• Konya6 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Biz İnsan Değil miyiz: İşgal Altındaki Kadınlar
01 Temmuz 2010 Perşembe 12:24

Biz İnsan Değil miyiz: İşgal Altındaki Kadınlar

Filistinli kadınlar, kendi öz vatanlarında ve başka ülkelerde mülteci haline gelerek birçok kadının hiçbir yerde dayanamayacağı, kapasitelerinin ötesinde bir yük taşıyorlar
Filistinli kadınlar olağanüstü çilelerine rağmen, fevkalade bir dayanma gücü kalitesi gösteriyorlar. Yoksulluk ve stres altında, evleri yıkılmış, toprakları istimlâk edilmiş, çocukları hasta, kocaları hapiste, babaları öldürülmüş ve daha fazlası olmasına rağmen onlar günlük sosyal hayatlarının gereklerini yerine getirerek siyasette ve her günkü mücadelede yer alıyorlar. 1948’deki Nakba’dan (Büyük Felaket) beri temel insani haklar olan güvenlik, ifade ve hareket özgürlüğü, güvenli ve sağlıklı bir çevre ve eğitim haklarından mahrum tutuluyorlar. Kendi öz vatanlarında ve başka ülkelerde mülteci haline gelerek birçok kadının hiçbir yerde dayanamayacağı, kapasitelerinin ötesinde bir yük taşıyorlar.

İşgal altında bir eş, bir anne, bir hizmetçi, bir savaşçı, bir hemşire, bir işçi ve bir öğretmen olarak hayatta kalmak, katlanmak ve aileleri için en iyi olanları yapmak için, her gün mücadele veriyorlar.

Uluslararası Dünya Kadın Günü, kadınların ekonomik, politik, kültürel, bilimsel ve sosyal kazanımlarını kutluyor ama Filistinli kadınlar için bunlara fazladan olarak İsrail işgali altında dayanma güçlerini test eden kaybolmuş özgürlükleri ve empoze edilen zorluklar da dâhil. Gazze’liler için İsrail’e komşu olmakla ilgili bir anne ‘Gözleri sonuna kadar açık olarak uyuduğunu ve her an yeni acılar beklediğini’ söyledi.

Başka bir kadın ilaçlardan mahrum bir şekilde hastanede yatan oğlu Muhammed için her gün, ihtiyacı olan ilaçları arıyor.

Bazı anneler yakınlarının sadece fotoğraflarına sahipler ya da bu yakınları hapsedilmiş ve onlara ulaşmak mümkün değil.
‘Gazze’de sıkıntılar en üst seviyede. İsrail 2003 yılındaki kanunla eşleri Filistinli olan İsrail vatandaşları için aile birleşimlerini yasakladı. Bu İsrail’in var olan uygulamalarını legalize ederek, bazı kadınları, çocuklarından ve kocalarından ayrı bir şekilde tutuklanmalarını veya sınırdışı edilmelerini önlemek için fiili ev mahkûmu olarak illegal bir şekilde yaşamaya zorladı.

Diğer problemler yoksulluğu, işsizliği, sürekli hale gelen ev yıkımlarını ve her gün belirsizlik içinde, hayatta kalmak için yeterli olan temel ihtiyaçlardan bir adım uzakta olmayı içeriyor. Her şeyin yeterli olması, buna birkaç tıp merkezi de dahil, hayatlarını tehlikeye atıyor, özellikle de hamile olma veya ciddi bir hastalıkla mücadele durumlarında.

Maysoon Saleh Nayef al- Hayek Kendi deneyimini şöyle anlatıyor:
’25 Mayıs 2002’de, gece yarısından biraz sonra sancılanmaya başladım. Kocam Muhammed’i kaldırdım ve bir ambulans çağırmaya kayınpederime gittik. Ama ambulansa ulaşamadık, kocam kardeşinin arabasını aldı ve Nablus’taki hastane için yola çıktık. Kayınpederim de bizimle geldi. Huwara kontrol noktasına ulaştığımızda İsrail askerleri tarafından durdurulduk.

‘Muhammed’e arabasının dışına çıkmasını emrettiler ve onun evraklarını kontrol ettiler. Sonra ben ve kayınpederim de aynısını yapmak zorunda kaldık. Araba baştan aşağı arandı. Askerlere çok şiddetli acı çektiğimi, mümkün olduğunca çabuk hastaneye ulaşmak zorunda olduğumu söyledik. İlk önce reddettiler, daha sonra da doğruyu söyleyip söylemediğimi görmeleri için göbeğimi açmamı söylediler. Bütün bunlardan sonra (yaklaşık bir saat kadar) bize devam edebileceğimiz söylendi. Sürmeye devam ettik ve birkaç yüz metre sonra ateş sesleri duydum. Arabanın ön tarafından gelen ağır bir silah ateşi vardı.

Araba durduruldu ve kocamı vurulmuş bir şekilde direksiyonun üzerinde yatarken gördüm. Boğazından ve vücudunun daha üstlerinden vurulmuş kan kaybediyordu.’
Aynı zamanda kayınpederi de vücudunun üst bölgelerinden vurulmuştu ve uçuşan şarapnel ve cam parçaları onu da yaralamıştı. Sancısı artıyordu. Askerler onu arabanın dışına çekerek incelemek için elbiselerini çıkardı ve kanlı bir vaziyette doğum sancısı çekerken yerde yatar halde terketti.

Sonunda hastaneye ulaştığında asansörde bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Kocası öldü. Kayınpederi 40 gün komada yattı. Bu hadise geri alınamaz bir şekilde onun hayatını değiştirdi.

Diğer kadınlar da benzer durumlara maruz kalıyorlar. Rahatsız ediliyorlar ve kontrol noktalarında yetersiz hijneyik ortamlarda ve tıbbi yardımlardan mahrum bir şekilde doğum yapmak zorunda bırakılıyorlar. 2007’ de BM İnsan Hakları Komisyonu ‘ Kontrol Noktalarında Doğum Yapan Filistinli Kadınlar Meselesi’ başlıklı bir raporda Filistin Sağlık Bakanlığı Enformasyon Sağlık Merkezi kayıtlarında yer alan 2000-2006 yıllarındaki 60 vakıaya yer verdi.
Bunlar arasında 35 yeni doğmuş bebek ve 5 kadın bakımsızlıktan öldü. Başka 6 olayda Filistinli kadınlar dayak, vurulma ve toksik (zehirli) gazından etkilenme sonucu yaralandı.

İkinci İntifada’dan önce sağlık tesislerine ulaşma süresi 15-30 dakika arasıydı. Bundan sonra iki-dört saat arası sürmeye başladı ve çok sık bir şekilde güvenlik güçleri tarafından bu ulaşım tamamen engellendi. Bunun sonucu olarak özellikle kırsalda ve köylerde bir çok kadın sağlık merkezlerinden ve kontrol noktalarından uzakta doğum yapmayı tercih etmeye başladı. Geceleri bu Ayırma Duvarı (Seperation Wall) ile kapatılanlar için buralara ulaşmak ise imkansız. Bütün hadiselerde yaşanan bu sıkıntı ve tacizler bazen ölümlere yol açabilecek kadar şiddetli.
Rula Ishtaya’nın doğumunun eli kulağındaydı ama buna rağmen kontrol noktası askerleri onun geçişini engelledi. Yakınlardaki bir kayanın arkasına yardımsız bir şekilde kendi kendine doğum yapmak için haykırarak ve çığlık atarak emekleye emekleye gitmek zorunda kaldı. O hayatta kalabildi ama yeni doğan kızı öldü, diğer kadınların da buna benzer ortak bir deneyime sahip olduğu gibi. Bu doğum yapabilecek yaşlardaki kadınlar arasında hamileliği üçüncü en yüksek ölüm sebebi yapmış vaziyette, yeni bir hayatı ümit etmenin neşesini yaşamaları gerekirken.

Başarılı doğumlarda bile, doğum sonrası şikâyetler riskler oluşturmaya devam ediyor. Hepsi Gazze kuşatması altında durumları iyi olmaktan çok uzak; diğer sağlık problemleri, yetersiz beslenme ve fiilen her şeyden mahrum olma durumunda birçok ihtiyaç maddesinden yoksun bir şekilde yaşıyor.

Sonuç olarak çalışmalar gösteriyor ki bütün ülkede kadınlar ölüm endişesi ile, kendilerini yardımsız ve depresyonda hissederek şiddete maruz bir şekilde sinir bozuklukları yaşıyorlar. Ek olarak aşırı derecedeki sefalet onları kişisel sağlıklarını önemsemeyerek çocuklarının ve ailelerinin üzerine odaklanmaya zorluyor. Ama bir şekilde bunlara göğüs gerip katlanıyorlar.

Eğiitim ise kontrol noktaları, bariyerler ve tutuklama merkezlerine dönen okullar yüzünden diğer meseleler ile birlikte başka bir meseleyi oluşturuyor. Sonuç olarak birçok aile kızlarının aşağılanma ve sıkıntılara maruz kalmalarını önlemek için onları evde tutuyor. Ve başkaca olarak onlar ailelerine yardım etmek için daha mezun olmadan okulu terkediyorlar. Aileler, evlendikleri zaman onlara destek olabilmek için oğullarına öncelik veriyorlar.
Genç kızlar için okuldan başka çok az gelişim, boş zaman değerlendirme ve katılım alanları mevcut. Başka bazı durumlarda ailelerin sefillik ve mahrumiyetten dolayı kızlarına erken yaşlarda evlenmesi için baskı yapmaktan başka seçenekleri yok.

Bütün bunlara rağmen öğrenme ve okula gitme oranlarının yükselmesi bir iradenin ve bir yolun olduğunu gösteriyor. 2006 yılındaki bir çalışmanın, iş gücü oranının %14.5’ini kadınların oluşturduğunu göstermesi de doğru. Şiddetli yoksulluktan dolayı çoğu, yüksek işsizlik yüzünden çok zor olan bir şekilde iş bulup çalışmak zorunda. Diğerleri de tarım sektöründe ücretsiz olarak çalışıyor.

Filistinli kadınlar kocaları, oğulları ya da diğer akrabaları tutuklandığında, öldürüldüğünde veya başka şekillerde zarar gördüğünde bu mağduriyetin kurbanı haline geliyorlar. Onlar aynı zamanda gözaltına alınarak sevdiklerine karşı, evlerinin yıkılması ya da daha kötü tehditlerle, güvenlik güçlerine yardıma zorlanıyorlar.
‘Um Mansur Shreim’in tipik bir trajedisi var. O, kocası evinin yolundayken uğramak durumunda olduğu tek kontrol noktasında öldürülen, üç oğlu tutuklu bulunan yalnız bir anne. Otoritelerin ambulans göndermeyi reddetmesinden dolayı bir kalp krizine boyun eğdi. Daha önce bir oğlunun tutuklanması üzerine ailenin evi İsrail tarafından yıkıldı. İsrail, bir üyesi tutuklanan veya aranan aileleri bu şekilde cezalandırıyor. Eğer birisi çile çekerse hepsi çeker. Kadınlar her zaman zarar görüyor, çoğunlukla da eğer kocaları ve oğulları yakalanmış ya da öldürülmüşse.
“10 oğlu olan Um Nasr Abu Hamid’in hikayesi de yürek burkan cinsten. Bunlardan birisi suikastle öldürüldü, yedi tanesin de anne babasının ziyaret etmesi yasak bir şekilde hapiste yatıyor.” Dört tanesi ömür boyu hapse çarptırıldı ve onun evi iki kere yıkıldı.

Bütün bunlara rağmen, Filistinli kadınlar dayanıyor ve karşı koyuyor. “Um Nidal Fatrat birçoklarından sadece birisi. İsrail onun üç oğlunu öldürdü. Ama o yılmadı, kendi öz çocuklarını adalet ve özgürlük için kurban vermeye razı bir şekilde, İsrail tarafından aranılan diğerlerini evinde barındırıyor.

Kadınlar politik olarak da aktif. Gösterilerde, yürüyüşlerde ve diğer protestolarda yer alıyorlar, yaralılara ilaç ve yiyecek yardımı sağlamaya çalıştıkları gibi. Hatta bazı durumlarda silahlanıp direnişe katılarak, ölüm veya hapis riskini kendi üzerlerine alıyorlar.

Bu, 19. Yüzyılda -ilk olarak 1893’te Afula’da- kadınların yeni bir Yahudi yerleşim yeri inşasına karşı gösteri düzenledikleri zamana kadar giden bir gelenek. 1929’da el-Burak Battle’da (al-Burak Savaşı), ekonomik ve politik statü savaşında bir dönüm noktası sayılan bu olayda, İngiliz kuvvetleri dokuz kadını öldürdü.

İlk Filistinli Kadınlar Konferansı Kudüs’de yer aldı Arap Kadınları Derneği idari komitesi Kudüs ve Nablus’ta Arap Kadınları Birliğini kurdu.

Yahudi göçüne, topraklarının Yahudilere transferine ve yeni bir genel temsilci hükümete karşı olan 1936-39 ayaklanmasında kadınlar yiyecek, silah yardımı sağlayarak ve savaş eğitimi alarak yiğitçe yer aldılar.

1948 savaşı boyunca kadınlar mücevher ticareti yapmak, yiyecek ve silah ile diğer ihtiyaçları sağlamak yanında erkeklerle birlikte aktif bir şekilde savaştılar. Jaffa’dan yardım sağlayan Zaharat-al-Uqhuwan (Papatya Çiçekleri) adında bir gizli kadınlar birliği kurdu. Başka bir Kadın Dayanışma Derneği ilaç, gezici servis ve ilk yardım servisi sağladı.

1948 sonrası, mülteciler, özelliklede sefalet ve mahrumiyetle yüzleşen kadınlar, hayatta kalabilmek ve ailelerine yardım edebilmek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Nakba (Büyük Felaket) onların ruhlarını ve kimliklerini geri dönüş hakkı mücadelesi için ateşledi.
1964’te Filistinli Kadınlar Birliği “kadınların ekonomik, sosyal ve sağlık statülerini geliştirmek, çalışan kadınlarla ilgilenmek ve anne ve çocuklara yardım sağlamak” için kuruldu. Bir yıl sonra Filistinli kadınlar ve birkaç yardım derneği PLO’nun (Filistin Kurtuluş Örgütü) peşinden gitti.

1967’de işgalden sonra aktivist kadınlar politik ve sosyal çalışmalara ve zaman zamanda silahlı savaşa dâhil olarak direnişe katıldılar.

Kasım 1976’da İsrail ordusu şefi, 1955 Ürdün seçim kanununu iyileştirerek, bütün 21 yaş ve üzeri Filistinlilerin, kadınlarda dâhil, belediye seçimlerinde oy kullanabilmesine olanak sundu. Bunun sonucu olarak kadınlar daha önce hiç olmadığı kadar politikada aktif hale geldiler ve bu onların yüzlercesinin hedef alınmasına, tutuklanmasına ve öldürülmesine sebep oldu.

Birinci İntifada boyunca kadınlar erkeklerle birlikte katkı sağladı. 500’den fazla tutuklanma onları yıldırmadı, aynen şimdi olduğu gibi. 1994’te PA’nın ( Palestinian National Authority-Filistin Yönetimi) kurulmasından sonra kadınlar kamu bakanlıklarında ve enstütilerinde öğretmen, sekreter ve diğer bazı resmi olmayan görevlerde çalışmaya başladı ve hatta bazıları siyasi aday oldu ve beş tanesi (88’inin içinde) kabine üyesi oldu. 2006’da Hamas, Fatah, Popüler Filistin Kurtuluş Cephesi (PFLP), Üçüncü Yol ve Bağımsız Filistin’i temsil eden 132 aday listesinden 17’si kadın oldu.

İkinci İntifada boyunca kadınlar aktif katılım gösterdi ve kahramanca olan gösterilerde 163’ü bunu canıyla ödedi. 11 Mart 2006’da Beit Hanun kadınları İsrail tarafından Nasr camisinde muhasara altında tutulan 70 Filistin direniş savaşçısı için bir miting düzenlediler. Silahsız olarak İsrail askerlerini ve tanklarını sindirdiler, başlarının üzerinden geçen ve doğrudan kendilerini hedef alan silah ateşine maruz kalarak ikisi öldü ve birkaçı ağır olmak üzere 18’i yaralandı. Bunların arasında yer alan Jamilah al-Shanti :“ Gerçek sizin televizyon ekranlarında gördüğünüzden daha muhteşem ve güçlü idi…. Bizler İsrail’in cami muhasarasını sonlandırmaya, hayatımıza mal olsa bile, son derece kararlıydık” dedi.

Beit Hanun kadınları İsrail’in sağlık ekiplerini yasaklamasına rağmen yaralıları hastaneye götürmeye gönüllü oldular. İsrail askerlerine doğrudan meydan okuyarak öldürüldü ve yaralandılar, baştanbaşa bütün ülkede yaşanan diğer olaylar gibi. Ama bu, kadınlar ve erkekler için, onları kurşunlamaktan asla utanmayan acımasız askerler karşısında hiçbir zaman kolay olmadı.

Son Bir Değerlendirme

Kahraman Filistinli erkek ve çocuklar gibi kadınlarda 60 yıldan daha fazladır eş, anne, bakıcı ve ihtiyaç olduğu üzere özgürlük savaşçısı olarak sorumluluklarının ağırlığına rağmen sosyal, politik ve bazen da adalet için militanca mücadele ettiler.

Onlar İsrail saldırılarında sefalete, mahrumiyete, ve çok büyük çilelere katlandılar. Aileleri için kendilerini kurban ettiler, çocuklarını, kocalarını ve evlerini kaybettiler ve hala Um Leila’nın açıkladığı gibi direndiler : “….bütün engellere ve erkeklerden gelen muhalefete rağmen Filistin’li kadınlar özgürlük mücadelesine katılmaya devam edecekler. Her gün aramızdan insanlar ölüyor, her gün bir şehadeti birlikte getiriyor. Eğer insanlar bizim durumumuzu anlamazsa…. Annelerin, oğullarının her şeyden çok komando olmasını isteyen dileklerine sebep olan acıyı anlayamayacaklar.
Bu ruh, yürekli insanlar kendi evlerinde, kendi topraklarında özgür bir Filistin içerisinde özgür oluncaya dek ölmeyecek.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • Konya'ya yapılacak proje en büyüğü olacak!
  • Mührün sesi Avrupa ve Amerika’dan duyulsun!
  • Konyaspor'da Bursa mesaisi
  • TSK bir haftalık bilançoyu açıkladı!
  • Mehmetçik için imkansız yok!

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA