• Konya15 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Biz bu olayın üstüne gideceğiz
28 Aralık 2014 Pazar 08:59

Biz bu olayın üstüne gideceğiz

Başbakan Yardımcısı Arınç, Cizre'de yaşanan olaylara ilişkin "Biz, bu olayın üstüne elbette gideceğiz, adli soruşturma başladı" dedi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Habertürk Televizyonunda "Gündem Siyaset" programında gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı. 

"Mısır'la ilişkiler yeniden düzenlenmeli" sözüne açıklık getiren Arınç, demokrasiden, halk iradesinden yana olduklarını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da sık sık bunları dile getirdiğini, başka ülkelerden de aynı tavrı beklediklerini ama Türkiye dışında bunu paylaşan başka ülke olmadığını söyledi.

Türkiye'nin mili çıkarları doğrultusunda dış politika izlendiğini vurgulayan Arınç, "Ben şu noktadan hareket ediyorum; bir bu temel ilkeyi söyleyebiliriz. 'Darbelere karşıyız, demokrasi darbe kabul etmez.' Fakat bu temel ilkeyi söyledikten sonra temel ilkenin ne zaman gerçekleşeceğini beklemek gibi 15, 20, 50 yıl sonrasına odaklanamayız" diye konuştu.

Türkiye'nin çıkarları için yeni adımlar atılması gerekebileceğini dile getiren Arınç, AK Parti'nin seçmen kitlesinin bu konuya hassasiyetine dikkat çekilmesi üzerine, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bunların hepsi doğru. Biz Rabia Meydanında da Esma'ya gözyaşı dökerken aynı duyguları paylaşıyoruz. Ancak bizim bu davranışımız, bu sözlerimiz, hareketlerimiz Mursi'yi içerden çıkarmaya yetmiyor, bin 200 idam kararını geçersiz saymaya yetmiyor. Yeni zulümlerin yapılmasından insanları kurtarmamıza yetmiyor. Bu temel ilke esas olarak kalabilir ama biz eğer ilişkilerimizi şüphesiz, bizim adım atmamıza gerek yok, önce onlar adım atacaklar. Siyasi tutuklamalardan vazgeçilirse, Mursi serbest bırakılırsa, demokratik adımlar güçlü bir şekilde atılır da halkın önüne tekrar yeni bir seçimle çıkılırsa, her darbeden sonra olduğu gibi siyasi suçlamalarla insanlar yok edilmek bir tarafa bütün bunların arkası gelirse, o zaman ilişki kurmanın ben faydalı olabileceğini düşünüyorum."

Komşularla "sıfır sorun" istediklerini belirten Arınç, "Eğer Mısır'da yaşanacak bu olaylar yine halkın iradesini ortaya çıkaracak bir pozisyonu karşımıza getirecek olursa, bunun için bizim Mısır'ın atacağı adımlara yönelik yeni bir Mısır politikasını uygulamamızda fayda vardır diye düşünüyorum" ifadesini kullandı.

Başbakan Yardımcısı Arınç, "Her gün 'darbe olmuştur, darbe olmuştur' dememizin mutlaka etik değerler açısından bir kıymeti var. Demokrasiyi savunuyoruz ancak pratik fayda bakımından başka argümanlar da geliştirmemiz lazım" diye konuştu.

İhvan ile ilgili de değerlendirmelerde bulunan Arınç, bunların hiçbir zaman silahı, şiddeti seçmediğini, seçimlerine katılmalarına izin verildiğini, seçimlerde milletvekili çıkardığını anımsatarak, böyle büyük bir teşkilatın içinden çıkan suçluların tüm teşkilata mal edilmemesi gereğine işaret etti.

"Kozmik odaya girmek için gerekçe olduğu aklıma geldi"

"Paralel yapı" ile mücadele de sorulan Başbakan Yardımcısı Arınç, Fethullah Gülen ile 1975-76 dan beri tanıştığını, İzmir'de vaizlik yaptığı dönemlerde kendisini takip ettiğini belirtti.

Dün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir toplantıda "arkadan vurmaktan" bahsettiğini, "aldanmışız, aldatılmışız" dediğini anımsatan Arınç, "Aynı şeyleri benim de söylemem lazım. Çünkü o belki benden daha az tanıyor. Benden daha mesafeli durmuş da olabilir. Fakat biz bu konuda kendisine ne söylemişsek o da samimiyetle buna inandı, onlara çok yardımcı oldu, onlar için bütün desteği o sağladı" dedi.

Arınç, 2009'da kendisine yönelik suikast iddiası için başlatılan soruşturma anımsatılarak, "Bu, paralel yapının kozmik odaya girmek için gerekçesiymiş" diye düşündünüz mü?" sorusu üzerine, "Öyle bir şey zaman zaman aklıma geldi" dedi.

Bunun suikast teşebbüsü olmadığına o sıralar karar verdiğini, yakalanan kişilerin gözetleme yaptığını ama bunun ne için olduğunu bilemeyeceğini kaydeden Arınç, o zamanlar Ergenekon ile ilgili sert söylemleri nedeniyle bu gözetlemenin yapılıyor olabileceğini düşündüğünü söyledi.

Arınç, aradan geçen süreçte konuyu takip etmediğini, savcıların değiştiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Bu süreç ilerledikçe ve bu darbe teşebbüsü ortaya çıktıktan sonra kafama takılan soru şu oldu; 'Acaba benim üzerinden bir operasyon mu yaptılar?' Çok çirkin bir tabir ama kullanmak zorundayım, 'acaba kullanmak mı istediler? Yani kozmik odaya girmeleri gerekiyordu da böyle bir ciddi olayı kamuflaj aracı olarak mı kullandılar' diye. Yalan söylemem gerekmez, içimdeki bir şüphe büyümeye başladı. Çünkü bazı olayların kumpas olduğu söylendi ve iddialar da bir nebze ortaya çıktığı için bunlar bana niye bir suikast yapsınlar? Böyle bir şey varsa da niye bunlar hala dava açmadı? Ya dava açsınlar ya takipsizlik kararı versinler de şu dosya kapansın herkesin sorgusu sualinden bıktım diye de feryat ettim."

Olayın nasıl bir seyir izleyeceğini bilmediğini belirten Arınç, "Ama emsali olaylarda birtakım mizansenler kullanıldığı için savcı ve hakimlerin işbirliğiyle isimleri bilerek yanlış verildiği için bazı dinlemeler de yapıldığına göre, bunlar da bir şekilde bir delil üretme kampanyasının aleti olabildiğine göre, içimdeki kuşku büyüyor. Acaba bu olay sebebiyle benim üzerimden bir başka operasyon yapmış olabilirler mi diye."

"Biz iyi yüzünü gördük"

"Fethullah Gülen'i ve cemaati bu kadar yakından tanıyan biri olarak hiç tereddüt edip etmediği" sorulan Arınç, kendilerinin bunların iyi yüzünü, hizmet yüzünü, eğitim, irşad, tebliğ yüzünü gördüklerini, emniyetteki, TİB'deki, yargıdaki yapılanmadan hiçbir haberi ve kuşkusunun da olmadığını söyledi.

17 ve 25 Aralık sonrasında ortaya çıkanların işin başka bir yüzünü ortaya koyduğunu belirten Arınç, "Paralel yapı" kavramıyla ilgili de açıklamalarda bulundu.

Arınç, "Bizim burada işaret ettiğimiz, bir devletin içinde tekil olması gerekirken farklı yapılanmalar oluşmuşsa ve bu farklı yapılanmalar ister bunları KCK'ya sokun, ister başka örgütlere sokun, müsaade edilemez. Çünkü ikinci veya üçüncü yapılanmalar devlet içinde devletin aygıtına bağlı değildir" dedi.

Bunların başkasından talimat aldığını ve bu ikinci yapılarla mücadele edilmesi gerektiğini vurgulayan Arınç, "Eğer cemaat cemaatlikten çıkmış da örgüt haline gelmişse ve bu örgüt de yapılanmasıyla devlete paralel bir yapı meydana getirmişse, bu yok edilmelidir, başka çaresi yoktur" diye konuştu.

"Ama bundan sorumlu tutuluyorsunuz. Cumhurbaşkanının 'ne istediler vermedik' sözü üzerinden iktidarınız eleştiriliyor" ifadesi üzerine Arınç, "Anladım ama yani bu olaylar ortaya çıkmadan önce ne istedilerse veren sayın Cumhurbaşkanıdır. Yani sayın (Ekrem) Dumanlı ile haftada bir yeri geldiğinde görüşen, onun taleplerini haklı bulduğu ölçüde yerine getiren de odur. Veya bize gelmişlerse biziz, filana gitmişlerse filandır. Bizim bakış açımızı özetliyorum. Biz bunlara bir hizmet hareketi olarak baktık. Bu hizmet hareketi Türkiye içinde ve dışında ülkenin bütünlüğüne  faydalı olur diye düşündük" ifadesini kullandı.

Bir soru üzerine 17 ve 25 Aralık öncesinde de bu yapının bazı girişimleri olduğunu anımsatan Arınç, MİT Müsteşarına kurulan tuzak ve arkasından dershaneler konusunu bunlara örnek gösterdi.

Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Öncesi var. MİT çekişmesi, emniyetteki yapılanmanın MİT'ten rahatsız olması var. İstihbarat paylaşımı konusunda MİT'i devre dışı bırakma arzusu var. Bizi, komşu bir ülkeyle ismini vermek istemiyorum, bizim başımızdaki insanların sürekli irtibat halinde olduğu gibi bir paranoya var. Bizim en sevdiğimiz, en güvendiğiniz insanların o ülkeye sık sık gittikleri, bunların arasında da farklı amaçlar taşıdıklarını iddia eden aklından zoru olan insanlar var. Bütün bunları şimdi ortaya çıktıkça görüyoruz. Çocukluktan beri tanıdığım halen de bir arada olduğum, ahlakına, aile sevgisine, eşine, çocuklarına çok bağlı olduğuna şehadet edeceğim canım gibi sevdiğim arkadaşım hakkında 'oraya gidiyor da orada şunları yapıyor' diye sırf onu itibarsızlaştırmak için pek çok dedikodu ve yalanın üretildiğini gördüm."

Mücadeleyi hukuk içinde yürüteceklerini vurgulayan Arınç, "Fuat Avni" adıyla sosyal medyada devlet sırrı sayılabilecek açıklamalar yapıldığı ve dinlemelerin devam ettiği kuşkusunun sürdüğünün anımsatılması üzerine, bunları en aza indirmeye çalışacaklarını ama sıfırlamanın mümkün olmadığını, bu isimle TİB ve istihbaratın mücadele ettiğini kaydetti.

Eşinin evi terk ettiği iddiası

Bir soru üzerine, eşinin evi terk ettiği iddiasının gerçeği yansıtmadığını bildiren Arınç, eşinin de bu tür iddialara çok üzüldüğünü, çok uzun yıllardır süren mutlu bir evlilikleri olduğunu, eşinin yanı sıra kızının ve kayınvalidesinin de kendi evlerinde bulunduğunu söyledi.

Arınç, paralel yapıyla mücadeleyi değerlendirirken, bir cemaatin örgüt haline gelmesi, Allah rızasını bir kenara koyup siyasi amaç gütmesi ve hükümeti devirmek için hareket etmesi halinde, suç işliyor anlamına geldiğini, böyle bir organizasyonla her hükümetin mücadele etmesi gerektiğini dile getirdi.

Gülen'in özür açıklaması

Fethullah Gülen'in özür açıklaması da sorulan Arınç, "O bir tekliftir, onun zamanı geçti. Kendilerinden özür dilenecek bir hal yok" dedi.

Sözkonusu yapıdan kişilerle yapılanlar konusunda hükümetten özer dilenmesi konusunda görüşmeler yaptığını anlatan Arınç, bunların gazetelerinde "Bir mümin bir münafıktan özür dilemez" diye yazıldığını söyledi.

Götürdüğü önerinin kabul edilmediğini ifade eden Arınç,  "Ben onlara 20 defa bunu teklif ettim. Şimdi o, 'hükümet bizden özür dilesin' diyorsa, bu yeterli değil" dedi.

"Bu işin en tepe sorumlusu Gülen midir?" diye sorulan Arınç, bunun bir hukuk kararı olması gerektiğini, savcılığın sulh ceza hakiminden böyle bir karar aldığını, bu kararın gereğini Adalet Bakanlığı yerine getirirse ABD'den Fethullah Gülen'in isteneceğini kaydetti.

"Siyasi olarak sorumlu Gülen midir?" sorusuna da Arınç, "O iddianamede öyle. Yani bir örgüt lideri olarak gösteriliyor. Ellerindeki deliler nedir, bu deliler güçlü müdür bilmem" dedi. 

"Olayların sebeplerinden biri 3 yıl önce Uludere'de 34 kişinin hayatının kaybetmesi"

Arınç, Çözüm Süreci ve Cizre'de yaşanan olaylara ilişkin bir soru üzerine, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun göreve geldiği günden bu yana kamu düzenin esas olduğunu vurguladığını ve çözüm sürecinin siyasi amaçla yürütüleceğini söylediğini anımsattı.

6-8 Ekim olaylarında bu tavırlarını daha keskin olarak ortaya koyduklarını belirten Arınç, Cizre'de yaşanan olaylardan üzüntü duyduğunu ifade etti.

Arınç, bölgede son zamanlarda ırkçı tutum içerisindeki terör örgütü yandaşlarının, Cizre ve birkaç ilçeyi pilot bölge veya kurtarılmış bölge olarak tayin ettiğini aktardı.

Cizre'deki olayların sebeplerinden birinin 3 yıl önce Uludere Olayında 34 kişinin hayatının kaybetmesi olduğunu ifade eden Arınç, "Uludere Olayının bir komplo olup olmadığının" sorulması üzerine "Komplo değil, bunun tek sorumlusu var o da terördür" yanıtını verdi.

Uludere’deki köylülerle de görüştüğünü aktaran Arınç, "Bu olayın suçlusu hükümet değil, asker de değil, bu olayın suçlusu terör. Siz teröre düşman olmalısınız ki budan sonra yeni Roboski'ler olmasın" dediğini aktardı.

Cizre'de yaşananlarının sebeplerinden birinin Uludere Olayı diğerinin de Kobani'de öldüğü iddia edilen kişilerin cenazesine yönelik provokasyon olduğunu söyleyen Arınç, olaylarda 3 kişinin öldüğünü, bundan da üzüntü duyduğunu ifade etti.

Şu anda bölgede asayişin sağlandığını aktaran Arınç, "HÜDAPAR'ı evlerine giderek yakmak istediler. HÜDAPAR mazlumdur ve mağdurdur. Hem 6-8 Ekim olaylarında hem de şimdi" değerlendirmesinde bulundu.

PKK ile HÜDAPAR'ın sorununun ne olduğu sorusuna karşılık Arınç, PKK'nın bölgede kendisinden ve partisinden başkasının hakimiyetini istemediğini söyledi.

Çözüm sürecinin acil olduğunu vurgulayan Arınç, "Biz, bu olayın üstüne elbette gideceğiz, adli soruşturma da başladı. Kim silah kullanmış, kimin silahından çıkan kurşundur. Orada uzun namlulu silahlar da kullanıldığını biliyor ve görüyoruz. Bunların hepsinin ortaya çıkaracağız ama HDP'li milletvekilleri dahi bölgeye gelerek, 'Kesinlikle bunlara müsaade edilmeyecektir. Bu işleri yapanlar elbette bizim tarafımızda değildir, çözüm süreci bundan zarar görmesin diyecekler" diye konuştu.

Abdullah Öcalan'ın "Bundan sonra maske takan ajan sayılacak" şeklindeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Arınç, "Biz de bu açıklamalara, Kandil'in veya PKK'nın ne kadar uyup uyamayacağını yaşayarak göreceğiz" dedi.

"Bunların kulis bilgisi olmaktan öte ciddiyeti yok"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 4 bakanın Yüce Divana gönderilmesine sıcak bakmadığı yönünde iddialar bulunduğunu hatırlatılması ve bu konudaki kanaatinin sorulması üzerine Arınç, şu ifadeleri kullandı:

"Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız ile ilgili bugünlerde ortalıkta dolaşan haberlerin kulis bilgisi olmaktan öte bir ciddiyeti yoktur. Kendileri tarafından herhangi bir şey söylenmedikçe bu bilgileri teyit eden konuşma yapılmadıkça, bunların yalan, iftira veya kulis bilgisi olduğunu söyleyebiliriz. Kaldı ki Sayın Başbakanımız dün de bugün de yolsuzluk yapanlarla ilgili, eğer bu iddialar gerçekse, bunlarla ilişkimiz olmayacağını rahatlıkla ifade ediyor. Sayın Cumhurbaşkanı da geçmiş sözlerinde bununla ilgili her zaman ciddi bir tavır içerisinde olmuştur."

20 yıldır parlamentoda bulunduğunu, şimdiye kadar pek çok bakan ve başbakan hakkında Meclis soruşturması açılmasının istendiğini hatırlatan Arınç, şunları kaydetti:

"Soruşturma komisyonu aynı zamanda adli görev yapar. Yargı görevi yapar, ifade alır, şahit dinler, bilirkişi ister. Ondan sonra raporunu ortaya koyar. Şimdi burada, sizin kanaatiniz diye başlarsanız çok büyük bir yanlışa düşeriz. Mesela bu yanlışa Sayın Kılıçdaroğlu düştü. Yani o çok yanlış yapıyor da bir tanesi şu 'bir başbakan komisyona istediği kararı aldıramazsa ona başbakan denmez' diyor. Asıl öyle bir şey yaparsa Sayın Davutoğlu, ona başbakan denmez. Çünkü Davutoğlu'nun görevi komisyondaki AK Partili üyelere 'şöyle oy verin' demek değildir. Anayasa bunu yasaklıyor."

Arınç, konunun Meclis Genel Kuruluna gelmesi halinde elini vicdanına koyarak, işin hukuki, vicdani ve siyasi boyutunu tartarak oyunu kullanacağını kaydetti.

Vicdanıyla hukuk arasında kalırsa ne yapacağını sorulması üzerine Arınç, "Karar vermem gerektiğinde, ben daha çok kalbime sorarım" dedi. "Kalbiniz şimdi ne söylüyor" sorusu üzerine de Arınç "Bunu burada açıklarsam doğru olmaz ama herkes bana bir güven bağlamışsa hukuk ve vicdan adına benden ümidi varsa bazı insanların bu ümitlerini kırmayacağım. Ona göre hareket edeceğim. Bunu burada söylediğim zaman ihsas-ı reyde de bulunmuş olurum bir, ikincisi farklı insanları da üzmüş olabilirim. Bu arada gizli oylama olacak. Gizli oylamada ben kalbimi dinleyeceğim" dedi.

"Binali Yıldırım'ın böyle bir hakkı yoktu"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 5 Ocak'ta Bakanlar Kurulu'na başkanlık edeceğinin söylendiğinin, ancak Başbakan Davutoğlu'nun dün "Biz onu Cumhurbaşkanıyla konuşuruz, şimdilik öyle bir şey yok" dediğinin anımsatılması ve değerlendirilmesinin sorulması üzerine Arınç, Davutoğlu'nun,  Erdoğan'ın Bakanlar Kuruluna başkanlık etmeyeceğini söylediğini, bunun bir başkasına sorulmasının doğru olmadığını belirtti.

Arınç, şunları kaydetti:

"İkinci bir şey daha söyledi. Bu tarihi veren kişi Binali Yıldırım ise yani onun şahsıyla ilgili değil ama onun yerine başka birisi olsaydı böyle bir hakkı yoktu. Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında kalması gereken ve birlikte görüştüklerine göre de birlikte karar vermeleri gereken bir konuda, hiçbir sıfat taşımayan bir insanın '5 Ocak'ta hükümet Cumhurbaşkanımızın başkanlığında toplanacak' demesi yanlıştır. Ben de bunun yanlış olduğuna inanıyorum. Binali Yıldırım’ın İzmir milletvekilli olmasının dışında başka bir pozisyonu yoktur" diye konuştu.

Yıldırım’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanı veya sözcüsü olmadığını, kendisine böyle bir görev de verilmediğini aktaran Arınç, "Belki bunu bir sohbet sırasında bir ihtimaliyet içerisinde de söylemiş olabilir ama ben onu takip etmiştim Meclis'te gazetecilerle yaptığı bir sohbet esnasında konuşmuş. Bunlar uluorta konuşulacak şeyler değil.  Farklı anlamalara yol açabilir" değerlendirmesinde bulundu.

Anayasa'ya göre Cumhurbaşkanı gerekli görürse Bakanlar Kurulu'na başkanlık edebileceğini kaydeden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Cumhurbaşkanımız, bu yetkisi içerisinde istediği zaman Başbakanımızla görüşerek ve çok da fazla olmamak şartıyla, bir toplantı yapmasında, o toplantıda bazı konuların görüşülüp takip etmesinde Anayasal yetkisi olduğunu hepimizin bilmesi lazım. Bu her ay, 2 ayda bir olacak anlamında değil. Kaldı ki biz iki ayda bir Milli Güvenlik Toplantısında zaten Cumhurbaşkanımızla birlikte bulunuyoruz. Aksi bir görünüş Cumhurbaşkanlığı, Bakanlar Kurulunu vesayet altına aldı iddialarına Allah korusun haklılık kazandırabilir. İkincisi de Anayasa elvermediği halde başkanlık sistemine veya yarı başkanlık sistemine geçiş gibi algılanabilir, bu da eleştiriye yol açabilir. Ben inanıyorum Sayın Cumhurbaşkanımız bu yetkisini zamanında ve kararında kullanmasını hepimizden daha iyi biliyor."

Siyaseti bırakıp bırakmayacağının sorulması üzerine de Arınç, 40 yıldır siyasette olduğunu anımsatarak, "Artık yoruldum" yanıtını verdi.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • Kamuda 4 bin 970 ek kadro açıldı
  • Türkiye'den NATO'ya rest!
  • Milyonlarca çalışana müjde!
  • TSK'da operasyon! 144 gözaltı var
  • Konya'da FETÖ/PDY operasyonu: 10 gözaltı

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA