı çevrelerin taleplerini incelemeleri ve onları kamusal görünürlük konusundaki kaygılarımızla buluşturmaları gerekir. Aynı şekilde imamet ve vaaz işlemleri, hac, oruç ve zekât faaliyetleri de göz ardı edilemez. Dini hayatın çekim merkezi olarak camilerimiz gerek maddi gerekse manevi donanımıyla her zaman dikkat çekici, ilgi uyandırıcı mekânlar olmalıdır. Vakit namazlarından Cuma ve bayram namazlarına kadar camilerimizin bilinen fonksiyonlarını hatırlatıcı, cemaatin bu mekânlarla kurdukları ünsiyeti artırıcı adımlar atmak gerekir

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • '15 yılda 200 milyar dolar yatırım aldık'
  • 'Dünyanın nazar boncuğu' can suyu bekliyor
  • Konya’da Ar-Ge merkezi sayısı 5 yılda 14 kat arttı
  • Bu kadar da olmaz! Ona da karşı çıktılar
  • Minik Kalpler'de yılın ilk veli toplantısı

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA