• Konya-1 °C

Alev Ayyıldız

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Atacaksan Tokadı Böyle Atacaksın

30 Nisan 2010 10:19

İnsan ruhunu harekete geçiren en etkin araçtır müzik. Duyduğunuz bir ezgi içinizde kalmış, bazen kendinize bile itiraf edemediğiniz hislerin gün yüzüne çıkmasını sağlar.

Müzikle ağlarsınız, coşarsınız, efkârlanır, öfkelenirsiniz.

Ezgilerin iç sesinize bu denli yakın olmasında kuşkusuz evrenin de adeta eşsiz bir musikiye sahip olması yatar. Rüzgârdan yağmura denizden nice hayvan seslerine kadar dinlemesini bilene, kâinat dünyanın en güzel ve en uyumlu seslerini sunar.

Dinledikçe bedenen bir dinginlik çökerken üstünüze, ruhunuzda anlamlandırdığınız müzikle coşar.

İnsan yapısının bu denli müziğe duyarlı olması, bulunduğu her ortamda ve şartta seslerin melodisini kullanmasını sağlamıştır. İnançta, savaşta, ibadette, ağıtta kısacası tüm önemsel ve törensel merasimlerde müzik kullanılmıştır.

Yaşanılan toprak birde Anadolu gibi sayısız kültüre ve medeniyete ev sahipliği yapmışsa eğer her renkten melodi çalınır kulaklarınıza.

Vaktiyle türkünün yasaklandığı Türkiye’mde yeni yeni alıştığımız bir müzik türünden ve onun farklı temsilcisinden bahsetmek istiyorum sizlere.

Son dönemde özellikle gençler arasında popüler olan rap müziğin en önemli temsilcilerinden  Sagopa Kajmer.

Filistin dramını anlatan, ağlayarak söylediği “Ateşten Gömlek” parçasıyla tanımıştım onu. Şarkısının sözlerinden melodisine, klipte kullandığı fotoğraflardan yorumuna kadar her şeyiyle mükemmeldi.

Yürekten gelen sözler, kaliteli ve farklı bir müzikle birleştirilmişti. Müzik adı altında insanlara gürültü ve boş lafların sunulduğu günümüzde, akranlarından kat ve kat üstündü. Sagopa Kajmer müziğe getirdiği farklı soluğun yanı sıra kimi önyargıların yıkılmasını da sağlayacağı kanaatindeyim.

Hani bol pantolon giyen, farklı saçları, zincirli kolyeleriyle kimilerinin “serseri” yaftasını utanmadan yapıştırdığı rapçilerin büyük bir kısmının özü sözü bir Anadolu gençleri olduğunu kanıtladı.

Divan edebiyatında da oldukça bilgili olan Sagopa’dan bahsetmemin asıl nedeni ise asırlar öncesi söylenmiş bir söze yeniden hayat vermesi.

Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim’in “Serdar Olur” dörtlüğüne Kötü İnsanları Tanıma Senesi albümündeki Gölge Haramileri'nin son bölümünde yer veren şarkıcı, örneğine daha önce rastlanmamış bu şiiri ve onun ancak hünkârlara yarışır hikâyesini yeniden gündeme getirdi.

Bilindiği üzere doğuya sefer yapan ilk Osmanlı padişahı olan Sultan Selim’in  Şah İsmail’in üzerine sefer yapmadan önce tebdili kıyafetle bu topraklara gittiği tarihçiler tarafından söylenir.

Rivayet odur ki Trabzon sancaktarı olduğu dönemlerde gezgin bir abdal kılığında yine böyle bir geziye çıkar. Selim Han aynı zamanda şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklıdır. Şah İsmail'de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar.

Bunu bilen Yavuz, hanlarda, kervansaraylarda satranç oynayarak herkesi yener. Haber şaha ulaşır.

Şah der ki “Çağırın birde benimle oynasın”. Derviş Selim gelir ilk oyunda kısa bir sürede yenilir. Şah şaşırır “Bunca ünü yayılan derviş bu kadar acemice hatalar yapmaz vardır bunda bir iş” düşüncesi ile bir oyun daha ister.

Şah İsmail’in oyun tarzını görmek için ilk oyunda bilerek yenilen Selim Han, ikinci oyunda çok kısa bir sürede Şah İsmail’i mat eder.
Şah öfkelenerek "Sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?” der.

Sultan Selim’in cevabı ise manidardır “Şahların mat edilmeyeceği danışıklı dövüşünü bilseydim, elbette benim de tavrım ona göre olurdu”.

Şah İsmail iyice sinirlenir ve Sultan Selim’e bir tokat atar. Siniri geçince bir kese altın verip yollanmasını emreder. Yavuz Sultan Selim Han o bir kese altını sarayın bahçesinde bir yere saklar.
Şahın tavrına karşılık ulu hünkâr huzurdan ayrılırken bu şiiri okur.

Sanma şahım herkesi sen  sadıkane yar olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur
Sadıkane belki ol alemde serdar olur
Yar olur ağyar olur serdar olur didar olur.

Hünkarın bu şiirinde, soldan sağa 1. mısra yukardan aşağıya 1. sırayı, soldan sağa 2. mısra yukardan aşağıya 2. sırayı, soldan sağa 3. mısra yukardan aşağıya 3. sırayı, soldan sağa 4. mısra yukardan aşağıya 4. sırayı oluşturur. Şiir soldan sağa ve yukardan aşağıya sırasıyla anlam ve sıralama değişmeden okunabilmektedir.

Yavuz Sultan Selim’le Şah İsmail savaşmadan önce aralarında şiirlerle atışmalar yaparlar. Ama Şah İsmail sarayına kadar gelen, satrançta kendisini yenen o dervişin karşısında düşman olarak bulunduğunu ve bunu daha önce kendisine şiirle dile getirdiğini anlayamaz.

Ulu hakansa yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener. Savaştan sonra silahdarı "Padişahım böyle bir rivayet var siz gerekten şehzadelik döneminizde İran’a kadar geldiniz mi" diye sorar. Selim uzaklardaki bir çınarı gösterir. Gösterilen ağacın altında çürümüş bir kadife kese ve iki avucu dolduracak derecede İran altını bulunur.

Günümüzde türlü atışmalar, çeşitli beyitler ve olağanüstü sözlerle hala dillerden düşmeyen Sultan Selim ve Şah İsmail anekdotlarında şüphesiz ki finali Sultan Selim’in Çaldıran Zaferi ardı Şah’a gönderdiği mektup yapmıştır. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder“Atacaksan tokadı böyle atacaksın. "

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA