CENNETTE İKİ YIL

Mert Aslan - 08.02.2012

altar42@hotmail.com
» Yazarın tüm yazıları


 

Aşk, hayatın biricik ışığıdır. Tanrı’nın hükmüyle Olivia’yı bulmuştu, yani ışığı? Daha başka ne isteyebilirdi? Işığın aydınlatılmaya ihtiyacı var mıydı? Yapayalnız uyandığı her sabah, daha kaç yarını bekleyeceğini soruyordu kendi kendine…

 
Gerçekte, güzel olan hiçbir şey tüm değildir. Olivia öldüğü gün Rüzgar’ın hayatının ışıkları onunla birlikte sönmüş, ondan sonra hiçbir sabah eskisi kadar parlak ve umutcul doğmamış, yazın en aydınlık günlerinde bile kederli gözlerine pek solgun görünmüştü. Ona öyle geliyordu ki, yıllar önce bir zindandan kaçmış, fakat onun ölümü ile kapıları, pencereleri sonsuza dek üzerine kilitlenmiş olan çok daha karanlık ve korkunç başka bir zindana düşmüştü. Hatta zorlu hapishane günlerinin bile, o ikinci zindanın acılarını bastırmayı başardığı söylenemezdi.
 
Eskiden bu yana yaşanmış bütün efsanevi aşk öykülerinin alınyazısında olduğu gibi, yine en tatlı saatleri gümüşsü ay ışığında, yıldızlı gecelerde, şöminede veya dışarıda yanan ateşlerin harlı, titrek alevleri önünde, kısacası “yarı karanlıkta” yaşanmış olan bu yürekleri burkan tragedyanın da bir ömür boyu sürerek nihayet dingin bir gülümseyişle mutluluk denizine kavuşup dökülen bir geleceği olmamıştı. Galiba Tanrı karanlık gecelerine ansızın bir meşale uzatmış ve nedense çok geçmeden geri çekmişti; fakat onlara sorulsaydı, birlikte geçirdikleri her anın kudretli aşkın bağışladığı bir ışık çağlayanında geçtiğini söylerlerdi…
 
Bütün bunlar, bu çaresiz, yapayalnız, elleri ayakları prangalı aşk esirine ağır geliyor, içi fena halde daralıyordu. Evinde konuk olduğu günlerde gece sohbet ederken, arada sırada Kasım amcaya ruhunu kemiren acıdan bahsetmeden duramıyordu. Yine öyle bir gece yarısı, Nisan uykuya daldıktan sonra, yerde baş başa oturmuş halde gece lambasının loş ışıkları altında çaylarını yudumlayarak muhabbetin derinliklerine daldıkları bir sırada, yine Olivia’ya duyduğu özlemin kendisine verdiği acılardan söz ettiğinde bilge adam:

“Olivia ile birbirinizi ne kadar çok sevdiğinizi biliyorum. O, gerçekten sevilmeye değer bir kadındı. Sen de öylesin. Cennette de beraber olmanız için dualar ediyorum. Bu aşk hikayesi, ikiniz için de büyük bir şanstı. Çünkü aşık olup aşkı tanıdığın zaman, “güzelliğin ve aşkın güneşi” olan Allah’ı ve O’nu nasıl sevmen gerektiğini de anlamaya başlarsın. İstersen bunu biraz açalım?” dedi.

 
Rüzgar hüzünle başını salladı.

“Dinliyorum.”

Kasım amca, ölümün hakikatine ilişkin ilginç şeyler anlatmaya başladı:

“Allah, öğrenmemizi istediği hakikatleri anlayabilmemiz için dünyada onların küçük misallerini yaratmıştır. Bir kadınla erkek aşık oldukları vakit, birbirlerine kavuşmak için çırpınır durur, her çareye başvururlar. Bunu biliyoruz herhalde?”

“Evet…?”

“Bütün bunlar, birbirine karışıp, birbirinin içinde aşkın bütün zevklerini yaşamak içindir; halbuki Allah en büyük sevgilidir, öyle değil mi? İnsanı aşkla yaratmış, aşk için yaratmış, kendisini tanısın ve sevsin diye yaratmış… Unutma, Cennette O’nun güzelliğini temaşa ettiğin zamanlar içinde Olivia’yı bile unutacaksın!” Kasım amca konuşmasının burasında neşeyle güldü ve devam etti.

“Bak, mesela ilkbaharın yeniden dirilişin ve mahşerin provası olduğu gibi, seven erkekle kadının ilişkisi de aynı şekilde Allah’a kavuşma anında ve sonrasında yaşanacak olan binlerce kat daha şiddetli zevklerin küçük bir misalidir, provasıdır. Hatta seçilmiş bazı kullar, o aşkın zevklerini daha ölmeden yaşamaya başlarlar. Onlara sorsan, dünya aşklarının kendi yaşadıklarının yanında çok basit kaldığını söylerler. Bu durumda, O’na kavuşmak için biraz daha fazla çırpınmamız gerekmiyor mu?”

“Anlıyorum seni. ‘Dünyevi aşklar büyük tanrısal aşkın küçük birer provasıdır’ diyorsun. Bunu teorik olarak biliyorum; ama…” diyerek araya girdi Rüzgar. “Sence bu ikisi içerik olarak aynı şey midir? Emin olmak için soruyorum ve samimi bir cevap istiyorum. Burada yabancı yok…”

Kasım amca gülümsedi.

“Tabii, doğrudur. Aslında aşağı yukarı aynı şeyden bahsediyoruz. Allah’la nasıl bir ilişkimiz olmalı ya da olacak? İçinde neler var, neler yok, bunu tam olarak bilemeyiz; ama aşkın kanunu pek değişmez… Hele aşkın hazları hiç değişmez. Yalnız sevgililer değişebilir.” dedi ve devam etti konuşmaya. “Önce şunu söyleyeyim: Allah’a cinsiyet izafe etmek küfürdür. Biz ise, kadın ve erkek diye iki cins olarak yaratılmışız. Aşkı aramızda yaşıyoruz; oysa kadınlar da erkekler de, benzer, ama daha şiddetli bir duygusal ilişkiyi O’nunla yaşamaya davet ediliyorlar.

Aşkın en büyük ve değişmeyen kanunu sevişmektir. Düşün ki, bir kadını sırılsıklam bir aşkla sevdin. O da seni sevdi; ama yıllarca birbirinizden uzak kaldınız. Günün birinde şartlar değişti ve bir gece koşar adımlarla gelip ıssız bir evde birbirinize kavuştunuz. Sence o gece ne olur?”

Rüzgar gülerek:

“Sevişiriz tabiî ki…” dedi.

“Peki vuslatta bunun olmayacağını kim söyleyebilir?”

“İyi ama, bu insanlara ters gelir.

 “Doğru… Bunun üç sebebi var: İnsanların birçoğu dinin aslını pek iyi bilmediği için, asırlardır onun üzerine çöküp birikerek taşlaşmış geleneğe inanıyor. O tortuları din zannediyor. İkinci olarak, bunların çoğunun kafasındaki tanrı erkektir. Üçüncüsü, dünyada her şeyden daha fazla arzu ve hayal ettikleri, önünde en büyük heyecanlarını yaşadıkları sevişmeyi, aynı zamanda utanılması gereken iğrenç bir ayıp olarak görüyorlar. Bu yüzden, Tanrı ile kavuşmanın içinde bir tür sevişmenin olabileceğini akılları almıyor. Ben buna illa ‘Vardır’ demiyorum; ama ‘Yoktur’ sözünü hiç söyleyemem. ‘Neden olmasın?’ diyorum. ‘Sevgiliye kavuşmak, sevişmekten başka bir şey midir?’ diye soruyorum.

(“CENNETTE İKİ YIL” adlı romandan)

 

 

 

Toplam 8 yorum yapılmıştır.
Mert Civanmert
çok ciddi bir problem var.
Yazınız, dolayısıyla romanınız freudlaşmaya iyi bir örnek olabilir. Öyle bir saplantı içersindesiniz ki Freud bile yanınızda hafif kalabilir. Büyük oranda hormonal etkilerle oluşan bir durumu nasıl olur da tamamen manevi hazza dayanan ahiret ortamına taşırsınız ve bunu nasıl olur da kabul edilebilir kılarsınız inanılır gibi değil. Hakikaten sizin Allah tasavvurunuzda çok ciddi bir problem var. O kadar iddialı yazıyorsunuz ki Allah'ı bilmek konusunda zirveye ulaşmışsınız sanki. Oysa o kadar diptesiniz ki "Tanrı" kelimesinin "Allah" ismi ile aynı konumda kullanılamayacağını idrak edemiyorsunuz. Allah kendisine öyle bir isim yaratmıştır ki, o ismin farklı hiç bir versiyonu yoktur. Öyledir ki Allah ismi elif ile başlar, he ile biter. Yani, dilde başlar, ciğerde biter. Allah kendisine böyle muazzam bir isim yaratmışken, 99 isminin dışında kalan "Tanrı" kelimesinin kendisi için kullanılmasını kabul edeceğini mi sanıyorsunuz? İşte bunu dahi tasavvur edemiyorsunuz...

Suzan Dumanlı
Doğru anlaşılmak ümidiyle...
Agresif üslup kullanmak ile yıkıcı üslup kullanmak aynı şey değildir. Ateşli eleştiriler elbette olacaktır.Yazar zaten sizin yorumlarınızla yıkılmayacak kadar zengin bir bilgi deposu ve sağlam bir kişiliktir. Bundan şüphe duymuyorum. Bugün daha ılımlı yaklaşmış olmanız da sevindirici bir şey. Mert Aslan'ı mağdur göstermek gibi bir niyetim ve çabam yok. Tek dileğim Allah sevgisiyle dolu bir insana yakışır şekilde tahammül ve empati eşliğinde cümleler kurmanızdır.

Mert Civanmert
merak etmeyin
Benim üslubum Mert Aslan'ın üslubuyla benzer niteliktedir. Mert Aslan'ın agresif bir dil kullanması, benim de agresif bir dil kullanmama neden oluyor. Sizin Mert Aslan'ı mağdur durumda göstermenizi doğru bulmuyorum. Eğer Mert Aslan'ın tarafında yer alacaksanız, sizden, onun düşüncelerinin doğruluğunu ortaya koymanız beklenir. Sizin benim yorumlarımı "kişiliğe yönelik", "acıtarak" ve "yıkıcı" olarak tanımlamanız, "Mert Aslan" isminin seviyesini olumsuz etkiliyor. Böyle tanımlamalarla Mert Aslan'ı zayıf durumda gösteremezsiniz. Siz merak etmeyin Mert Aslan benim yorumlarımla yıkılacak bir şahsiyet değil.

Suzan Dumanlı
Düzeltme
Sevgili Mert Civanmert. Eleştiriye tahammül edemeyen bir okuyucu yorum yapamaz. Buna istinaden ben de sizin düşünceleriniz üzerine yorum yapmak istiyorum. Bu kadar olumsuz cümleyi bir arada kullanabilmek uğruna bir hayli yorulmuş olmalısınız.. Düşüncelerinizin arkasında oluşunuz anlamlı olabilir ancak her iki yazıya karşı tutumunuzu fazlasıyla yıkıcı buldum. "Allah'ın reklama ihtiyacı yok mu?" başlıklı yazıyı ve bu yazı için söylediklerinizi dikkatle okudum. Sanırım yazıyı üstünkörü okumuşsunuz. Evet, Güzel Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; ancak yazarın yaptığı şu açıklamayı: "Elbette ki, bunu insani zaaf şeklinde bir ihtiyaç olarak almamak gerekir. O ihtiyaç, bizim omuzlarımıza yüklenmiştir." okuduğunuz kanısında değilim ki okumuş olsanız bile dikkate almamış görünüyorsunuz. Mustafa İslamoğlu'nun söyleminin beğenilerek yansıtılmasının ne gibi kötü tarafı olabilir? Bunu da anlamış değilim. Acaba bugüne dek kimsenin düşüncesine katıldığınız olmadı mı ya da tek doğru sizinki diye mi düşünüyorsunuz? Okuduklarınız karşısında şoke olmuş gibisiniz. Çok yönlü eleştiri yapabilirsek ve birazcık empati kurmaya çalışırsak bu sorunu yaşamayız. Allah tasavvurumuzun doğruluğu hakkında hüküm vermek sizce biz kullara mı düşmüştür? Güneşe bakan herkesin onu sarı renkte gördüğünü söyleyebilir misiniz? Sizin Allah'ı sevdiğiniz ve tasavvur ettiğiniz şekli mi kabullenmeliyiz? Elbette hayır! Ancak bunu kalp kırmak pahasına kurulan cümlelerle dile getirmek zorunda değiliz. Allah'ı seviyorsak yarattıklarına da sevgi ve sabır ile yaklaşmamız gerekmiyor mu? Gözümüzü kapatıp zehirli oklarımızı karşı tarafın özellikle kişiliğine fırlatmanız sizce ne kadar merhamet içeriyor? Bir kişiliğe "diptesin" demek acaba Allah'ın yarattıgı ve sahip oldugu kalbi acıtmıyor mu? Bunu düşündünüz mü? Allah bize bunu yapmayı mı emrediyor? Son yazı için söyledikleriniz ise oldukça ilginç."Allah kendisine böyle muazzam bir isim yaratmışken, 99 isminin dışında kalan "Tanrı" kelimesinin kendisi için kullanılmasını kabul edeceğini mi sanıyorsunuz?" derken Allah'ın bunu kabul etmeyeceğinden eminmiş gibi konuşuyorsunuz. Bu konuda bilgilendirilmiş gibi davranıyorsunuz. Bu daha akıl almaz bir durum gibi görünüyor.

Suzan Dumanlı
Özür...
Yazıdaki sıkıntılar tarafıma ait değildir. Yine de kusuruma bakılmayacağını ümit ediyorum.

Yazarın Son Yazıları» AİLELER NİÇİN DAĞILIYOR?
» NAMAZIN ÖZETİNİ ÇIKARMAK
» Meşgulüm Allah'ım, sonra görüşelim
» İnsan avı
» Şalvarı ve donu ayakta giymek
» CÜBBELİ SALTANAT
» Kadın sevgisinin anatomisi
» İRAN CAFERİ CUMHURİYETİ
» Küresel Güçler ve Beyinsiz Tırtıllar
» CHP'Yİ MAL BEYANINA EKLE KEMAL'İM
» VATAN KURTARMAK YASAKLANSIN!
» ÖPÜŞMELERİN MODASI GEÇERSE
» Hangimiz Münafık?
» Kadınlar altın kaplamalı insan mı oluyor?
» Allah'ın reklama ihtiyacı yok mu?
» Haydi demokrasicilik oynayalım
» ÇOK BAĞIRANIN SONU!
» 2012 yılının adamı
» İSLAM AHLAKI GEYİKLERİ
» YA YENİ ANAYASA YA ÖLÜM!
KONYA
  • ADANA
  • ADIYAMAN
  • AFYON
  • AĞRI
  • AKSARAY
  • AMASYA
  • ANKARA
  • ANTALYA
  • ARDAHAN
  • ARTVİN
  • AYDIN
  • BALIKESİR
  • BARTIN
  • BATMAN
  • BAYBURT
  • BİLECİK
  • BİNGÖL
  • BİTLİS
  • BOLU
  • BURDUR
  • BURSA
  • ÇANAKKALE
  • ÇANKIRI
  • ÇORUM
  • DENİZLİ
  • DİYARBAKIR
  • DÜZCE
  • EDİRNE
  • ELAZIĞ
  • ERZİNCAN
  • ERZURUM
  • ESKİŞEHİR
  • GAZİANTEP
  • GİRESUN
  • GÜMÜŞHANE
  • HAKKARİ
  • HATAY
  • IĞDIR
  • ISPARTA
  • İÇEL
  • İSTANBUL
  • İZMİR
  • KAHRAMANMARAŞ
  • KARABÜK
  • KARAMAN
  • KARS
  • KASTAMONU
  • KAYSERİ
  • KIRIKKALE
  • KIRKLARELİ
  • KIRŞEHİR
  • KİLİS
  • KOCAELİ
  • KONYA
  • KÜTAHYA
  • MALATYA
  • MANİSA
  • MARDİN
  • MUĞLA
  • MUŞ
  • NEVŞEHİR
  • NİĞDE
  • ORDU
  • OSMANİYE
  • RİZE
  • SAKARYA
  • SAMSUN
  • SİİRT
  • SİNOP
  • SİVAS
  • ŞANLIURFA
  • ŞIRNAK
  • TEKİRDAĞ
  • TOKAT
  • TRABZON
  • TUNCELİ
  • UŞAK
  • VAN
  • YALOVA
  • YOZGAT
  • ZONGULDAK

17°
Pazar Pazartesi Salı Çarşamba



     Aktif Anket Yok...


Foto Galeri Video Galeri
Bitki çayları ve faydaları

MÜSİAD Konya Genel Kurulu

Konya'dan kar manzaraları

Aydın Menderes

Türkiye ayağa kalktı!

Tenzile Erdoğan son yolculuğuna uğurlandı

Tüm Galeriler



ilk sitemiz


Haber Arşivi  |   Künye  |   İletişim  |   Giriş sayfam yap  |   Sık Kullanılanlara Ekle  |   Sitene ekle  |  
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.
Tüm hakları sakldır
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz