• Konya17 °C

Alev Ayyıldız

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Anlatma Sanatı

14 Şubat 2009 15:31

 

Dünya’nın anlaşılması en zor canlısıdır insan. Hele kimi tepkilerini bir mantığa oturtmak neredeyse imkânsızdır.  Üstelik birazda kuşkucu ve şüpheciyse aklında her daim neden ve niçin sorularıyla dolaşır. Tavırları, davranışları sorgular, kendince belirli kalıplara oturtmaya çalışır. Hayatında önem arzeden kişilereyse daha bir hassas davranır, defalarca zihin süzgecinden sevdiklerinin yaptıklarını, sözlerini hatta mimiklerini geçirir. Üzerine yoğunlaştığı, onu heyecanlandıran ya da umutlandıran bir işi veya bir uğraşı da yoksa artık tüm benliğini, zamanını insanları anlamlandırmaya harcar.

Kimimizin sıklıkla kimimizinse zaman zaman sergilediği bu davranış biçimi teknolojinin etkisiyle kolaylaşan hayatlarımızda daha geniş bir yer kaplamaya başladı. Hâlbuki Dünya’nın en önemli hazinelerinden biri olan ve geri getirmenin asla mümkün olmadığı zamanı, hiçbir olumlu getirisi olmayan düşüncelerle geçirmek ne kadar da büyük bir israf özünde.

Bizlerse bu şekilde yaşamaya alıştık sanırım. İster kültürel yozlaşmanın ister medyanın, hükümet politikalarının ya da davranışlarımızı belirleyen hangi etkin kurumun denetiminde olursa olsun hayatı başkalarını anlamlandırmaya adamak temelinde insan psikolojisiyle ilgili bir durum. Üstelik zamanla daha da artacak hatta yıllar içerisinde kronikleşecek bir vaka. Çünkü belirli bir zaman yalnızca karakterin küçük bir parçası olan bu davranış biçimini gösterenler zamanla alışkanlık haline getirerek adeta diğer insanlar için yaşamaya başlayacaklardır. Kendi iç dünyalarını, davranışlarını, yaptıklarını ve yapacaklarını sorgulamaktan ziyade tüm benlikleriyle “Diğerleri”nin hayatlarını eleştirmeyi tercih edeceklerdir.

Hâlbuki tüm evrenin hizmetine sunulduğu, yaşayanların en şereflisi unvanına sahip insanoğlunun ömrü önemsiz ayrıntılarla boğulmayacak kadar değerli. Ayrıca beyin ve çene yorgunluğundan başka bir işe yaramayan diğerlerinin yaşamını irdeleme, mevcut sorunları çözmekten de çok uzak. Çünkü böyle hallerde zihinler anlamaktan, dinlemekten ziyade eleştirmeye odaklanmış durumdadır. Ayrıca dilin kötü kullanımının da etkisiyle anlatımlar kısırlaştığı için tercih edilen kelimeler yanlış yorumlanmaya hazır hale gelmiştir. Tüm bu etmenler iletişimsizliğin mümkün olmadığı bir dünyada, yüzlerce kilometre ötede bir dostunuzla sizleri kavuştururken, aynı hayatı paylaştığınız insanlardan ruhen uzaklaşmanıza engel olamamıştır.

Duygularınızı anlatamamanız ya da size aktarılan duyguları anlayamamanız en yakınlarınızla bile aranıza yıkmanın mümkün olmadığı setten duvarlar çektirmiştir. Anlatmanın ve dinlemenin başlı başına bir sanat olduğu gerçeğinin görmezden gelinmesiyle insanlarla olan ilişkilerimizde ya tavırlar umursanmamış ya da yanlış anlamlarla hiç olmadığı bir şekle dönüştürülmüştür.

Şöyle bir çevrenizi gözlemleyin. Özellikle çok yakınlarının tutarsız olarak nitelendirdiği davranışlarını kendi içerisinde sorgulayıp çözüm bulamayan ve yazık ki bu çözümsüzlüğün verdiği sıkıntıyla ömrünü tüketen milyarlarca hayat geçmiştir yeryüzünden. Özellikle son dönemlerde bu tür sıkıntılar artmış, herkes halinden ve çevresinden adeta bezmiş bir hale gelerek, arabesk tabirle “Batsın bu Dünya” nidalarıyla ortalıkta gezer olmuştur. Ne ilginçtir değil mi.?En çok şikayet ettiklerimiz en sevdiklerimizdir hep…

Halbuki sizin şikayet ettiğiniz belki geceleri uykunuzu bölen meseleler aile fertlerinizin asla göremeyeceği önemsiz ayrıntılardır. Siz anlatmadıkça onlar fark edemezler ve tavırlarını değiştirmezler. Siz kafanızda belkide olmayan sorunları her dakika daha da büyütürken karşınızdakinin haklı olarak, ruhu bile duymamıştır. Durum bu haldeyken bile içsel dünyanızı ve rahatsızlıklarınızı karşınızdakine açmaz yazık ki başkalarıyla paylaşırsınız. Sorunları muhatabıyla konuşup çözmek yerine aralıksız diğer insanlara anlatmak ne kadar akıl karıdır bilinmez ama bizim ülkemizde sıklıkla tercih edilen bir yöntem.

Ayrıca problemlere çözüm bulmaktan çok, neden ve niçin sorularıyla kendimize ve dinleyenlere ne büyük ölçüde zulüm ederiz. Artık aynı serzenişleri milyonkere dinlemiş dostlarımız ya da ailemiz de bir süre sonra, anlattıklarımızı dinlemezler yalnızca duyar hale gelirler. Sıkılmamak için bizler konuşurken ya gelecek bir sonraki cümleyi tahmin etmeye çalışırlar ya da ilgiyle dinlediklerini belirtmek için farklı bir hayret ünlemi geliştirmeye uğraşırlar.

Eğer sizce büyük sıkıntılarınız varsa ve bunları dostlarınızla aralıksız paylaşma ihtiyacı duyursanız konuşurken arada onların fikirlerini de sorun. Karşınızdaki cevap vermekte bocalayıp konuşacak kelimeler bulamıyorsa artık sizin bitmek tükenmek bilmeyen serzenişlerinizin çıkış yolunu yanınızdayken farklı âlemlere dalmakta bulmuş demektir.

İlginçtir ki sizi dinlerken farklı çözümler bulup sıkılmamanın yollarını arayanlar ise kendisinden daha az konuşan birini bulduğunda farklı bir davranış sergilemez. Kendisine yapılan ve oldukça rahatsız olduğu bu davranışı başkalarına sergilemekten çekinmez. Hele birde bu dinleyici mimik ve hareketleriyle anlattıklarınızı ilgiyle takip ettiğini belli ediyorsa değmeyin keyfinize anlatırda anlatırsınız artık.

Aktarılanlar içerisinde genel anlamda mutluluklara oranla sıkıntıların paylaşılmasıysa daha bir dikkat çekicidir. Nedense olumlu gelişmeler anlatılmaz içte saklanır. Dertler paylaşılmalıdır ki kendi iç dünyamız da olduğu gibi çevremizde yüreğini sıkmayı ve karartmayı başarabilelim. Birde nazar değme korkusu vardır. İyi bir şey konuşmaya çalıştığınızda hemen ağzınıza tıkarlar. “Sakın anlatma nazar değer” deyip tüm hevesinizi kaçırırlar. Muhakkak ki nazarın varlığı, etkisi tartışılamaz bile ama güzellikleri paylaşmanın önüne geçmemelidir bu korku.

İnsan bencilliği mutlu haberleri, sözleri paylaşmada da gösteriri kendini. Sevinçler saklanır, sıkıntılar paylaşılır. Nede olsa bahanesi hazırdır. “Paylaşmasam çatlayacağım”

Mutlaka bir çeşit terapidir dert açmak. Fakat sıkıntılarını paylaşmak, çözüm önerisi sunmuyorsa size, şikâyet etmekten öteye gidememişsiniz demektir. Bugün birçok insan sıkıntılarını psikayatristlere giderek paylaşmaktadır. Ne üzücüdür ki çevresinde onu dinleyebilecek, anlayabilecek birileri yoktur. Tüm yüreğini “Acaba beni eleştirecek mi ya da aktardıklarımı sonra başkalarına yetiştirecek mi” korkusu taşımadan açılabildiği tek yer para karşılığı onu dinleyen yabancılardır.

Yazının bazı bölümlerinde de belirttiğim gibi anlatmanın ve dinlemenin başlı başına bir sanat olduğunu düşünenlerdenim. Hem yüreği hem de zihni ortak harekete geçiren kelimeler dünyasında insanı sonsuz güzellikler arasında gezdirebilecek, iç âleminizi rahatlatacak oldukça etkileyici bir sanat. Öyle ki size bu duyguları yaşatan birinin yanından ayrıldığınızda bedeninizin ve yüreğinizin daha fazla güçlendiğini ve rahatladığınızı hissedersiniz. Sanki üzerinizdeki tüm yük kalkmıştır.

İç dünyasında huzur yakalamış dinleyiciniz kendi enginliğini, pozitif elektriğini size de yansıtır. Söylemlerinizi ve en önemlisi şikâyetlerinizi büyük bir sabırla ve gülümseyerek dinler. Kısa ve açık cevaplarla gönlünüzü rahatlatır. Uzun, iç sıkıcı, dikkat dağıtıcı kelimelerden uzak durur. Bazen tek bir cümleyle ciltler dolusu kitapların anlamları bir çırpıda söyleyiverir.

Dikkat çekmek istediğim bir diğer unsurda iyi dinleyicilerin aynı zamanda çok iyi anlatıma sahip oldukları gerçeğidir. Şüphesiz ki insanları neyin bunalttığını fark eden bu engin yürekli bireyler hangi kelimeyi tercih edeceğini çok iyi bilirler. En açık örnekte âlemlerin yaratılmasına vesile olan Hz. Peygamberin çok iyi anlatıcı ve çok sabırlı bir dinleyici olduğu gerçeğidir. İnanç ve fikir dünyamızda önemli yer tutun kişilerinde genel anlamda iyi birer anlatıcı ve sabırlı birer dinleyici oldukları yadsınamaz bir gerçek. Şüphesiz ki onları davranış olarak örnek almaya başladığımız andan itibaren kronikleşmiş anlatım sorunlarımızda kalıcı çözümler bulunacağı inancındayım. Son olarak anlatma sanatına ünlü tasavvuf ehli ve söz ustası Beyazid-i Bistami’nin bir sözüyle örnek vermek istiyorum. Ne demişti üstat “O arayarak bulunmaz, onu bulanlar arayanlardır”…

Anlamanız, aramanız ve bulmanız temennisiyle

Selam ve dua ile

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Senin Şehrin, Senin Siten
  • Hakim, boşanma kararını otoparkta verdi
  • Genç öğretmenlerin mezuniyet coşkusu
  • Ilgın'da ramazan pidesine zam yapılmadı
  • Ak Parti'nin yeni 'A Takımı' belli oluyor
  • Genelkurmay çatı davasında altıncı celse başladı

Tüm Hakları Saklıdır © 2013-2015 Haber Konya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 332 351 66 50 | Yazılım: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA