İnsan mıdır hayatı anlamlı ve değerli kılan yoksa, hayat mıdır insana anlam katan …hiç düşünmeye vaktimiz oldu mu bu soruyu…Her gün güneşin ilk ışıklarıyla, belirli zaman aralıklarında uyanıp,akşam da tekrar sabaha aynı saatte uyanmak üzere kuruyoruz saatlerimizin alarmlarını…
Anımız ,günlerimiz kısacası bütün hayatımız bu şekilde gelip,geçiyor…Belli ki hepimizin kendisini değerli hissetmesi ve mutlu olabilmesi için bir amacı var bu hayatta… Peki bu mutluluk oyunları bizi ne kadar hayata bağlıyor ya da ne kadar mutlu ediyor…yoksa biz mutluluk rolleri mi yapıyoruz bu sahnede…hayattaki gerçek mutluluğu kaçımız tadıyor, kaçımız yaşıyoruz…
Gördüğüm kadarıyla bizler de kurulmuş bir saat misali yaşayıp gidiyoruz bu hayatta .Her gün aynı şeylere uyanıp,akşamda sabaha yine aynı şeylere uyanmak üzere yatıyoruz.Hani ‘’Bir günü birbirine denk olan bizden değildir’’ demişti Resûl... Bu sözü kaçımız aklımızda tutarak her günümüzü mutluluk kârı ile katlıyoruz…İnsan başka şeylerin hesabını yapar da, ne yazık ki şu kısacık yolculuk da hem bu hayatımızda hem de öbür hayatımızda mutluluğun hesabını unutur…
Dilden dile dolaşan en değerli akîdemiz ise ,elde edemediklerimizi elde ettiğimizde çok mutlu olabileceğimiz düşüncesi olmuştur son günlerde ! Peki var mıdır elde edince mutlu olan…elde edilen mutluluk değilse ne önemi var o zaman diğerlerinin …Bütün bu düşüncelerimizle,yaptıklarımızla mutluluğumuzun önüne set çekip,onu gelecekte arıyoruz…sanki geleceğimiz, yarınlarımız garanti gibi mutluluğumuzu da hep gelece bırakıyor, geleceğe erteliyoruz… şu an ki mutluluğumuzun kıymetini bilmiyoruz..Elbette bir gün gelecek o gelecek de gelecek… ama şu kaçınılması zor olan bir gerçek ki yine mutlu olamayacağız …Hadi diyorum kendime hadi yanılıyorsan düşüncelerinde…ama sonra yine diyorum ki,bizden önce gelen hangi insan,huzurunu,şükrünü geleceğinde bulmuş,hangi insan bâki kalabilmiş bu hayatta!
Mutluluğun farkına varmak ve mutluluğu tatmak hepimizin isteği amacı arzusu iken ve en önemlisi de mutluluk da üzüntü de bize bırakılmışken hangimiz onu evlerimize, yüreğimize davet edip, onu bir ömür buyu dünyamıza,hatta kısacık ömrümüze alabiliyoruz?Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de,dünyaya geliş amacımızı unutup,elimizde olan nimetlerle yetinmeyi,O’ na şükredebilmeyi de unutmuşuz…Bazen en güzel mutluğun yetinmek olduğunu bazen şükretmek, bazen teşekkür etmek ve hatta bir tebessüm etmek olduğunu da unutmuşuz ve unutmaya da devam ediyoruz…
Farkında olmadan hiç bitmek bilmeyen isteklerimiz uğruna elimizde olan güzellikleri de bir gün kaybediyoruz…Hep daha fazlasını isteyip mutluluğumuzu geleceğe erteliyoruz ,sonra gün geliyor,geçmiştekileri de bulamıyoruz. Yaşlılarımızın dillerinden düşmek bilmeyen’’ ah nerede o eski günler,nerede gençliğimiz’’ satırları an be an kulağımızdayken,onlar geçmişlerine ,belki de bir tabak çorba ile doyabildikleri o güzel günlere bu kadar hasretken biz neden hala elimizdekilerle yetinmesini bilmiyoruz…Şükür kapımızı kapatıyoruz âdeta…
Vel hâsıl hep bir şeyler eksik kalıyor… şu satırlar ne güzel anlatıyor gaflet içinde geleceğe olan yolculuğumuzun hikayesini;
‘’Küçücük bir noktadan bile küçük olduğumu fark edince varlık ırmağının üzerinde ,büyük hiçbir şey kalmıyor geriye.Ve bir nokta kadar küçülecek denli uzaktan baktığımda yaşama ,hiçbir şey can acıtmıyor,
Anladım ki ne geçmiş var ne gelecek,’’Sufi An ‘ın oğlu’’ .An bir nokta hâl bir nokta…
Bir nokta imiş aslı sühan evvel ü âhir,sözün başı sonu bir nokta’’
O halde diyorum ki ne geçmişte arayalım mutluluğumuzu ne de gelecekte…geleceğe ne karanlık bakalım, ne de her şeyi geleceğe bırakalım…sadece geleceğe biraz ümit, biraz da ışıkla bakalım…ve geleceğimizin mutluluğuna da yatırım yapmay,ı şükredici bir kul olarak yaradandan yarının mutluluklarını her an istemeyi unutmayalım …
Sınırlı zamanda sınırlı günlerde mutluluk denizine ulaşmayı, her anımızın son anımız gibi olduğu düşüncesini bilerek mutlu olabilmeyi en büyük akîdemiz kabul edip,an’ı yaşamasını bilelim.
Mutluluğumuzu gelecek ya da geçmişte değil de, hep o eksik sandığımız zamanlar da arayalım ve bulalım. Şükür kapısını biraz aralayalım ya da hiç kapatmayalım…
Anımız ,günlerimiz kısacası bütün hayatımız bu şekilde gelip,geçiyor…Belli ki hepimizin kendisini değerli hissetmesi ve mutlu olabilmesi için bir amacı var bu hayatta… Peki bu mutluluk oyunları bizi ne kadar hayata bağlıyor ya da ne kadar mutlu ediyor…yoksa biz mutluluk rolleri mi yapıyoruz bu sahnede…hayattaki gerçek mutluluğu kaçımız tadıyor, kaçımız yaşıyoruz…
Gördüğüm kadarıyla bizler de kurulmuş bir saat misali yaşayıp gidiyoruz bu hayatta .Her gün aynı şeylere uyanıp,akşamda sabaha yine aynı şeylere uyanmak üzere yatıyoruz.Hani ‘’Bir günü birbirine denk olan bizden değildir’’ demişti Resûl... Bu sözü kaçımız aklımızda tutarak her günümüzü mutluluk kârı ile katlıyoruz…İnsan başka şeylerin hesabını yapar da, ne yazık ki şu kısacık yolculuk da hem bu hayatımızda hem de öbür hayatımızda mutluluğun hesabını unutur…
Dilden dile dolaşan en değerli akîdemiz ise ,elde edemediklerimizi elde ettiğimizde çok mutlu olabileceğimiz düşüncesi olmuştur son günlerde ! Peki var mıdır elde edince mutlu olan…elde edilen mutluluk değilse ne önemi var o zaman diğerlerinin …Bütün bu düşüncelerimizle,yaptıklarımızla mutluluğumuzun önüne set çekip,onu gelecekte arıyoruz…sanki geleceğimiz, yarınlarımız garanti gibi mutluluğumuzu da hep gelece bırakıyor, geleceğe erteliyoruz… şu an ki mutluluğumuzun kıymetini bilmiyoruz..Elbette bir gün gelecek o gelecek de gelecek… ama şu kaçınılması zor olan bir gerçek ki yine mutlu olamayacağız …Hadi diyorum kendime hadi yanılıyorsan düşüncelerinde…ama sonra yine diyorum ki,bizden önce gelen hangi insan,huzurunu,şükrünü geleceğinde bulmuş,hangi insan bâki kalabilmiş bu hayatta!
Mutluluğun farkına varmak ve mutluluğu tatmak hepimizin isteği amacı arzusu iken ve en önemlisi de mutluluk da üzüntü de bize bırakılmışken hangimiz onu evlerimize, yüreğimize davet edip, onu bir ömür buyu dünyamıza,hatta kısacık ömrümüze alabiliyoruz?Bütün bunlar yetmiyormuş gibi bir de,dünyaya geliş amacımızı unutup,elimizde olan nimetlerle yetinmeyi,O’ na şükredebilmeyi de unutmuşuz…Bazen en güzel mutluğun yetinmek olduğunu bazen şükretmek, bazen teşekkür etmek ve hatta bir tebessüm etmek olduğunu da unutmuşuz ve unutmaya da devam ediyoruz…
Farkında olmadan hiç bitmek bilmeyen isteklerimiz uğruna elimizde olan güzellikleri de bir gün kaybediyoruz…Hep daha fazlasını isteyip mutluluğumuzu geleceğe erteliyoruz ,sonra gün geliyor,geçmiştekileri de bulamıyoruz. Yaşlılarımızın dillerinden düşmek bilmeyen’’ ah nerede o eski günler,nerede gençliğimiz’’ satırları an be an kulağımızdayken,onlar geçmişlerine ,belki de bir tabak çorba ile doyabildikleri o güzel günlere bu kadar hasretken biz neden hala elimizdekilerle yetinmesini bilmiyoruz…Şükür kapımızı kapatıyoruz âdeta…
Vel hâsıl hep bir şeyler eksik kalıyor… şu satırlar ne güzel anlatıyor gaflet içinde geleceğe olan yolculuğumuzun hikayesini;
‘’Küçücük bir noktadan bile küçük olduğumu fark edince varlık ırmağının üzerinde ,büyük hiçbir şey kalmıyor geriye.Ve bir nokta kadar küçülecek denli uzaktan baktığımda yaşama ,hiçbir şey can acıtmıyor,
Anladım ki ne geçmiş var ne gelecek,’’Sufi An ‘ın oğlu’’ .An bir nokta hâl bir nokta…
Bir nokta imiş aslı sühan evvel ü âhir,sözün başı sonu bir nokta’’
O halde diyorum ki ne geçmişte arayalım mutluluğumuzu ne de gelecekte…geleceğe ne karanlık bakalım, ne de her şeyi geleceğe bırakalım…sadece geleceğe biraz ümit, biraz da ışıkla bakalım…ve geleceğimizin mutluluğuna da yatırım yapmay,ı şükredici bir kul olarak yaradandan yarının mutluluklarını her an istemeyi unutmayalım …
Sınırlı zamanda sınırlı günlerde mutluluk denizine ulaşmayı, her anımızın son anımız gibi olduğu düşüncesini bilerek mutlu olabilmeyi en büyük akîdemiz kabul edip,an’ı yaşamasını bilelim.
Mutluluğumuzu gelecek ya da geçmişte değil de, hep o eksik sandığımız zamanlar da arayalım ve bulalım. Şükür kapısını biraz aralayalım ya da hiç kapatmayalım…












LOKMAN KOYUNCUOĞLU
MERT ASLAN
EDA BİLDEK
HAMDİ BAĞCI
RABİA TAŞCI
İSMAİL ÜNVER
HAMDİ ÜLKER
ÜMMİYE YILMAZ ERÇEVİK
ALİ DEMİRAYAK
HAZAL TAŞ
ALEV AYYILDIZ







