• Konya1 °C

Alev Ayyıldız

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Arkadaşımın Beyni Üzerime Sıçradı

19 Ekim 2012 11:23

 

Ölümün ne zaman geleceği belli olmaz lakin yakınları asker ya da polis olanlar daha yakındır bu hisse. Duyulan her haberle yüreklerde sıkıntı başlar. Ekranlara gelen şehit isimleri iki farklı his uyandırır içinizde.

Evladınızın adı geçmemişse tarifsiz bir mutluluk sarar sizi. Tuttuğunuz nefesi, derin bir solukla bırakırsınız. “Çok şükür bizim oğlumuz değilmiş” derken utanırsınız.

Çünkü sizin çocuğunuza henüz gelmeyen ecel, başka birinin oğlunu almıştır.

Hele ki gün ve gün artan şehit haberleriyle aktardığım görüntüleri, Anadolu’nun her yanında görmek mümkün.

Tüm bunları çok iyi biliyorum, çünkü kardeşim 14 kişilik ekibinden 8’ini şehit vermiş bir asker.

Son konuşmamızda sınıra geldiğini fark ettim. Daha birkaç ay öncesinde en yakın arkadaşını kaybetti. Mescit arkadaşı,  Kur’an öğreten yoldaşı, bayram günü şehit olmuştu.

Diğer birçok Mehmetçikte duyduğum benzer sözler döküldü dudaklarından “Kalan olmak öylesine zor ki. Ölmekten korkmadıkta, en yakınını kaybetmek dayanılmaz. Keşke ben ölseydim yerine”.

Yaşadığına sevinememek, büyük bir çatışmadan çıkmış, silah arkadaşlarını kaybetmiş birçok askerin ortak hissi.

Ecelin de, şehitliğinde kime nasip olacağı bilinmez ama yürekleri yakan kaybetmenin, geride kalan olmanın ıstırabı.

Yazgı değişir mi bu topraklarda, zor elbet. Ben bu yazıyı hazırlarken dahi, yeni şehit haberleri gelmeye devam ediyordu çünkü. Zaten bu mevzu bitse de birileri çoktan Alevi- Sünni ayırımına başladı.

Bu sefer başarılı olamayacaklar demek yanlış olur, nede olsa güzel ülkemde öz kardeşin kardeşe silah sıktığı günlere pekte uzak değil.

Geçmiş geleceğin aynasıdır derler ya, bu vesileyle karanlık bir tarihten ve acısı hala dinmeyen bir olaydan bahsetmek istiyorum sizlere.

Doğu Çalışma Grubu, Batı Çalışma Grubu, Ergenekon, derin devlet söylemlerinin ve ifadelerinin arasında sıklıkla geçen yürek yakan bir hadise.

Tarih 24 Mayıs 1993. Bingöl-Elazığ karayolu 10. kilometresi Mendo Deresi mevkiinde 33 askerin kurşuna dizilerek şehit edildiği olay.

Yanlarında çakı dahi olmayan vatan evlatlarını, keklik gibi avlayan isimse Şemdin Sakık. Her ne kadar son zamanlarda yaptığı açıklamalarda, olayı Abdullah Öcalan ve Ergenekon üzerine atmaya çalışsa da, o günü yaşayanlar,  emirler veren Sakığ’ı unutmuyorlar.

İçlerinden kurtulan bir askerin açıklamalarını da paylaşmak istiyorum sizinle. Gazi Osman Partal yıllar önce gerçekleşmiş bu olayı bugün yaşıyormuşçasına şöyle anlatıyor “Trabzonluyum. İki midibüsteki toplam 50 askerden biriydim. Van-Özalp’taki birliğime gidiyordum. Yol boyunca gereksiz molalar veren şoför bir ara lastik patladığını söyleyip durdu. Lastiğin patlamadığını, krikoya dokunmadığını gördüm. Birileriyle konuşma yaptığını duydum. Galiba telsizle konuşuyordu. Şemdin Sakık, şimdi açıklamalarında “Eylem planlanırken buradan askerlerin geleceğini bilmiyorduk” diyor. Yalan söylüyor. Çünkü ilk otobüsün en ön koltuğunda oturuyordum. Yolumuzu kestiklerinde şoförün kapısını bizzat Sakık açtı. Şoföre, diğer otobüsün nerede olduğunu sordu. ”Arkada, geliyor” cevabını aldı. İki dakika sonra diğer otobüs düştü pusuya. Yani bizi bekliyorlardı. Gece yarısına kadar teröristlerle yürüdük. Saat 01.00 sularıydı. Sakık’ın talimatıyla tek sıra olduk. Şemdin Sakık nereli olduğumuzu sorup, Doğulu-Batılı diye bizi iki gruba ayırdı. Sakık, doğulu olmayan benim de içinde olduğum 34 kişinin eğitim kampına götürülmesini söyledi. Sabahı göremeyeceğimi düşünüyordum. Dağ yoluna çıktık. Davranışları sertleşti. Durdurdular. Saat 03.00 sıralarıydı. Yolun kenarına dizilmemizi istediler. Kol kola girip sıklaşmamızı istediler. Yanımdaki arkadaşıma ”Devrem bizi vuracaklar” dedim. Tir tir titriyordum. Sonumuzun geldiğini anladım, kelimeyi şahadet getirip kendimi yere attım. Taramaya başladılar. Dizime bir mermi isabet etti. Vurulanlar üzerime düşüyordu. Kafamı koruyordum. Hepimizin öldüğünden emin olmak için yüzlerce mermi yağdırdılar. Gittiklerini, seslerin uzaklaşmasından anladım. Altı yedi arkadaşım sağdı henüz. Diğerleri paramparçaydı. Can çekişenler, hırıldayanlar, ağlayanlar, inleyenler… Su istiyorlardı. ”Anne, anne” diye bağırıyorlardı. Öldüğümü zannediyordum. Kendimi çimdikledim, ölmemişim. Devremi beyni parçalanmış görünce bayılmışım.
Ayılınca şehit arkadaşlarımı sırt üstü çevirdim. Dokunduğum her uzuv elimde kalıyordu. Beyin, ayak… Yardım aramak için yukarı doğru koşmaya çalıştım. Kan kaybediyordum. Asfalta çıktım, bir kamyonla yakındaki Elmalı Karakolu’na gittim. Olanları anlattığımda dinleyen jandarmalar ağlamaya başladı. Helikopter, tanklar geldi. Şehitleri aldık. Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu. Yani silahsız erlerin her biri için 50 mermi kullanmışlardı”.

Konuya dair bilgi edinmek isteyenler, başka askerlerinde yaptığı açıklamaları da bulabilirler.

Olayın gerçekleştiği dönem, terörle mücadele açısından oldukça kritik yıllardı. Ki yapılanlar, bugün bile kasıtlı ve belirli amaca yönelik olarak görülüyor.

O yıllarda, PKK sorunu çözülecekken ya da aklıselim insanlar doğru adım atacakken, morallerin bozulması ya da sakin düşünme yetisini ortadan kaldıran, en acı eylem askerlerin şahadetiydi.  

Ayrıca karşılaştırma yapmak gerekirse tarihimizde 33 kişinin ölmesiyle sonuçlanan büyük 4 olay var. Bunlar: Muğlalı Olayı, Bingöl Pususu, Sivas Yangını ve Başbağlar Katliamı.

Her biri hala gözyaşıyla anılan bu eylemlerin ortak noktası provokatif olması. Zaten başlı başına 1993 yılı tarihimizin en acı ve en karanlık dönemlerinden birisi

Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis'in bindiği askeri uçağın düşürülmesi,  Uğur Mumcu’nun evinin önünde bulunan arabasına konan bomba ile öldürülmesi, 
Adnan Kahveci’nin  eşi ve iki çocuğu ile birlikte trafik kazası geçirerek yaşamını kaybetmesi, Turgut Özal'ın şüpheli ölümü ve cumhurbaşkanlığı makamının boş kalması. Ve tabi ki üst satırlarda da bahsettiğim, Bingöl Pususu, Sivas Madımak Olayı ve Başbağlar katliamı.

Bazı kirli ellerin bu operasyonlar ile PKK’nın tasfiyesinin önüne geçtiği düşünülüyor.

Terörle mücadelenin tam olarak etkin hale getirilmesi için 1993 yılında yaşanan olayların aydınlatılması gerekiyor.

Kuşkusuz, devletin her birimiyle geçmişin bu karanlık eylemlerini çözmesi, benzer olayların günümüzde yaşanmasının önüne geçecektir.

Gerçi Uludere vakası, benzer planların farklı eylemi olsa da, sanırım akıllanmamıza yetmedi.

Etkin terör mücadelesinin çok büyük kayıplar verilmeden oluşması temennisiyle

Selam ve dua ile

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • "Avrupa hasta olduğunu kabul etmiyor"
  • 'FETÖ'nün 2 bin 700 kişilik bağış listesi çıktı'
  • MÜSİAD'dan Rektör Şeker’e ziyaret
  • Konya kitap günleri yoğun bir katılımla açıldı
  • Seydişehir'da bazı mahallelere oyun parkı kuruldu

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA